"Tecrit
nedir?" sorusunun cevabında, gerçeğini ne kadar iyi tanımlarsanız tanımlayın,
bir yetersizlik vardır. Çünkü tecritin, en önemli yanlarından birisi, hücrelerde
tek kalmadan hissedilemeyecek olanın, tek kalınan koşullarda hissedilmesidir.
Bununla birlikte, 8 yıldır neredeyse anlatılmadık, yazılmadık
bir yanının kalmamış olması, tecrite karşı günümüze kadar sürdürülen mücadelenin
birikimi, tecrit gerçeğini kavramamızı da daha kolaylaştırmaktadır.
Tecriti, en özlü anlatan sözlerden birisi, Hallac-ı Mansur'un
"cehennem" tasviridir. Mansur, "Cehennem acı çektiğiniz yer değil, acı
çektiğinizi kimsenin duymadığı yerdir!" derken, bugünün tecrit hücrelerini
tasvir ettiğini bilemezdi. Fakat, yüzlerce yıl sonra, tecrit hücreleri ile,
dünyada cehennem inşa edildi.
Tecrit, kişinin, diri diri gömüldüğü bu yalnızlık
mezarlığında, aynı zamanda tüm haklarından yoksun bırakılmasıdır. Tecrit, ‘hak'
kavramının yok edilerek, yerine ‘keyfiyetin' konulduğu, daha önemlisi hak
gaspları ve saldırılar karşısında tek başına bırakıldığınız, birlikte tepki
gösterme hakkınızın fiziki koşullar ve her türlü saldırıyla engellendiği yerdir.
Ülkemizde, tecrit politikasına uygun olarak inşa edilmiş
hapishaneler, F Tipi hapishanelerdir. F Tipi hapishaneler, tutuklu ve
hükümlülerin tek ve üç kişilik hücrelerde, tecrit altında tutulduğu yerlerdir.
Tutuklu-hükümlüler, tek ve üç kişilik hücrelerde günün 24 saatini geçirmek
zorunda bırakılırlar. Tek kişilik hücreler, içinde yatağın, tuvaletin, bir masa
ve sandalyenin, demir bir dolabın bulunduğu ve dolayısıyla adım atacak yerin
kalmadığı 10 metrekarelik alanlardır. Üç kişilik hücreler ise, iki kattan oluşan
toplam 25 metrekare alana, 3'er tane yatak, demir dolap ve sandalyenin, 1 masa,
tuvalet ve bir mutfak tezgahının sıkıştırıldığı alanlardır.
Fakat tecrit ve hücre gerçeği bu fiziki alanlarla
sınırlandırılarak anlaşılamaz. Tecrit ve hücre gerçeği, bu mekanlarda herkesten
yalıtılmış, tek başına ya da en fazla üç kişi bir arada tutulan tutuklulara
yöneltilen her türlü saldırı ve dayatmayla bütünleştirilerek anlaşılır.
Tecrit; Dünyanın, Hücrenin Dört Duvarı İle
Sınırlanmasıdır
Tecrit, tutuklu-hükümlüyü hücrenin dört duvarı ile sınırlar.
Dört duvar arasındaki dünyada, toplumda yaşanan çelişkiler, çatışmalar yoktur.
Acılar, sevinçler yoktur. Özel çabalarla, bu dünyanın duvarları
parçalanmadığında, yapay bir dünya oluşur.
Dört duvar arasında kendisine farklı bir dünya kurmuş olan
kişinin, dış dünyanın gerçekliğinden ve bu gerçeklik üzerine şekillenmiş olan
düşüncelerden de kopması hedeflenir.
Bunun için, her türlü üretim olanağı tutuklunun elinden
alınır. Çeşitli üretimleri engellemek için, en sıradan kırtasiye malzemelerinin
yasaklanmasının, bir boya kalemi almanın bile yaptırımlara uyulmasına
bağlanmasının mantığı budur.
Sistem, hücre içinde tecrit etmekle yetinmez, ziyaretçiler
birinci dereceden yakınlarla sınırlanır, hapishane şehir dışında ulaşımı en zor
yerlere kurulur. F tiplerinin hepsinin şehir dışlarında olmasının mantığında,
tutuklu-hükümlüyü her biçimde yalıtma mantığı vardır. Ücra yerlere kurulan
hapishaneler, yoksul aileler için yakınını ziyaret etmeyi olanaksız hale
getirmiştir.
