Adı: "N." Soyadı: "Ç."
Biliyor musun çocuğum, tüm iyiniyetinle yardım istediğin Adalet Bakanının
makamında kaç ananın gözyaşı, bedduası var.
Senin gibiler çocukluğunu
yaşasın diye, ölen çocuklarına akıttılar gözyaşlarını. Sinelerini dövdüler...
Senin çocuğun olsa ne yapardın diye sormuşsun O'na. Sana verecek cevabı yok,
onun.
Korku
Yüzün neden o kadar beyaz? Onu bekliyorsun biliyorum, hem de gece
gelecek diye uyku uyumuyorsun. Evet, evet gece gelecek ve sen çaresiz onun eline
bakacaksın. Eli sana doğru uzandıkça kim bilir kaç kez yalvar yakar olacaksın.
Bedenin kasılacak, dilin tutulacak, kâbusların çoğalacak ve her gün üstüne
çökecek… Sokağa çıkmak istemeyeceksin, çıkınca da bacakların seni taşıyamayacak.
Ayın, seni karanlıkta bıraktığını hissedeceksin… Devamı >>
Ve Uyanır Kent, Açların İsyan Şarkılarıyla...
Seni bu gece Paris’e davet ediyorum. Ama bulvar kahvelerinde “göçmenlerin
tradejisini” tartışmaya değil. Umutsuzların umudunu paylaşmaya gidelim
Paris’e...O halde bir sigara yak. İşte şimdi ben de yaktım. Ve işte şimdi
Paris’teyiz...
Umutsuzluk böyle bir şeydir ki umut yaratır bağrında. En
umutsuzlar, en büyük umutların ebesi olurlar bu nedenle.
Yaldızlı
saraylarınızın harcında kanımız, gezdiğiniz bulvarların temelinde cesetlerimiz
vardır. Ki, yetmiyor size, bunca kan ve ceset. Döndürmek için kapitalizmin o
meşum ve meşhur sömürü değirmenini, eziyorsunuz bizim karakafalarımızı.... Devamı >>
Ölü Çocuklar Cenneti
Ölü Çeçen çocuklar vardır cennette. Ölü Çeçen çocuklar,
cennetteki diğer çocuklarla oynar. Çocuk her yerde çocuktur. Cennette bile
onlara huriler ve gılmanlar değil, uçsuz bucaksız oyun alanları tahsis
edilmiştir. Cennete ve belki... Yani ve adeta… Keşke!
Ölü Çeçen çocuklar
orada, ölü Filistinli çocuklarla top oynar mesela. Ve topları işgalcilerin
camını kırmaz. Ve hiç kimse toplarını ve kendilerini kesmez bu nedenle. Ki
cennette ölüm yoktur zaten…
Ölü Çeçen çocukların kız olanları, mesela
Iraklı kız çocuklarıyla evcilik oynar. Ve bezden bebeklerini sıkı sıkıya
göğüslerine bastırır. Sanki bir bombadan korumak ister gibi. Belki annelerinden
görmüşlerdir böyle davranmayı. Oysa cennete bomba düşmez. Devamı >>
Yağmur Temizlemez Kan İzlerini
Tinerci çocuk da kalktı yerinden. Sallana sallana uzaklaştı. Bir kaç polis
geldi. Akşamki sakallarını bölüştüler, kendi tabirleriyle. Bir fahişe durdurdu
beyaz bir Reno’yu... Beyaz bir Reno, caddeden ateş açtı insanların
üstüne. İnsanların çoğu paniğe kapıldı. Kazancı Yokuşu, insan yığınıyla doluydu.
İnsanlar dolmuştu koca binaların arasına. Korkudan birbirlerini eziyorlardı.
Panzerlerle yürüyordu polis halkın üstüne... Elli üç dernek, doksan dokuz işçi
sendikası... Beş yüz bin emekçi... Yok edilmek isteniyordu. Senaryo, günler
öncesinden planlanmıştı. Tanıktım ben bütün gizli sohbetlere, planlara. İşçiler,
sokak başlarına yığılmıştı. Devamı >>
Bizim Mahalleyi Teröristler Bastı
Hakkı'yı Eylem'i ise ateşlerle yakmışlar. İnsan yakılır mı?
Ama onlar
insanları yakmışlar. Arzu abla dumandan boğularak ölmüş. Hani
upuzun sakalları
olan Dursun Abi var ya o bayılmış. Az daha o da ölüyormuş
dumandan. Evde yangın
çıkmış. Ben gidecektim Sultan Abla'nın yanına ama
annem göndermedi. Benim
kocaman silahım vardı. Bi vurdum mu... Onlar ölünce
ben çok ağladım o kadar çok
ağladım ki...
Devamı >>
Mevsimlik
Onlar ki hayallerini, bir ovaya; umutlarını bir kamyon kasasına mahkûm
etmişlerdir. Doğumlar, çocukluklar, oyunlar, düğünler ve cenazeler, ne varsa
hayata dair, içinde yokluk, içinde öfke, içinde umutsuzluk barındırır. Ve ona
rağmen, en doğal, en anlamlı hayatlar yaşanır. En güzel çocukluklar, en güzel
aşklar, en güzel dostluklar, bu topraklardadır.
Devamı >>
Hangi Hayat Sığar Rakamlara
Sovyetler Birliği, Hitler'in faşist ordusuna
direnirken ve Sovyet askerleri anavatanlarını korumak için ölesiye savaşırken,
bir halk 20 milyon evladını kaybetti. 20 milyon... Dilin bir çırpıda ettiği bir
söz. 20 milyon... Paraya vurunca alınır satılır bir değer. Doları ve eurosu ağız
sulandıran bir rakam. TL'si dönüp bakılmayacak bir değer. 20 milyon beden gözle
canlandırılamayınca başvurulan kaynaklar ne kadar alçaltıcı olabiliyor. Hangi
hayat kaç paraya satın alınabilir ki, paraya vuralım değerini. 20 milyon can.
Onca ülkenin nüfusundan kat kat fazla beden, ruh, can... Özgürlüğün diyeti.
Hangi para satın alabilir ki artık, böyle kazanılmış o büyük özgürlüğü?
Devamı >>
Geliyor musun?
31 Aralıkta gözlerini kapatanlar, 1
Ocak'ta aynı kanlı dünyaya uyanıyorlarsa; Noel Baba, bizim ellere uğrayıp
dertlere derman, hasrete vuslat çıkartmıyorsa torbasından; acı aynı acıysa, ve
açlık daha da katmerliyse, ve zulüm hala aynı zulümse... değişen bir şey yok
demektir. Zaman aynı zamandır. Değişen sadece rakamlardır.
Kötümser sözler
mi bunlar? Öyle mi dersin? Oysa ben sana hakikatlerden bahsediyorum.
Hakikatlerden ve başka bir zamanı yaratmanın mümkünlüğünden.
Devamı >>
Yeşil Soğan Getiremedim, Almıyorlarmış...
Ne heyecanlıdır görüş günleri bekleyişi... Bir gün önceden başlar heyecanın.
Hapishane günlerim geliyor aklıma. Heyecanlısındır. Ailen, arkadaşların gelir
gülen yüzleriyle. İşte o zaman o görüş kabinlerinin soğuk demirlerinde çiçekler
açar. Kucak kucak özgürlüğü taşırlar sana. Dışarıyı, insanları, doğayı, havayı.
En çok insanlara dair hikâyeler ilgimi çekerdi görüş günlerinde. “Otobüste
adamın biri...” ya da “Dışarıda küçük bir çocuk...”
Devamı >>
Ben dövdüm... öldü... pişmanım...
İyi günler Tavır Dergisi yöneticileri. Ben bir polisim. Tabi
okuyucular şaşırabilirler. Tavır Dergisi’nde bir polisin mektubu nasıl
yayınlanır diye? Niye yayınlanmasın ki? Ben de insanım... Yemek yiyorum,
içiyorum, uyuyor, uyanıyorum... Pişman oluyorum... Yani ben eksiksiz bir
insanım... Bu nedenle de sizlere yazıyorum...
Devamı >>