Sen Hala Uzağında Mısın Kavganın?
Hepimizin birçok sorunu var. Sorunlarımızın kaynağı bu
düzendir. Yoksulluk, açlık, işsizlik yaşıyoruz, baskı ve zulüm görüyoruz, her
gün adaletsizliklerle karşı karşıyayız, çalıştığımız yerlerde patronlar
tarafından emeğimiz sömürülüyor, hakkımız yeniyor, yeri geliyor küfürleriyle,
hakaretleriyle karşılaşıyoruz. Fakat tüm bunların karşısında ne yapabiliyoruz?
İşte temel sorunumuz budur!
Emekçiyiz, işçiyiz, memuruz, köylüyüz, ev
kadınıyız, gecekondu yoksuluyuz, öğrenciyiz, inançları, düşünceleri, dili,
kültürü baskı altında olanız...
Ve Uyanır Kent, Açların İsyan Şarkılarıyla...
Seni bu gece Paris’e davet
ediyorum. Ama bulvar kahvelerinde “göçmenlerin tradejisini” tartışmaya değil.
Umutsuzların umudunu paylaşmaya gidelim Paris’e...O halde bir sigara yak. İşte
şimdi ben de yaktım. Ve işte şimdi Paris’teyiz...
Umutsuzluk böyle bir
şeydir ki umut yaratır bağrında. En umutsuzlar, en büyük umutların ebesi olurlar
bu nedenle.
Yaldızlı saraylarınızın harcında kanımız, gezdiğiniz bulvarların
temelinde cesetlerimiz vardır. Ki, yetmiyor size, bunca kan ve ceset. Döndürmek
için kapitalizmin o meşum ve meşhur sömürü değirmenini, eziyorsunuz bizim
karakafalarımızı....
Devamı >>
Hala “Futbol” Güzellemesi Mi?!
“Futbol olmasaydı,
Portekiz’i
yönetemezdim.”[1]
“Futbol”...
Büyük bir çoğunluğun
hayatındaki, “masum” ve “olağan”mış gibi sunulsa da, “sadece futbol” olmayan,
olması da mümkün olmayan şey...
“İyi de, o ne” mi?
Nereden yanıtladığınıza
bağlı...
Örneğin Celâl Üster gibi, “Futbolun, daha doğrusu ‘top oyunu’nun,
beş bin yıl önceye giden kökenleri”nden de söz edebilirsiniz; veya Haluk Sunat
gibi, “Futbol bir oyundur. Hayat da. Futbol sadece futbol değildir, artanı
hayata dahildir. Herkes hayatını ve futbolu kendi meşrebine göre yaşar,” da
diyebilirsiniz! Devamı >>
Bir İlan
27 Nisan tarihli Birgün
Gazetesi'nin 4. sayfasında bir ilan yayınlandı. İlan, devrimci hareketin önder
kadrolarından Sabahat Karataş'la ilgiliydi... Sabo'nun ismini, resmini gören
yoldaşları, devrimciler, hemen altındaki dizeleri okumaya başladılar...
Ama okudukları, o resme yakışır satırlar değildi.
Bu devlet kimin devleti?
Halka Ait Bir
Devlette Halk Bu Kadar Ölür Mü?
Halkın iktidarının işbaşında
olduğu ve halk için varolan bir devlette, halk bu kadar çok, bu kadar ucuz
ölümler yaşamaz. O zaman bu devlet halkın devleti değildir.Tuzla tersanelerinde
yaşanan ölümler üzerine, Çalışma Bakanı Faruk Çelik diyor ki; "böyle üzücü
olaylar cereyan etmeye devam edecek".
Devam edecek olan ne? İşçilerin
ölümleri. Neden engellemiyorsun öyleyse, elini tutan ne?
Ölü Çocuklar Cenneti
Ölü Çeçen çocuklar vardır cennette. Ölü Çeçen çocuklar, cennetteki
diğer çocuklarla oynar. Çocuk her yerde çocuktur. Cennette bile onlara huriler
ve gılmanlar değil, uçsuz bucaksız oyun alanları tahsis edilmiştir. Cennete ve
belki... Yani ve adeta… Keşke!
