AKP'nin Türban İstismarı
Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki, türban bir inancın simgesi
olduğu kadar, aynı zamanda oligarşi içi çelişkilerin de simgelerinden
biridir...
AKP için her şey piyasa malıdır! Türban da öyledir!
AKP inanç özgürlüğünü savunmuyor; iktidarını pekiştirmeyi hedefliyor!
Düzen içi islamcılık, hiçbir inancı savunamaz; kullanır!
Kimse sorun çözüldü, artık gündemden çıkacak sanmasın; Türban
"kullanıldığı" sürece sorun da çözülmeyecektir!
AKP'NİN TÜRBAN İSTİSMARI
Tayyip Erdoğan'ın 14 Ocak'ta İspanya gezisi sırasında "velev ki siyasi
simge olsun... simgelere yasak getirebilir misiniz?" diyerek yeniden
gündeme getirdiği türban sorunu, AKP ve MHP'nin türbanı üniversitelerde serbest
bırakmak için anayasa değişikliğinde anlaşmalarıyla yeni bir aşamaya geldi.
Tayyip Erdoğan'ın demeci, daha o günden başlayarak yaygın tartışmalara yol
açtı. Yargıtay ve Danıştay adına yapılan açıklamalarda, CHP açıklamalarında bu
konuda anayasa değişikliği yapılamayacağı "sert uyarı"lar şeklinde
ortaya konulurken, AKP'nin imdadına MHP yetişti.
AKP ve MHP'nin "türbanı en çok ve en iyi istismar etme" yarışı
sonucunda, anayasanın iki maddesinde yapılacak değişiklikle sorunun
çözülebileceği noktasında anlaştıkları açıklandı.
Peki gerçekten türban sorunu çözüldü mü artık? Yıllardır sık sık gündeme gelen
bu sorun artık ülkemiz gündeminden çıkmış sayılabilir mi?
Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki, türban bir inancın simgesi olduğu kadar, aynı
zamanda oligarşi içi çelişkilerin de simgelerinden biridir. Egemen sınıfların
sorunu, hiçbir zaman haklar ve özgürlükler sorunu olmadı. Türbanlı öğrencilerin
öğrenim hakların gasbedilmesi onların sorunu olmadı. Genelkurmay, laikliği
iktidarını korumanın bir aracı haline getirirken, türban da din tüccarları
tarafından iktidar kavgasının bir aracı haline getirilmiştir. Bu anlamda bu
çelişki sürdüğü müddetçe, şu veya bu biçimde kullanılmaya devam edecektir.
Kaldı ki, bu yazı kaleme alındığı sırada henüz MHP-AKP uzlaşmasının tüm
ayrıntıları belli olmasa da, gerek hukuki açıdan, gerekse de oligiarşi içi
ilişkiler ve çelişkiler açısından sürecin daha değişik aşamalardan gececeği
aşikardır. Bu anlamda sorunun "çözülmüş" veya "aşılmış"
olması sözkonusu değildir. Türban çıkışıyla, AKP'nin gerek oligarşi içi çelişkilerde,
gerekse de "toplumsal hayatı gerici bir temelde kendine göre
biçimlendirme" noktasında bir adım daha attığı gözönüne alınırsa, sorunun
çözülmesi, bitmesi bir yana, bu zeminde daha da tırmanma potansiyeli taşıdığı
da söylenebilir.
Türban sorununun sorumluları, sorunu çözemezler!
Türban sorunu bilindiği gibi ülkemizde esas olarak 1980'li yıllarda gündeme
gelmiş, 90'larda çeşitli biçimler alarak sürmüş bir sorundur. 90'ların ikinci
yarısında bazı üniversitelerin önlerindeki türbanlı öğrenciler ve karşılarında
polis yığınağı, hafızalarda yer eden görüntüler arasındaydı. Üniversite
kapılarında öğrencilere "iki yol" arasında tercih yapmaları
dayatılıyordu: Ya türbanını çıkarıp -veya türban üstüne peruk takarak-
üniversiteye devam edersin, ya da evine dönersin!.. Bu, inanç özgürlüğüne açık
bir saldırıydı. Hak ve özgürlüklerin; bunun bir parçası olarak da inanç
özgürlüğünün temel olarak varolduğu bir ülkede, türban da bir sorun olmazdı.
Fakat ülkemizde demokrasi olmadığı gibi, türban düzen güçleri arasındaki bir
çatışmanın da aracı haline gelmişti.
Yani sorunun bir yanı faşizmdi; fakat ikinci olarak, türbanlı öğrencilerin
inançlarını kullanan düzen partileri, tarikatlar, din tüccarları da faşizm
kadar sorumluydular bu sorundan. Bugüne kadar binlerce öğrencinin şu veya bu
biçimde mağdur edilmesinden oligarşik yönetim ve siyasi rant elde etmek için
türbanı kullanan tarikatlar, "islamcı" düzen partileri de sorumludur.
AKP de işte o sorumlulardan biridir.
AKP iktidarından önce zayıflamaya başlayan türban eylemleri, AKP iktidarıyla
birlikte nerdeyse tamamen sona erdi. Eylemler bitti ancak hem sorun sürüyordu,
hem de sorunun kullanılması. Sorunu kullananların başında da yine AKP vardı.