Bu da yetmez, disiplin cezaları, ziyaret yasakları, mektup
yasakları ile her türlü iletişim uzun sürelerle kesilir.
Yalnızlaştırma, mümkün olan her biçimde uygulanır.
Tecrit; İtiraz Hakkının Yok Edildiği Yerdir
Tecrit her türlü hakkın elinizden alındığının veya her an
alınabileceğinin size özellikle hissettirildiği yerdir. Hak gaspları ve
saldırıların üst sınırının olmadığı bir kuralsızlık ve keyfiyet, fakat
haklarınızın üst sınırının çok keskin olarak belirlendiği "değiştirilemez"
kurallar bütünüdür. Tecritte her talebiniz, yasa, tüzük ve genelgelere dayanarak
reddedilir. Bir tutuklu-hükümlünün nelere ihtiyaç duyabileceği ayrıntılarıyla
tespit edilmiş ve yasaklanmıştır.
Fakat, söz konusu olan saldırılar olduğunda, bu sefer F Tipi
hapishaneler, yasaların, genelgelerin, tüzüklerin geçersiz olduğu yerdir. Tam
bir idare keyfiyeti söz konusudur. İstediğiniz kadar itiraz edin, mahkemelere
dilekçeler verin. Cevap aynıdır; söz konusu uygulama"... hapishane idaresinin
yetkisinde olup, tüzüğe aykırı bir durum söz konusu değildir. İtirazın
reddine..." cevabı gelir.
İtiraz ettiğiniz durum; bazen saatlerinizi, günlerinizi
harcayarak yazdığınız, bazen onlarca mektubunuzun, "hakaret içeriyor" , "örgüt
propagandası", "F tipi cezaevlerini kötülüyor", "mektubun içeriği moral vermeye
yönelik" denilerek, havadan sudan sebeplerle gideceği adrese gönderilmemesidir.
Günleri bulan emeğiniz, bir kalem darbesi ile çöpe atılır. Tecrit bunun
karşısında "çaresizsin" der. İtirazlar sonuçsuzdur. Binlerce dilekçenin
okunmadan reddedildiği mahkemelere, sonucu baştan belli dilekçeleri yazar, onun
sonucunu aldıktan sonra bir üst mahkemeye bir dilekçe daha yazar, yine önceden
bilinen sonucu alırsınız. Böylece de "İtiraz hakkınızı" kullanmış olursunuz.
Bazen, aramada hücrenizin dağıtılmasına, eşyalarınızın yerlere
atılıp kirletilmesine, değer verdiğiniz kişilerin resimlerinin ayaklar altına
alınmasına gösterdiğiniz tepkinin sonucunda, onlarca gardiyanın saldırısına
uğramışsınızdır. Yetmez gibi, bir de karşı koyduğunuz için hücre cezası,
ziyaretten men, mektup yasağı, "sosyal alanlara" çıkamama, TV ve basın yasağı
gibi, cezalarla haklarınız gaspedilmiştir. İtirazınız bunadır. Fakat, itiraz
dilekçenizin cevabı bellidir. "Hapishane idaresinin istediği gibi, arama yapma
hakkı vardır." İtiraz hakkınız yoktur. Öyle ki, hapishane idareleri isterlerse,
sizi soyundurarak arayacaklar, buna itiraz etmek de hem dayak, hem de
haklarınızın elinizden alınması ile sonuçlanacaktır.
Bazen, itirazınız bir derginin, kitabın toplatma kararı
olmadığı halde tamamen keyfi olarak size verilmemesinedir. Hapishane yönetimine
bağlı birimler, bazen kitap ve dergilerin "örgüt propagandası yaptığına", bazen
"devlete, devlet kurumlarına hakaret" ettiğine, bazen "bölücü içerikte
olduğuna", karar vermişlerdir. Bazen günlük gazeteleri de vermezler, ya da
beğenmedikleri sayfalarını keserek verirler.
Dinlediğiniz müzikten, söyleyeceğiniz türkülere kadar
kendinizin karar vermesi keyfi biçimde engellenir. "Gereksiz türkü söylemek",
"gereksiz marş söylemek" gibi ceza maddeleri F Tipleri için üretilmiştir.