Ölü Çeçen çocuklar orada, ölü Filistinli
çocuklarla top oynar mesela. Ve topları işgalcilerin camını kırmaz. Ve hiç kimse
toplarını ve kendilerini kesmez bu nedenle. Ki cennette ölüm yoktur zaten…
Ölü Çeçen çocukların kız olanları, mesela Iraklı kız çocuklarıyla evcilik
oynar. Ve bezden bebeklerini sıkı sıkıya göğüslerine bastırır. Sanki bir
bombadan korumak ister gibi. Belki annelerinden görmüşlerdir böyle davranmayı.
Oysa cennete bomba düşmez.
Devamı >>
Yağmur Temizlemez Kan İzlerini
Tinerci çocuk da
kalktı yerinden. Sallana sallana uzaklaştı. Bir kaç polis geldi. Akşamki
sakallarını bölüştüler, kendi tabirleriyle. Bir fahişe durdurdu beyaz bir
Reno’yu... Beyaz bir Reno, caddeden ateş açtı insanların üstüne. İnsanların çoğu
paniğe kapıldı. Kazancı Yokuşu, insan yığınıyla doluydu. İnsanlar dolmuştu koca
binaların arasına. Korkudan birbirlerini eziyorlardı. Panzerlerle yürüyordu
polis halkın üstüne... Elli üç dernek, doksan dokuz işçi sendikası... Beş yüz
bin emekçi... Yok edilmek isteniyordu. Senaryo, günler öncesinden planlanmıştı.
Tanıktım ben bütün gizli sohbetlere, planlara. İşçiler, sokak başlarına
yığılmıştı.
Devamı >>
Faşizmin Şiddeti Her Zaman Orantısızdır
Onlar, 1 Mayıs'ta kafası, gözü
yarılanlar, yerlerde sürüklenenlerdir.
Onlar, işçiler, emekçiler,
öğrenciler, kadınlar kısacası halk olarak bayram kutlaması için çıktıkları
sokaklarda böylesine vahşice saldırıya uğradılar.
Bu vahşetin
sorumluları, Başbakanı, bakanları, valisi, emniyet müdürü, bu ülkenin insanı
olabilirler mi? Bu ülkenin insanları, halka, emekçilere bu kadar düşman olabilir
mi?
Saldırdıkları, kurşunladıkları, yaraladıklarına büyük düşmanlıkları
vardı.
Niye bu kadar düşmanlar? Neden bu saldırı? Kim bu saldırgan
güruh? Bu saldırganlıkla neyi koruyorlar?
Cezaevlerindeki Son Çığlık Ve O Beyaz Gemi
Unutmak mümkün mü, bu ülkedeki acımasızlığın
tarihini... Etime, iliğime işledi korkusu... Gözlerim yırtıldı bu korkudan.
Bayrak törenlerinde hep içim üşüdü... İnsanın kendi ülkesinde bir yabancı gibi
yaşaması ne demektir; ne demektir, kalbine batan aykırı bir dikenle yaşaması...
Ben bu ülkede, hep gitmekle kalmak arası yaşadım... Doyasıya sevmekle, bütün
varlığımla nefret etmek arasında gittim geldim...
Ne kadar sevsem de hiçbir şeyi unutmuyordum ve neden ondan bütün varlığımla nefret ettiğimi biliyordum: Çünkü hiç unutmuyordum, ortaokul çocuklarına seyrettirilen idamları...
Kol Kırılır Demokrasi İçinde Kalır
Newroz kutlamalarında tanık olduk bir vahşete daha. Bir sivil polis
tarafından newroz kutlamasına katılan 15 yaşındaki çocuğun kolunun güvenlik
güçleri! tarafından kırılışına tanık olduk.Kırılan bir
kol, çocuğun yüzündeki acı ve çocuğun kolunu bile bile kıran polisin yüzündeki
tiksindirici iğrenç gülümseme. Bak nasılda kırıyorum kolunu iyi çek, diyordu o
iğrenç yüz ifadesi.
