EROL ZAVAR İÇİN - 29 Haziran 2008
'Gelecek öyle uçsuz bucaksız duruyor ki/Ve ben ne olacağını
merak ederken/hani filmin en güzel sahnesinde/sinemadan çıkar gibi/hayattan
çıkıp gidemem/Kusura bakma ölüm/Adın çok soğuk gelemem...'
Sözleri babası Erol Zavar'a ait olan, gözleri buğulu küçük bir kız çocuğunun,
yüreğinin tellerine değdirerek Ankara'nın ulu orta yerinde dillendirdiği bir
şiirden bu dizeler. Erol Zavar, münzevi bir sol derginin yazı işleri müdürü
olması sebebiyle dile getirdiği düşünceleri yüzünden bizi muzdarip kılan ve
şimdiyse Sincan F Tipi'nde suçlu düşünceleriyle baş başa bıraktığımız 'düşünce
suçlusu', mesane kanseri olarak yaşama mücadelesi veren bir aydın. Aynı
zamanda, resimlerde büyüttüğü ve dünyaya gelişini babasının kanser hastalığıyla
müjdeleyen yedi yaşındaki Özgecan ve beş yaşındaki Özgür Deniz'in babası.
Bugüne değin sekiz yılı bulan tutukluluk süresi boyunca onaltı kez ameliyat
edilmiş olup, vücudundan elliyi aşkın kanser tümörü alınmıştır. Tabipler Odası
başta olmak üzere çeşitli meslek kuruluşları tarafından yapılan tüm uyarı ve
hukuki başvuruların Adalet Bakanlığı tarafından sonuçsuz bırakılması ve
Zavar'ın gün gün, santim santim ölüme terk edilmesi, bu kurumun suyunun başında
bulananların adalet teranelerinin laf-u güzaftan öteye gitmediğini bir kez daha
göstermektedir. Aynı şekilde yüzü aşkın avukat tarafından Adalet Bakanlığı'na
yapılan dilekçeli başvuruda 'Zavar ile ilgili durumda sadece insani duyarlılık
ve vicdani boyutun değil, yasal gerekliliklerin de infazın geri
bıraktırılmasını ön görüldüğü' belirtilmiştir. Fakat bakanlık tarafından bu
başvuruya da duyarsız kalınmış ve olayın akıbetine dair bir ilerleme ne yazık
ki sergilenmemiştir.
Av. Şafak Yıldız, Zavar'ın sadece kanser hastalığı ile değil aynı zamanda F
Tipi hücre koşulları başta olmak üzere gerek cezaevinde ve sevk sırasındaki
ring araçlarında gerekse de hastanelerde maruz kaldığı hukuk dışı baskı ve kötü
muamelelere dikkati çekerek cezaevlerinde sıkça dillendirilen insanlık dışı muamelelerle
tutuklulara yönelik uygulanan hukuksuzluğu gözler önüne sermektedir. En son,
tecrit uygulamalarına karşı müvekkillerini hukuki olarak müdafaa edecek bir
pozisyonunun kalmadığını görerek ölüm orucuna başlayan Av. Behiç Aşçı'nın böyle
bir eylemlilik içerisine girmesi zaten durumun vahametini gözler önüne
seriyordu. 122 insanın ölümüyle sonuçlanıp Behiç Aşçı'nın 123 olmasına ramak
kalmışken ara verdiği ölüm orucunda, Adalet Bakanlığı'nın bugüne değin beş
yıldızlı otel diyerek yere göğe sığdıramadığı F Tiplerinde uyguladığı tecrit
gerçeğini kabul eder duruma gelmesi olumlu bir adım olarak değerlendirilmiş ve
bu konuda taraflar arasında bir uzlaşma sağlanarak Bakanlık tarafından tüm
cezaevlerinde uygulamaya konulması üzere bir genelge yayınlanmıştı. Fakat TAYAD
(Tutuklu Hükümlü Aileleri Yardımlaşma Derneği) tarafından yapılan açıklama da
bu genelgenin, cezaevi müdürlüklerinin keyfi uygulanama duvarlarına takılarak
uygulanmadığına işaret edilmektedir.
Görüldüğü gibi h‰l‰ devam eden bu tecrit koşulları içerisinde Erol Zavar'ın
cezaevinde yardıma muhtaç olmadan yaşamını sürdürmesi ne yazık ki imk‰nsız
denebilecek bir hale bürünmüştür. Hastalığından dolayı eşinin ciddi bir
beslenmeye muhtaç olduğunu dile getiren Elif Zavar, Erol'un en çok Brüksel
lahanasını besin olarak alması gerektiğinin, fakat bırakınız lahananın,
domatesin bile tecrit koşullarının uygulamalarına uymadığı için kendisine
verilmediğini belirtmektedir. Cesur ve vefalı bir kadın olan Elif Zavar yıllar
yılı tüm bu olumsuzluklar yetmezmiş gibi il il eşinin peşi sıra o cezaevinden
bu cezaevine koşturup durmuş. Eskişehir, Tekirdağ, Edirne derken Erol'un en son
Ankara Sincan F Tipi'nde tutulmasına karar kılınmış. Biri içeride diğerleri ise
dışarıda hapsedilmiş bir öykünün, trajik ama dirayetli kahramanlarıdır Zavar
Ailesinin mensupları.
Şimdi hepimiz, yedi yaşımıza dönerek Özgecan ile empati kuralım. Çocuk
düşlerimizin enginliğinde bir baba eksikliğinin ne demek olduğunu belki en çok
böyle anlarız. Çok yakında bu küçük kız çocuğu, yaşının acılarını kardeşine
bırakıp ufuksuzluk ülkesi Türkiye'de yeni acılı günlere yelken açacak. Oysa en
çok bu çocuklara yakışır yaşamı dolu dizgin yaşamak ve onların acılarının
babasıdır içimizde büyüttüğümüz insanlık. Düşünce özgürlüğünün olmadığı,
insanların düşünce edimlerinden dolayı cezalandırılıp toplumdan
uzaklaştırıldığı bir ülkede demokrasiden söz edilemediği gibi hukuktan da
bahsedilemez. Erol Zavar'ın ve tecrite maruz kalan tüm siyasi tutsakların
tedavilerinin insani koşullarda gerçekleştirilebilmesi adına 'Erol Zavar'a
Yaşama Hakkı Koordinasyonu' tarafından düzenlenen etkinliklere destek sunarak
tez elden duyarlılığımızı göstermemiz büyük bir insani görev olarak önümüzde durmakta.
Aksi takdirde yarın çok geç olacak gibi gözüküyor.
gundemonline.com