Savunma hakkınız gaspedilmiştir. Avukat
görüşlerine elinizde kağıt kalem, dosya götüremezsiniz. Avukatınızın
söylediklerini not alamazsınız. Birlikte yargılandığınız insanlarla ortak
savunma hazırlayamazsınız. Savunmanızı en olanaksız koşullarda hazırlamak
zorundasınız.
Tedavi olma hakkınız yok edilmiştir. Doktora
görünmek ayrı bir sorundur, doktora derdinizi anlatmanız ve gerekli tedaviyi
görmeniz ayrı bir sorundur. Doktorların mesai saatleri içinde rahatsızlanmak
zorundasınızdır. Fakat, bu da gerekli muayeneyi olacağınız anlamına gelmez.
Çoğunlukla, ilgilenilmez ve geçiştirilir. Ciddi rahatsızlıkları farkedilmediği
için, aylarca tedavi edilemeyen tutuklu-hükümlü örnekleri vardır.
Saldırılar ve işkenceler, bazen çeşitli bahaneler yaratarak
veya herhangi bir bahaneye ihtiyaç duymadan yapılır. Hizaya getirme saldırıları,
düzenli olarak günlerce sürdürülür.
Siz, neye maruz kalırsanız kalın, sadece reddedileceğini
bildiğiniz halde "itiraz dilekçesi" verme hakkına sahip olursunuz. Başka bir
tepki gösterme hakkınız yoktur. Tecrit, tüm bunlara karşı örgütlü bir tepki
vermenizin engellenmesi, itirazlarınızın sonuçsuz kalması ve size tüm
yaptırımlara uymak dışında bir şans tanınmamak istenmesidir.
O küçücük hücrelerde bile, hakgasplarının, saldırıların
biçimleri ve yöntemleri sayılamayacak kadar çok sayıdadır. Fakat, tecritin
kavranılması açısından, temel önemdeki yan, saldırı ve hak gasplarındaki
keyfiyetin yanında, tutuklu-hükümlülere tüm itiraz etme, direniş gösterme
yollarının kapatılmış olmasıdır. Oligarşinin tutsaklara saldırı politikaları
yeni değildir. Tecritin farkı, saldırılar karşısında elinizin kolunuzun büyük
oranda bağlanmasıdır.
Tecrit; teslimiyet dayatmaları karşısında tutukluların
BİRLİKTE tepki göstermesini engellemek, yalnız ve çaresiz bırakmak demektir.
Tecrit; Bireycilik, Bencillik Dayatmasıdır
Tecritin suç saydığı en büyük davranışlardan birisi, dayanışma
içinde olmaktır. Tecritin felsefesi, "yan hücredekinin ihtiyaçları, sorunları
seni ilgilendirmez, yanındaki hücrede ölüm bile olsa, bu seni ilgilendirmez"
şeklindedir. Yardım etmek suçtur. Bir çay, sigara, giysi, kalem, kağıt, herhangi
bir eşyayı, bir gazeteyi, kitabı ne olursa olsun, yanındaki başka bir hücrede
olanla paylaşmak söz konusu değildir. Bunun koşulları ortadan kaldırılmıştır.
Fiziki koşullarının ortadan kaldırılmış olmasına rağmen, duvarların, çatıların
üzerinden aşırarak ulaştırırsanız, bu da en ağır suçtur. Hücresinin önünden
geçen bir arkadaşına sadece selam vermek, tek kelime bir "merhaba" demek
saldırıya uğrama ve disiplin cezası nedenidir.
İnsan kişiliğine yönelen en büyük saldırılardan birisi,
bencilleştirme, bireycileştirmedir. İnsanı, yaşarken
insan olmaktan çıkarmaktır. Ve bu da tecritin temel
amaçlarındandır.
Tecrit; Kişinin Aşağılanması, Kendine Saygısının Yok
Edilmesidir
Tecrit politikasının belirgin hedeflerinden birisi, kişinin
kendine, düşüncesine, değerlerine saygısının yok edilmeye çalışılmasıdır. Bunun
için, F tipine götürülen bir tutukluysanız, hapishane girişinde arama adı
altında çırılçıplak soyunmaya zorlanırsınız. Bu dayatmayı kabul etmediğinizde,
dayak ve işkence eşliğinde zorla çırılçıplak soyulursunuz. Amaç, arama değil,
aşağılamaktır. Bu politika, sözlü saldırılar, hakaretlerle sürdürülür.