Kızıldere Dünümüz, Bugünümüz, Yarınımızdır
Kızıldere'de açılan yol, devrim yoludur; bizi bağımsızlığa, demokrasiye ve
sosyalizme götürecek uzun ve ancak güzel ve görkemli bir yoldur... bu yolda
birleşelim. Türkiye halklarının mücadelesinin politikleşerek yükseldiği
1960'ların sonlarından bugüne, mücadelenin ilerlediği, gerilediği, kesintilere
maruz kaldığı çeşitli dönemler oldu. Bugün açısından baktığımızda, mücadelemizin
kitlesellik ve diğer bazı açılardan geçen 40 yılın en üst düzeyinde olduğunu
söyleyemeyiz; fakat Türkiye devrimi açısından umudumuzun ve inancımızın en üst
düzeyde olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü geçen 40 yıl, ülkemizin devrimden başka
çıkışının olmadığını tekrar tekrar göstermiştir. Bunun kitleler tarafından açık
olarak görülüp politik bir tavra dönüşmesi, bir süreç işidir, ama bu nesnelliğin
kendini her geçen gün daha fazla hissettireceğini bugünden söyleyebiliriz.
Uras'ın Önerisi Kime Hizmet Eder?
Uras'ı ÖDP Genel Başkanlığı'na seçenlerin bir kısmı kuşkusuz tam da bunu, yani
düzeniçi politika yapması için seçmişlerdi. Kendisini bunun için seçenleri
yanıltmıyor Ufuk Uras...
ÖDP'de hala devrimin, sosyalizmin
savunulabileceğini düşünen, "Genel Başkanı" ndan bunu yapmasını bekleyenlere ise
kalan, sadece bir hayal kırıklığı ve aldatılmışlık olacaktır.
Oligarşinin
Ergenekon Davası-AKP'ye kapatma davası üzerinde somutlaşan siyasal krizi,
düzenin çeşitli kesimlerini "krizi çözmek üzere" harekete geçirdi. Harekete
geçenlerden biri de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'dü. Gül, bu gelişmeleri görüşmek
üzere meclisteki partilerin (DTP hariç) temsilcilerini Çankaya'ya çağırdı.
AKP'nin Türban İstismarı
Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki, türban bir inancın simgesi
olduğu kadar, aynı zamanda oligarşi içi çelişkilerin de simgelerinden biridir...
AKP için her şey piyasa malıdır! Türban da öyledir!
AKP inanç
özgürlüğünü savunmuyor; iktidarını pekiştirmeyi hedefliyor!
Düzen içi
islamcılık, hiçbir inancı savunamaz; kullanır!
Kimse sorun çözüldü, artık
gündemden çıkacak sanmasın; Türban "kullanıldığı" sürece sorun da
çözülmeyecektir!
AKP'NİN TÜRBAN İSTİSMARI
Tayyip
Erdoğan'ın 14 Ocak'ta İspanya gezisi sırasında "velev ki siyasi simge olsun...
simgelere yasak getirebilir misiniz?" diyerek yeniden gündeme getirdiği türban
sorunu, AKP ve MHP'nin türbanı üniversitelerde serbest bırakmak için anayasa
değişikliğinde anlaşmalarıyla yeni bir aşamaya geldi.
Kamber Ateş Nasılsın
Ama Mamak görüşlerinde, yavaş sesle konuşmak, el, kol, yüz hareketleriyle işaretleşmek ve Türkçe'den başka bir dille konuşmak kesinlikle yasaktı. Yasak herhangi bir biçimde ihlal edildiği anda görüş kabininin her iki tarafında, giriş kapılarının önünde alıcı kuş gibi bekleyen görevli askerler, talimatlara uyulmadığını belirterek, hemen "görüş bitti" diyorlar, tutuklu apar topar, görüşçüsünün gözleri önünde tartaklanarak alınıp götürülüyordu. Aynı muamele görüşçüye de yapılarak kapı dışarı ediliyordu.
Suçu ve Suçluyu Övmek
Türk ceza kanununun 215.maddesinde "suçu
ve suçluyu övme maddesinde"; “İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan
dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, iki yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır." denilmektedir.Evet Tc nin kutsal yasalarında belirtildiği üzere
işlenen bir suçu(!) övmek, olumlu olarak görmek dahi suçtur. Malumunuz
demookkrasii, hukukkk , özgürlükkk ülkesindeyiz. Ama her şeyinde bi sınırı var
değil mi…
Şimdi Sorgulama Zamanı
Abdullah Öcalan, 2007 Mayısında avukatlarıyla yaptığı görüşmede,
"Avrupa bizi sattı" diyordu. Bugünlerde, Kuzey Irak'a yönelik saldırıların
ardından aynı söz ABD'ye yönelik olarak sık sık tekrarlanıyor. Daha yakın
zamanda yapılan "ABD'ye bir düşmanlığımız yok" türündeki resmi açıklamaların
aksine, ABD'nin pragmatistliği, milliyetçiliği kışkırttığı, Ortadoğu'daki
planlarını sorgulayan, eleştiren yaklaşımlar görülüyor. Bu yaklaşımlarda AB'ye,
ABD'ye ve kendi deyimleriyle "uluslararası kurumlara" ilişkin şaşkınlık, hayal
kırıklığı iç içe geçmiş olsa da, bir sorgulama ihtiyacı da dile getirilmiş
oluyor
Bir Kez Daha Devrimci Eylem Anlayışı Üzerine
Bir süredir çeşitli şehirlerde süren araba yakma eylemleri ve 3
Ocak'ta Diyarbakır'da gerçekleştirilen bombalı eylem, eylem anlayışı üzerinde
bir kez daha durmamızı gerekli kılmıştır. Baştan belirtmeliyiz ki, ne bu
biçimiyle araba yakma eylemleri, ne de Diyarbakır'daki eylem, devrimcilerin
yapacağı veya savunabileceği eylemler değildir. Bu eylemleri, muhtevasıyla ve
ondan bağımsız olmayan biçimiyle eleştiriyor ve mahkum ediyoruz.
Yanlış
eylem çizgisi, en genel anlamda halkın kurtuluşu adına çeşitli siyasi
örgütlülükler aracılığıyla sürdürülen mücadelede, Türkiye soluna uzun bir
süredir büyük zararlar vermektedir.
Sahte Milliyetçilik Ve Milliyetçiliğin Sahtekarlığı
Hep söylemişizdir; yarın ülkemize yönelik bir açık işgal gerçekleştiğinde,
işgalcilerle ilk teslim olacak ve işgalcilerle işbirliğine girecek olan
onlardır. Daha birkaç hafta öncesine kadar Amerika'ya söylemedikleri
kalmamıştı. "Amerika bölücüleri himaye ediyordu. Türkiye üzerinde hain emelleri
vardı.." vs. vs. "Milliyetçiler" çok kızgındılar Batı'ya. Özellikle de
ABD'ye. Bu kızgınlıkları, bir günde yerini hayranlığa bıraktı.
Şimdi Sıra Bizde…
Elindeki milli piyango biletleri ile hızlı hızlı yürüyerek gidiyor
bilet satıcısı. Bir yandan da bu yılki yıl başı ikramiyesinin kaç milyar eski
para birimimizle kaç trilyon olduğunu bağırarak kalabalığın arasında kayboluyor.
Büyük ikramiye XX milyar… Çıkmaz demeyin
şansınızı deneyin, “yeni yıla zengin girin” ya çıkarsa ve en sonunda söylenen belkide bu sefer sıra sizde…
Bu Gözler, Başka Hangi Acıları Görecek?
1937'den 70 yıl sonra, 2007'de "O acıları hayal bile edemeyecekleri yoğunlukta
yaşatacağız" dedi Genelkurmay Başkanı Büyükanıt. Dolaşıyoruz tarihte. Ve soruyoruz; hayal bile
edilemeyecek bir acı var mı acaba Cumhuriyet tarihinde? Sadece iki yıl içinde
–1937-38– 90 bin kişi katledildi Dersim'de. Ve kimse tarihin bu kesitini
yazmıyor, konuşmuyor. Evet, herhangi bir olaydan, sıradan bir rakamdan değil, 90
bin kişinin katledilmesinden bahsediyoruz.
Kardelen Ayşe!
"Kardelen Ayşe, Kardelen Ayşe
Na'pıyorsun bize söyle
Hayalimi yazıyorum
Öğretmen olmak istiyorum"
Hatırladınız değil mi, bu reklam filmini? Hatta melodisiyle mırıldanmaya bile başlamışsınızdır. Öğretmen olmak isteyen ve bu hayalini kara tahtaya yazan bir kız çocuğu olan "Kardelen Ayşe" ve ona soru soran diğer kardelenler… İnsanın içini ısıtan, ama biraz da buruk bırakan o reklam filmi aslında ülkemizdeki eğitim sistemini bütün gerçekliğiyle ortaya koyuyor, nasıl mı?
Mutlu Olmak Uzaktı Bize…
Bizim mutsuzluğumuz bizden kaynaklanmamıştı. Ne duyulan ucuz
bir aşkın acısıydı, ne de kendi küçük hesaplarımızın verdiği üzüntüydü
mutsuzluğumuzun nedeni. Bizler zaten hiçbir zaman küçük hesaplar yapmamıştık,
ortaya koymuştuk hayatımızı, ve sevgilerimiz iki yüzlü, sahtekarca da değildi.
Kendimizi unutmuştuk çoğu kez başkalarının acısına ortak olurken. Kimilerine
göre hayatımız boşa harcanmış/harcanacak bir çabaydı. İşte bu nedenlerledir
mutsuzluğumuz.
Kürtçe Ne Zaman Yasak, Ne Zaman Yasaldır ?
13 askerin ölümü sonrasında haber bültenlerinin, gazetelerin
delicesine bir şovenizm ile dolduğu günlerde haber bültenleri konu sıkıntısını
aşmanın mutluluğu ile aynı görüntüleri otuzuncu defa gösterip kendisini tatmin
etmeye çalışırken bir haber geçiyor; “Şehit komandoya Kürtçe ağıt”. Bu haber
sadece tv de değil internette, gazetelerde de sık sık karşımıza çıktı tabi ki.
Askere Kürtçe ağıt konusu da daha önce yaşanmış bir olaydı ve ilk değil.
Mevsimlik
Onlar ki hayallerini, bir ovaya; umutlarını bir kamyon kasasına mahkûm
etmişlerdir. Doğumlar, çocukluklar, oyunlar, düğünler ve cenazeler, ne varsa
hayata dair, içinde yokluk, içinde öfke, içinde umutsuzluk barındırır. Ve ona
rağmen, en doğal, en anlamlı hayatlar yaşanır. En güzel çocukluklar, en güzel
aşklar, en güzel dostluklar, bu topraklardadır.
Esaret Altındaki Bayrak
Bayrak asın!" diye hezeyan içinde çırpınmaya devam ediyor. Bir lig maçında, bir
sendika kongresinde, hapishanelerle ilgili bir eylemde, kadın sorunlarıyla
ilgili bir protestoda "milli bayrağın" ne işi var, diye sormuyor kendine.
Herkesi tehdit ediyor, "bayrak asın!"...
Öylesine hezeyan içindeki biraz
sonra sözünü şöyle tamamlıyor: "Bayrak asmayanı asın!"
Oysa... bayrak
astırmanın adeta bir histeriye dönüştüğü bu ülke, ulusal onuru emperyalistler
karşısında ayaklar altına alınmış bir ülkedir. Ekonomisini, ordusunu, siyasetini
kendisi yönetemeyen bir ülkedir. Her şeyini emperyalist güçler belirler.
Afyon İmparatorluğundan Eroin Cumhuriyetine
Dünyadaki kısıtlama eğilimi sonrası, dünyanın pek çok yerindeki eroin
tacirleri Türkiye’ye yöneldi ve yeni Cumhuriyetin iktidarlarına bu topraklarda
eroin üretimi işine girilmesini teklif ettiler. Bunun üzerine İstanbul’da
1926-1929 arasında üç eroin fabrikası kuruldu.1926 yılında Japon sermayesi,
İstanbul’daki ilk yasal eroin fabrikasını kurdu.
Devrimci Halk İktidarı Neden Gerekli?
Menderes döneminde zulüm bitmediği gibi, sömürü katmerleşti, emperyalistler
ülkemize yerleşti. 1970'lerde dağlara taşlara "Umudumuz Ecevit" diye yazıldı;
toprak işleyenin, su kullananın olacak diyordu Ecevit, "Ak günler" vaat
ediyordu... Zamlar, kuyruklar, katliamlar ve sıkıyönetimler dönemi oldu Ecevit
iktidarı da... Özal'la "liberalleşecektik, demokratikleşecektik"; tam bir soygun
ve yozlaşma cumhuriyetine döndük... "Bana 500 gün verin, sizi rahata
erdireceğim"dediği için Demirel'i destekledi halk, ev, araba sahibi olurum diye
Çiller'e verdi oyunu.
Ben dövdüm... öldü... pişmanım...
İyi günler Tavır Dergisi yöneticileri. Ben bir polisim. Tabi
okuyucular şaşırabilirler. Tavır Dergisi’nde bir polisin mektubu nasıl
yayınlanır diye? Niye yayınlanmasın ki? Ben de insanım... Yemek yiyorum,
içiyorum, uyuyor, uyanıyorum... Pişman oluyorum... Yani ben eksiksiz bir
insanım... Bu nedenle de sizlere yazıyorum...
Yüreğimde Yetim Bir Sızı
Sabah akşam dayak yiyip aşağılanan
çocuklar, artık ağlamamayı da öğrenmişti. Küçük çocuklara ağlamamayı öğretmek
pek de zor olmamıştı onlar açısından. Naylon terliklerle başlayan dayak faslı,
ağladıkça şiddeti artan bir işkence oluyordu. Sopaların üstünde "cennetten
çıkma", "baklava" gibi çeşit çeşit isimler yazıyordu. Dayağı kutsal veya tatlı
bir şey gibi görüyorlardı demek kendi ruh dünyalarında.
Ülkeyi Kurtarma Vakti
Seçilme hakkı egemen sınıfın hakkıdır. İşçinin, köylünün, emeklinin, emekçinin öyle bir hakkı olamaz çünkü bu iş için “vatan sevgileri” yetmez. Oysaki egemenlerin vatan sevgileri nakite dönüştüğü için, ülkeyi yönetmeye de, bu nakite dönüştürülmüş vatan sevgileri ile “yatırım yapma” imkanları vardır.
Halka Zarar Veren Eylemler
23 Mayıs'ta Ankara Ulus'ta meydana gelen ve 7 kişinin ölümüyle sonuçlanan
patlama üzerine Dr. Bahoz Erdal'ın açıklamaları
yayınlandı. Ve işte bu noktada da, kim yapmış, kim üstlenmiş tartışmasının ötesinde, Kürt
milliyetçi hareketin bu anlayışı tartışılmak zorundadır.
Özgür Kız, Özgür Oğlan
Özgür kızlar özgür oğlanlar bu yazım size. Bilmem böyle sitelerde işiniz olur mu, hani olur ya yanlışlıkla girerde okursanız yazılanları, size göstermeye çalıştıkları dünyadan başka dünyalarda olduğunun belki görürsünüz.
Bizim Mahalleyi Teröristler Bastı
Hakkı'yı Eylem'i ise ateşlerle yakmışlar. İnsan yakılır mı?
Ama onlar
insanları yakmışlar. Arzu abla dumandan boğularak ölmüş. Hani
upuzun sakalları
olan Dursun Abi var ya o bayılmış. Az daha o da ölüyormuş
dumandan. Evde yangın
çıkmış. Ben gidecektim Sultan Abla'nın yanına ama
annem göndermedi. Benim
kocaman silahım vardı. Bi vurdum mu... Onlar ölünce
ben çok ağladım o kadar çok
ağladım ki...
Hangi Annelerin Günü ?
Özel bir gün daha.
Anneler günü. Hadi annenize bir hediye alın. Hala almadınız mı hadi koş hemen
gel, annene en uygun hediyeyi al…Son bir haftadır
reklamların ana konusu hep anneler günüydü. İlgili ilgisiz her ürüne anneler
günü reklamı hazırlamış firmalar.Anneler günü, babalar
günü, öğretmenler günü, sevgililer günü… diye liste uzayıp giderken kapitalist
sistemde bu günleri hiç kaçırmıyor.
Devletin Cinsel
Şiddet Kalpazanlığı
Hamile kadına işkence yapılırken "Olsun, bunu düşür, bir tane de benden yaparsın" sözleriyle kanımızı tutuşturuyor.
Hangi Hayat Sığar Rakamlara
Sovyetler Birliği, Hitler'in faşist ordusuna
direnirken ve Sovyet askerleri anavatanlarını korumak için ölesiye savaşırken,
bir halk 20 milyon evladını kaybetti. 20 milyon... Dilin bir çırpıda ettiği bir
söz. 20 milyon... Paraya vurunca alınır satılır bir değer. Doları ve eurosu ağız
sulandıran bir rakam. TL'si dönüp bakılmayacak bir değer. 20 milyon beden gözle
canlandırılamayınca başvurulan kaynaklar ne kadar alçaltıcı olabiliyor. Hangi
hayat kaç paraya satın alınabilir ki, paraya vuralım değerini. 20 milyon can.
Onca ülkenin nüfusundan kat kat fazla beden, ruh, can... Özgürlüğün diyeti.
Hangi para satın alabilir ki artık, böyle kazanılmış o büyük özgürlüğü?
UĞUR'suz Ülke
Uğurun bedenine 13 kurşunu sıkan polisler ile katil polislere beraat veren hakimler acaba evlerine gittiklerinde kendilerinden utanmadan, tiksinmeden çocuklarına nasıl dokunabiliyorlar, gözlerine nasıl bakabiliyorlar…
17 Yaşında Bir Tabut
Bana 17 yaşında bir çocuğun, tabutunu resimleyebilir misiniz Sayın Evren? Tarih:12 Eylül 1980.CIA’in Ankara İstasyon Şefi Paul Henze o gün her zamankinden daha heyecanlı ve hareketli görünüyor.’Our boys have done it!’
'Yalnız değilmişim Atam, dekolte tişörtümü beğendiniz mi?'
Keşke ben de Kemalist Dininin bir mensubu olsaydım. Her daim
vesayet altında bir çocuk gibi yaşasaydım.
O zaman Anıtkabir'in mermerlerine
başımı dayar, bi yandan mermerleri öperken iki yandan 'Çok yalnızım Atam!'
derdim.
Öğretmenler Yeni Nesil Sizlerin Eseri
Bu sözü hepimiz çok iyi biliriz.Sizler bu sözü duyduğunuzda kendinizle gurur duyardınız, birden koltuklarınız kabarır, kasılırdınız, öğrencilere bakarak.Öğretmenler yeni nesil sizlerin eseri olacaktır.Ve Oldu.
Geliyor musun?
31 Aralıkta gözlerini kapatanlar, 1
Ocak'ta aynı kanlı dünyaya uyanıyorlarsa; Noel Baba, bizim ellere uğrayıp
dertlere derman, hasrete vuslat çıkartmıyorsa torbasından; acı aynı acıysa, ve
açlık daha da katmerliyse, ve zulüm hala aynı zulümse... değişen bir şey yok
demektir. Zaman aynı zamandır. Değişen sadece rakamlardır. Kötümser sözler
mi bunlar? Öyle mi dersin? Oysa ben sana hakikatlerden bahsediyorum.
Hakikatlerden ve başka bir zamanı yaratmanın mümkünlüğünden.
Daha On Yediymiş...
Bir genç varmış…Daha on yedisindeymiş… Umutları varmış…Eşitlik, hak, adalet istermiş… Birde bakmış vatan haini olmuş… Mahkemeler kurulmuş… Fermanlar yazılmış...
Herkesin Bildiği Ama Göremediği: Derin Devlet
Eski başbakanlandan Bülent Ecevit ve eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel gibi sonunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da 'derin devlet' gerçeğini kabul etti. Kamuoyu ise neredeyse artık herkesin bildiği, Başbakan Vardır' dediği, 'derin devlet' ilişkilerinin neden çözülemediğini merak ediyor.
Greenpeace De Terörist!
Greanpace'ye Danimarka'da "terör
yasası"ndan dava açıldı... Peki ne yapmıştı Greenpeace? Ziraatçılar Birliği'nin
Kopenhag binasına girerek, binanın dışına büyük bir pankart asmıştı. Evet, hepsi
bu kadar... Ve Danimarka, 11 Eylül'den sonra yasalarına eklediği bir maddeye
dayanarak "terör" suçundan yargılayacak Greenpeace'yi...
Greenpeace, çevre
sorunları konusunda eylem yapan bir örgüt. Siyasal bir iddiası yok. Mevcut dünya
düzenine temelden bir itirazı yok.
Greenpeace, örneğin NATO'ya karşı çıkmaz,
NATO'nun nükleer silahlarına karşı çıkar. Greenpeace, emperyalist tekellere
karşı çıkmaz, sadece onların çevreyi kirletmelerine karşı çıkar. Greenpeace,
küreselleşmeye karşı çıkmaz, "daha insani" bir küreselleşmeden yanadır...
Tek Yol Kapitalizm
Tek yol kapitaliz mi? Her koyunun kendi bacağından asıldığı, bize dokunmayan yılanın uzun ömürlü olmasında hiç bir sakınca görmediğimiz zihniyet.Asgari ücret yani işçilerin ölmemesi için verilen asgari tutara razı olup modern kölelik sisteminin parçası olmak mı gerçekten tek seçenek?
MHP'nin Kanlı Tarihi
Bahçeli 'nin çizmeye çalıştığı imaj , kendisinin "halkları seven, ciddi bir politikacı, MHP'nin ise "insan hakları savunucusu, halk dostu" bir parti olduğudur. Öylemidir gerçekte? Değildir elbette ama MHP, bu imaj değişikliğine 80 sonrası gitmeye çalıştı. Özel olarakta "eski kurt" Türkeş'in ölümünden sonra canla başla imaj değiştirmeye çalıştılar.
Terörist Boğa
Ankara’da sahibinin elinden kaçarak bayram öncesi halkımızın huzurunu bozmak , bayramı kana bulamak ve vatanımızın bölünmez bütünlüğüne karşı bölücü eylemlerde bulunmayı amaçlayan bir boğa güvenlik güçlerimizin özverili ve uzun çalışmaları sonucunda göz altına alındı.
Yeşil Soğan Getiremedim, Almıyorlarmış...
Ne heyecanlıdır görüş günleri bekleyişi... Bir gün önceden başlar heyecanın.
Hapishane günlerim geliyor aklıma. Heyecanlısındır. Ailen, arkadaşların gelir
gülen yüzleriyle. İşte o zaman o görüş kabinlerinin soğuk demirlerinde çiçekler
açar. Kucak kucak özgürlüğü taşırlar sana. Dışarıyı, insanları, doğayı, havayı.
En çok insanlara dair hikâyeler ilgimi çekerdi görüş günlerinde. “Otobüste
adamın biri...” ya da “Dışarıda küçük bir çocuk...”
Halkçı Ecevit
Türkiye; çok dürüst, tam bir halkçı politikacısnı kaybetti. Yeri doldurulumayacak bir kişi, Türk siyasetine damgasına vurmuş çok önemli bir isimdi Bülent Ecevit diyeceğimi ve bu tür bir yazı olacağını sanıyorsanız yanılıyorsunuz.
Her Türk Asker Doğmaz
Ben diyorum ki, hayır kardeşim Her Türk Asker Doğmaz! Her Türk asker doğmak, askerlik yapmak, asker ölmek, askerde ölebilmek mecburiyetinde değildir. Nasıl her Türk nükleer fizikçi, baraj mühendisi, balet, narenciye üreticisi, son ütücü olarak doğmuyorsa.
Gençliği Bu Hale Kim Getirdi?
16 Mayıs tarihli Hürriyet, İstanbul Üniversitesi'nde iki gencin, ders yapılan
amfide esrar kullanırken resmini yayınladı. Habere göre; 20 Nisan 2005 tarihinde
çekilen resimdeki "öğrenciler", okulda uyuşturucu satışı da yapıyorlardı. Aynı
gün, aynı gazetenin köşe yazarı Tufan Türenç ise, İstanbul'daki bir
Üniversite'de, günlerce yapılan duyurular ve öğretim üyelerinin öğrencilere
tavsiyelerine rağmen, "ünlü" bir ekonomi profesörünün konferansına sadece 11
öğrencinin katıldığını, aynı saatte büyük amfide ise bir kadın şarkıcının
toplantısında salonun tıklım tıklım dolu olduğunu anlatıyordu. Devamı >>
[ 1 ] [ 2 ]