AKP'nin sorunu, inanç özgürlüğü değil, iktidar kavgasıdır!
AKP inanç özgürlüğünü savunmuyor; iktidarını pekiştirmeyi hedefliyor! Bugüne
kadar neden çözmediler, niye şimdi gündeme getirdiler? Sorunun özünü bu soru
ortaya koymaktadır. AKP'nin türbanı gündeminden çıkarması da, türbanı gündeme
alması da hep aynı nedenle olmuştur: Hangisi iktidarını güçlendirecekse öyle
yapmıştır.
Türban konusunda taleplerini gündeme getirenleri bazen "şimdi zamanı
değil" diye, bazen "provokatörler" diye susturan yine AKP'dir.
AKP Milletvekili Elkatmış, bir toplantıda kendisine 'Başörtüsü namusumuz
dediniz, daha ne kadar bekleyeceğiz" diyen türbanlı bir kadına şu cevabı
veriyordu: "Çözmemizi sizin gibi insanlar engelliyor, sabote
ediyorsunuz."
İslamcı burjuva politikacısının karakteri bu sözlerde kendini ele veriyor.
Çıkarlarına göre türbanlıları el üstünde tutmuş, çıkarları gerektirdiğinde de
onları sabotör, provokatör, marjinal ilan etmişlerdir. Türban meselesinin
iktidardaki konumlarını zayıf düşürüceğini hesapladıkları dönemlerde,
meydanlarda türban yasağına karşı slogan atanları bile susturdular.
İslamcı partilerin kadrolarından biri "Bir türban yüzünden kaç parti
kapattırdık" derken zihniyetlerini ortaya koyuyordu.
Türban sorununun SÜRMESİ de, ÇÖZÜLMESİ de, islamcı düzen partilerinin iktidar
olmasına hizmet etmeliydi. Sorunu ne zaman gündeme getireceklerini, ne zaman
gündemden uzaklaştıracaklarını belirleyen buydu.
Bunun dışında bir şey olması mümkün değildir zaten. Düzen islamcılığı, hiçbir
zaman inançları için ciddi bir savaş vermemiş, bedel ödemekle karşılaştığında
ya takiyyeye başvurmuş ya da alenen teslim olmuştur. Şu çok kesindir; Düzen
islamcılığı, hiçbir şey için direnemez, iktidarını hiçbir inanç için tehlikeye
atmaz. İslamcı partilerin ve islamcı sermayenin zor karşısında inançlarını ve
kendi safındakileri nasıl terkettiğinin örneklerine sık tanık olunmuştur
ülkemizde. MSP-RP çizgisini hatırlayın.
"Rektörler türbanlı genç kızlarımızın önünde esas duruşa geçecekler"
diyerek, "Refah Gelecek Zulüm Bitecek" sloganıyla inanç istismarı
yapıp hükümet olan RP'nin 28 Şubat dönemindeki tavrını hatırlayın.
Zulmü bitirmekten söz edenler, kendi iktidarlarında zulmü sürdürdüler. Evet,
bir "esas duruş" görüyordu herkes ama bu RP'nin emperyalizm ve
oligarşi önündeki esas duruşuydu.
Bu öylesine bir boyun eğmeydi ki, "mücahit" Erbakan, 28 Şubat'ta
MGK'da alınan "Birinci tehdit irticadır" kararının altına bile
imzasını attı. Bugün AKP'yi oluşturan kadroların o günkü tavrı da farklı
değildir.
Düzen islamcısı kadroların bu tavrına paralel olarak islamcı sermaye de o zaman
sisteme güvence verme manevralarına girmişti. "Sermayenin yeşili kırmızısı
olmaz"dı zaten. Ülker, ‹hlas gibileri TSK vakıflarına bağış için
birbirleriyle yarışmaya başladılar.
Basına sızdırılan haberlere göre Genelkurmay "yeşil sermaye"yle
ilgili bir liste hazırlamıştı. O listede adı geçenlerden kimileri, öyle
olmadıklarını kanıtlamak için mağazalarının açılışlarında "mini etekli,
çıplak mankenlere" yer verdiler. Televizyon kanalları, şovlarıyla,
dansözleriyle "laik" kanallara benzetildi hemen.
Türban nedeniyle okullarına alınmayan öğrencileri, herkesten önce bunlar
gündeminden çıkardı. ‹şte böyle böyle palazlandı hepsi.
Kullanılacak bir
"mal" haline getirilen türban
Türban, bugün büyük bir güç haline gelen "islamcı kapitalistler"in
yarattığı inanç istismarının bir parçasıdır. Öyle "değerli" bir
parçadır ki, düzen islamcılığı, onu hem ekonomik, hem siyasi açıdan yıllardır
tepe tepe kullanmaktadır.
İktidardaki zalimler (AKP iktidarı), türban yasağı sayesinde "mazlum"
rolünü oynamayı sürdürebilmiştir. "Türban gündemimiz diyerek!"
tekellerin övgülerini alabilmiştir. Önce TBMM Başkanlığına, ardından
Cumhurbaşkanlığına "eşi türbanlı" birini seçtirme
"kararlılığıyla"(!) da islamcı tabanın övgülerini alabilmiştir.
Türban, hemen her dönem, zamları, baskıları, emperyalizm işbirlikçiliğini örten
bir perdeye dönüştürülmüştür.
Sağladığı bu "siyasi" yararlar dışında, İslamcı sermayenin
gelişiminde de özel bir rolü vardı türbanın.
Kapitalizm, "tüketim" olmadan çarklarını döndüremez. Sermayesi
"yeşil" de olsa, "İslamcı" da olsa, kural değişmez. Bu
nedenle islami inançların istismarı temelinde holdingleşen, burjuvalaşan
kapitalistler, inançları kısa sürede tüketimin hizmetine sokmakta gecikmediler.
Kapitalizmin reklam, defile, moda gibi yöntemlerini islamcıların yaşamına
soktular. Her müslüman, her türbanlı, aynı zamanda bir "tüketici"ydi
çünkü. Tesettür defileleri yaygınlaştı, eşarbın, türbanın, tesettür
pardesülerinin "modası" oluşturuldu. "İslama uygundur"
etiketli deodorantlar, başka lüks tüketim malzemeleri rafları doldurmaya,
"islama uygun" güzellik salonları açılmaya başladı.
Türban istismarı o kadar boyutlu bir istismardı ki, "türban
mağdurları"nı da kullanmaktan geri durmadı düzen islamcılığı. Hem de en
aşağılık bir tarzda kullandılar. Sorunun bu yanı gerçekte ayrı bir yazı konusu
olacak boyutları içeriyor, bu yazı kapsamında iki alıntıyla aktarıp geçeceğiz.
Türban yüzünden okuluna devam edemeyenlerden biri nasıl kullanıldıklarını işte
şu sözlerle anlatıyordu:
"Örneğin bizden olduğunu düşündüğümüz sermayelerin iş kollarına müracaat
ettiğimizde çok düşük maaş teklif ediyorlar."
"Bazı arkadaşlarımıza 'nasıl olsa devlet dairelerinde ve diğer kurumlarda
bu halinle çalışamazsın. Sonuçta bize mahkumsunuz' diyorlar." (Yeni Şafak,
12 Mart 2000)
Kullanmanın bir boyutu daha vardı. Onu da bir başka "türban mağduru"
şu sözlerle anlatmıştı, hem de Zaman gazetesinde:
"İşe alınanlar oldu fakat bazı zengin Müslüman erkekler, bu durumdaki
mağdur kızlara ikinci eş olmayı teklif ettiler. Böyle 100'den fazla örnek var.
Tepki gösterdik. Ama onların savunması şu: 'Ne var ki bunda? Ona ev
verebilirim, para verebilirim, ne hayır yapmak istiyorsa yapsın, ne okumak
istiyorsa okusun.'" (15 Haziran 2003)
Bu alıntıları uzun uzun aktarmamızın nedeni şudur; bugün türban sorununu
"çözmeye" soyunanlar, işte bunlardır. Türbanı siyasi olarak istismar
eden, inançları için türban takanları kullanan, "türban mağdurları"nı
da hem ucuz iş gücü, hem ikinci eş ya da düpedüz 'metres' olarak kullanmak
isteyenlerdir.
Böylesine pervasız bir istismarcılıktan çözüm çıkar mı, bu zihniyettekiler
inanç özgürlüğünü gerçekten savunabilir mi?
Türbanın bir "meta" olması, kapitalist çarkları döndürmek için
kullanılması, en somut ifadesini bunların pratiğinde buluyordu zaten. Yoksul
halkın inançlarını istismar ederek, tarikat ilişkilerini kullanarak saf
müslüman insanları kendilerine ucuz işgücü haline getirdiler. "Faizsiz
kazanç" söylemiyle, geniş müslüman kesimlerin elindeki nakiti kendilerine
çektiler. Bunlarla dev holdingler kuruldu.
Ülkemizdeki düzen islamcılığının yüzünü görmek istemediler bir türlü. Düzen
islamcılığı, türban nedeniyle mağdur edilenlerin haklarını savunuyor gibi
göründükleri yerde bile yalnızca kendi iktidar hesaplarını yapıyorlardı.
Türbanlı öğrenciler onlar için sadece üzerlerine basılıp yükselinecek bir
basamaktı. Nitekim, tam da bu şekilde kullanmışlardır onları. Şimdi AKP yine
aynı basamak üzerinde yeni manevralar yapıyor.
Sonuç olarak türban istismarındaki 'son perde'yi şöyle değerlendirmek
mümkündür: AKP için herşey piyasa malıdır. İktidar yolunda basamaktır. Türbana
da öyle baktığını bugüne kadarki pratiği yeterince kanıtlamıştır. Türban ne
getirip ne götürecek, AKP ona bakar. İnanç özgürlüğünü yalnız devrimciler
savunur; ve o özgürlüğü yalnız devrimci bir halk iktidarı uygulayabilir.
Bugünkü tartışma, özgürlükler tartışması değildir. Asıl görülmesi gereken budur.
Yürüyüş