En mantıksız dayatma ve uygulamalar, "emre itaat" etmenizi
sağlamak için gündeme getirilir. Saldırıların hedefi kişiliğinizdir, eğer
devrimci iseniz düşüncelerinizdir. Her türlü baskı, saldırı ve aşağılamayla
itiraz edemeyen, tepki göstermeyen kişiler yaratılmak istenir.
Tecrit; Yan Hücrede Olanı, Basından, TV'den
Öğrenmektir
Tecrit altındaki tutuklu için, her an belirsizliklerle
doludur. Her an ne olacağını bilemezsiniz, her an bir grup gardiyan hücrenizi
doldurup, başka bir hücreye gitmek için ya da başka bir hapishaneye sevk olmak
için toparlanmanızı isteyebilir.
Sizin bir yaşam düzeniniz olamaz, çevrenizdeki insanlara bilgi
vermek yoktur. Kimsenin gittiğinizden haberi olmaz.
Ya da, o güne kadar top attığınız, bağırarak sesinizi
duyurduğunuz hücreden artık bir ses gelmediğini farkedersiniz. Fakat, siz o
hücredeki kişinin ne olduğunu öğrenemezsiniz. Kimse size bilgi vermez. Ölmüştür
belki, belki öldüresiye dövülmüştür, belki apar topar başka bir hapishaneye,
belki başka bir hücreye götürülmüştür. Belki, bunların hiçbirisi olmamıştır.
Fakat, siz bunların hiçbirisini bilemezsiniz, ne oldu soruları
boşluktadır. Bazen, yanınızdaki hücrelerde yaşamına son veren bir tutuklunun
ölümünü, günler sonra yansıdıysa basından, bazen çok daha sonra tesadüfen
öğrenirsiniz.
Tecrit; Psikolojik ve Fiziki Hastalıklar Yaşamak,
Tedavi Edilmemek ve Ölüme Terk Edilmektir
Tecrit hücrelerinin aldığı canlar, sadece hücrelere karşı
direnişte verilen canlarla sınırlı değildir.
F tipleri, bunun yanında, hücrelerin yarattığı hastalıklardan,
tedavi haklarının yok edilmesinden, psikolojik rahatsızlıklar sonucu intihar
etmekten dolayı da, bir çok tutuklu-hükümlü için "ölümevi" olmuştur.
Tecrit koşullarında kalan tutuklu-hükümlülerde yoğun olarak
gözlenen sağlık sorunları şunlardır; Kas-
iskelet ağrıları, Göz Bozukluğu, Kulak Çınlaması, Kalp
Çarpıntısı ve Ritim Bozukluğu, Hipertansiyon, Nefes Darlığı, Cilt Hastalıkları,
Baş Ağrısı, Mide Rahatsızlıkları, Kol ve Parmaklarda Uyuşukluk ve Psikolojik
sorunlar.
Söz konusu rahatsızlıkların hepsi önemlidir, fakat psikolojik
sorunlar yaşayan tutuklu-hükümlülerin durumları ise, tecrit gerçeğinin ne demek
olduğunun en somut göstergesidirler. Psikolojik sorunlar yaşayan tutuklulardan
kimilerinin kendi ağızlarından, kimilerine ilişkin ise yanındaki kişilerin
gözlemlerinden aktardığımız şu cümleler tecrit gerçeğini somutlamaya hizmet
edecektir; "Hücrede öldürüleceğini sanıyordu", "Gaipten sesler duyuyor, seslere
bağırıyor, küfrediyor", "Kafamdaki ses ‘intihar et kurtul' diyordu", "Kulağıma
sesler geliyor", "Tuvaletin içinde kafasını duvarlara vurmaya çalışıyordu",
"Beni çıldırtmak istiyorlar", "Büyük bir boşluğun içerisine düşüyorum", "Camları
yumruklayıp ‘insan hücreye sığar mı?' diye bağırıyordu", "Kendi kendine
konuşuyor, kafasını duvara vuruyordu. Sonunda intihara kalkıştı", "Baygınlık
nöbetleri geçiriyordu", "Dünyayla, gerçeklikle tüm ilgisi koptu", "Duvarları
yıkmaya çalışıyordu", "Kulağında bir çip olduğunu düşünüyordu", "Sorunlarımı
paylaşacağım kimsenin olmaması nedeniyle kaldıramadım", "Beni sen delirttin
diyerek boğazıma sarıldı. Hücrede iki kişi olsak öldürürdü beni", "Tecritte
insani uyarıların demire, duyguların betona gömülmeye çalışılıyor". (Boran
Yayınevi, ‘Tecrit' isimli kitaptan)
Tecrit demek ölüm demek olduğu için, bugüne kadar bu tecrit
hücrelerinden çok sayıda tutuklu ve hükümlünün cenazeleri çıktı. Tecrite karşı
mücadelede 122 devrimci şehit oldu. Tecrit, siyasi tutsaklardan olduğu gibi,
adli tutuklular için de ölümlerle anılan yerlerdir. İntihar ederek ölenler ve
intihar girişiminde bulunanlar oldu. Selami Kurnaz örneğinde olduğu gibi, tüm
ısrarlara rağmen hastaneye kaldırılmadığı için ölen; Volkan Ağırman örneğinde
olduğu gibi, tek başına kaldığı hücresinde ölü bulunduğu söylenen; son örneği
Kuddusi Okkır'da olduğu gibi, hastalandığı halde tedavi edilmediği için ölenler
oldu... Ve tecrit parçalanamadığı sürece, daha da olacak!
Asıl bulunduğu yerden
uzaklaşabilmesi için gerekli olan alandan mahrum bırakma fiili.
“Kişiliğinizi parçalamaktan başka hiçbir amacı yoktur tecritin... demiş
İspanyol, F tipinde 16 yıl yatan Tomax Carrera Juarros ve şöyle devam
etmiş:
''İnsanların 15 gün tecritte kalarak konuşmayı nasıl
unuttuklarını, daha doğrusu konuşmadıklarını gördüm. Dünyadan ve hayattan
koparılmışsın, ama hala varolduğunu biliyorsun. Biliyorsun ki hala bir sesin
var, ama senden alınmış istesen de sesin çıkmıyor…''
1977-92
yıllarında Frankfurt F tipi cezaevinde yatan Gunter Sonnenberg o yıllarını
şöyle anlatıyor:
''İnsan uzun süre kapalı bir odada kaldığında, hiçbir
ses duymadığı ve hiçbir insan görmediği zaman, pencereden dahi bakamadığı
zaman, yani ses, görme gibi uyarıcıları almadığı zaman, hastalanıyor. Bu bir
işkence. Hiç delil bırakmayan bir işkence. Yani vücutta herhangi bir yara
izi yok. Ama insan farkediyor. Çünkü bilincini kaybediyor. Hafıza
kaybediliyor. Gerçekle hayal arasındaki çizgi kalkıyor. İnsan konuşmayı da
unutuyor, konuştuğunu ve düşündüğünü ayırt edemiyor.Yıllar sonra dışarı
çıktığımda, insanlara soru soruyordum ama cevap alamıyordum. Çok kızıyordum.
Sonra farkettim ki konuşmuyormuşum, sadece soruyu düşünüyormuşum... İnsan,
tecriti kelimelerle anlatamıyor. Serbest kaldıktan sonra, tecriti insanlara
anlatabilmek için birçok etkinliğe katıldım. Her seferinde farkettim ki,
insan bunu anlatamıyor. Bunu ancak yaşayan anlayabilir. Tecritin, insanın
kişiliğine verdiği zararları hissediyorsunuz, ama anlatamıyorsunuz. Bunu
anlatabilecek kelimeler yok. Sorun da burda zaten.
Anlaşılıyor ki
tecriti uygulayanlar bunları yapmak istiyor. Tecrit nereden gelirse gelsin
buna karşı çıkmak insan olmanın gereğidir.
Tecrit, bir insanlık
suçudur.
Bu suçu işleyenler muhakkak bir gün insanlığa hesap vermek
zorunda kalacaktır.
Devletler bu suçu tüm dünyada "Siyasi olarak"
işlemektedirler. Buna “DUR” demek, ‘ben insanım’ diyen herkes tarafından dile
getirilmelidir.
TECRİT SUÇTUR.
(Kemal Kaplan)
F TİPİ CEZAEVLERİ İÇİN İTİRAZIMDIR
Cezadır, insanı sevdiğinden ayırmak, Kapatmak dört
duvara. İnsan sıcağı, dertleşecek yürek Azaltır cezayı ama.
Çıkıp yürünecek alan kapalı, Kapalı gökyüzü
pencerelere. