Tek Yol Kapitalizm
Tek yol kapitaliz mi? Bize gösterdiklerine göre evet tek yol, tek seçeneğimiz dayattıkları bu kapitalist sistem.
Her koyunun kendi bacağından asıldığı, bize dokunmayan yılanın uzun ömürlü olmasında hiç bir sakınca görmediğimiz zihniyet.
Sorunları ve çözümleri kendi içinde barındıracak kadar mükemmel bir sistem. Örneğin; Daha çok kazanma hırsıyla arıtma tesisi olmayan fabrikalar sularımızı içilmez hale getirdiler… Ama sonra çözümü de ürettiler pet şişelerde su içiyoruz artık…
Üniversitelerimizde ekonomi dersleri sadece patron amcalar daha çok nasıl kazanır, şirketler daha çok nasıl kar eder konuludur. Kısacası insanlar daha çok nasıl sömürülür… Peki bir insan nasıl insanca yaşar, neler yapılmalıdır? Biz bilmezükk, bizi ilgilendürmezzz..
Asgari ücret yani işçilerin ölmemesi için verilen asgari tutara razı olup modern kölelik sisteminin parçası olmak mı gerçekten tek seçenek? İş adamları ve devletin işçiler üstündeki pazarlığı ne kadar demokratiktir… Yoksa modern köle ticaretimidir… Kendi insanını satmak nasıl bir “halk sevgisi”dir… Patronlara kendisini şirin göstermek için her yolu deneyen devlet asgari ücreti belirlerken neden sadece asgari ücretin işverene maliyetini düşünür ? Hiç düşündünüz mü…
En çok vergi veren iş adamlarına ödülünü bizzat şirin devlet yetkilileri kendi elleriyle teslim ederken aslında en çok vergiyi çalışandan aldığından habersiz midir yoksa öyle mi davranmaktadır.Ayrıca devlet için yaptığınız işin insanlık dışı, ahlaksızca olması da önemli değildir. Yeter ki siz verginizi verin ne iş yaparsanız yapın. En ayıp şey verginizi vermemektir.Genel ev kraliçesi olarak adlandırılan Manukyan’ın yıllarca vergi birincisi olması nedeniyle devlet babanın eliyle, gülücüklerle ödül verildiğine tanık olmadık mı… Konuşmaya gelince kadını yere göğe sığdıramayanlar bu yaptıklarıyla kadının satılabilir bir varlık olarak kabul ettiklerini gösterirler açıkça. Çünkü kapitalizmin ahlakı paradır. Ve her şeyi satabilir bu “Manukyan Çocukları”
Ve bizleri çok seven siyasileri vardır bu sistemin. Seçim zamanı gelince vatan millet, halk aşkıyla yanıp tutuşan, servetlerini seçim harcamaları için riske atacak kadar vatanseverdirler .Hepsi bizi sadece kendilerinin kurtarabileceğini söylerler. Ama bunu nasıl yapacaklarını bir türlü söylemezler. Hepimiz iş hepimize aş, herkese iki anahtar, herkese üniversite, herkese çikolata, şeker… Seçim süresince o iki yüzlü, tiksindirici gülümseme düşmez yüzlerinden. Oy verebilecek yaşın altındaki kişilerle görüşmezler çünkü onlar henüz vatandaş olacak yaşta değillerdir yani oy veremeyecekleri için bir değerleri yoktur.Bol vaad, bol nutuk, ceğiz-cağız edebiyatı, bol milliyetçilik, bol din, ağızlarından düşürmedikleri Kemalleri. Ensesi kalın, patronluktan gelme seçim adayı ise bu demokrasinin uygulayıcısı, ezilen halkın temsilcisi olacaktır.
İnsanların yoksullukları üzerinden yapılan siyaset ve demokrasileri bu kadardır. Aslında hiçbir zaman istemez siyasiler halkın yoksulluktan kurtulmasını. Çünkü düşünebilmek için bir insanın temel ihtiyaçları karşılanmalıdır. Düşünen bir toplumu da bu sistem kaldırmaz. Düşünebilen ve açlığa mahkum edilmemiş insanın oyunu 2 kilo pirinç, 5 kilo un, 1 kilo yağa satın alamayacaklarını da bilirler.
Sizi sadece biz kurtarırız derken halkın gücünü görmezden gelirler. Ve hiçbir zaman ne söylemeye ne de düşünmeye cesaret edebilirler : “Sizi sadece sizler kurtarabilirsiz” demeyi.
Anayasada herkesin eğitim alma hakkı olduğu belirtilir. Paralı eğitime hayır dediği için kafasına cop yiyen öğrenciler niye dövülür peki…Peki bu hakkın kullanımını nasıl garanti etmişlerdi… Herkesin eğitim hakkı vardır…“Paran varsa hakkında vardır” demekten başka bir şey anlatır mı bu … Okula aç karnına, yırtık ayakkabıyla, uzun bir yürüyüşün ardından ulaşıp, sadece betondan ibaret okullarda bol bol “bir dünyaya bedeliz” masalını anlatanlar daha iyi bir hayat verebilecekler midir bizlere… Tabiki bunlara katlanmak zorunda değilsiniz, daha iyi şartlarda eğitim görmeniz için kolejler yaptırdık biz sizlere…Ekmek bulamıyorsanız pasta yiyin… Seçenek çok.…
Birkaç Cuma vaazından aklımda kalanlar. Hoca efendi din ve ekonomiyi birleştirerek vaaz veriyor. Diyor ki:
-Eğer herkes zengin olsaydı kim çalışırdı, herkes zengin olunca zenginlerin işini kim yapardı.
- Kurban bayramı müslümanlar arasındaki ilişkiyi güçlendirir. Zengin müslüman ve fakir müslümanın kaynaşmasını sağlar.
- Efendim cennette de sevaplarımıza göre mükafatlandırılacağız. Nasıl ki bu dünyada kimisi gecekonduda kimisi apartmanda kimisi de villalarda köşklerde oturuyorsa öyle.
Adaletsizliği, yoksulluğu, sömürüyü adaletleştiren kapitalizmin koruyuculuğunu üstlenen din ve din adamının genel savunma şekillerinden birisidir. “Herkes zengin olamaz.” Her dini argüman gibi ilk bakışta doğru gibi görünse de birazcık düşününce hiçte öyle olmadığını görürsünüz.Herkes zengin olamaz sözünün ardında yatan ve söylenmek istenen şudur: “ Açlık, yoksulluk, adaletsizlik tanrının ilahi düzeninin bir parçasıdır ve doğaldır.”Oysa zenginlerin nasıl zengin olduğuna baktığınızda ya bir şekilde insanlar üstünden geçinerek, kurnazlıklar(!) yaparak yada ailesinden kalan miras yoluyla yani hiçbir emek vermeden zengin olmuş kişiler olduğunu görürsünüz. Zengin fakir diye bir ayrımın olmadığı her bireyin aynı imkanlardan yararlanabileceği bir sistemin olabileceği ihtimali bile yoktur din adamının kafasında. Bu durumda yoksul emekçi kesime düşense zenginlere hizmet edip bu ilahi düzenin kendisine bahşettiği nimetler için şükretmektir sadece. Bu düzen öyle ilahidir ki; gözü fakirin sofrasındaki ekmektedir, ve bu düzen işçinin kopan kolundan, yetersiz beslenmekten dolayı ölen bebeğin vücudundan, göçük altında kalan madenciden, uykusunu almadan fabrikaya giden çocuğun yok olan hayallerinden beslenir.
İnsan bu sistem için sadece iki şey demektir. Pazar ve iş gücü. Sadece bu kadar işte. Başka hiçbir anlamı yoktur. İşçiler sigortasız çalışır ama fabrika sigortalıdır. İşçi mi öldü.. Sorun değil.. Dışarıda işsiz çok… Bütün bunlara rağmen % 1 lik bir Pazar kaybına tahammül bile yoktur…
Son zamanlarda herkes şikayetçi. Hırsızlık, kapkaç, fuhuş,hızla artan uyuşturucu kullanımı, basit nedenlerle işlenen cinayetler… Hem bu sistemden memnun olupta sonrada sisteminizin meyvesinden şikayet etmek anlamsız değil mi? Her şeyin sadece parasal değerlerle ölçüldüğü,her şeyin parayla alınıp satılabildiği, ahlakın, kişiliğin, onurun paraya göre değerlendirildiği, insan vücutlarının sermayeye dönüştürüldüğü, gelir dağılımında adaletin olmadığı, bir yandan yoksulluk içinde yaşarken diğer yandan “renkli dünyalar, delikanlı ağır abiler“ kandırmacasının yerleştirildiği beyinler ve bu anlayışın sonucunda bu yaşananlar çok doğal değil mi?
Bunlardan birkaçını sallandıracaksın Taksimde bak bi daha yapıyorlar mı gibi trajikomik çözüm önerileri de yine bu sitemin yetiştirdiği beynin çözüm yoludur. Olayın nedenine bakmadan sonuçtan çözüm çıkarmak.
Sistem birde hayallerimize ve umutlarımıza göz dikmiştir. Onlar için bu düşünceler boş gereksiz ve imkansızdır. İddia ettikleri şey ise tek yol acımasız kapitalizmdir .Oysa hem dünya tarihinde hem de kendi tarihimizde sosyalist mücadele hep vardı ve bu mücadele hiç durmadan devam etti. Ama onlar tarihin bu gerçeklerini görmezler, başkalarının da görmesini istemezler. Onların tarihi sadece halkını ezen eli kanlı krallar ve padişahların tarihinden ibarettir…
Tek seçenek bu olmamalı. İnsanlar bir birini ezerek yaşamaya çalışmak yerine el ele verip birlikte yaşayabilmeli. Ya daha yaşanır bir dünya için savaşacağız yada bu sistemin bir kölesi olacağız. Kaybedecek neyimiz var…
19.01.2007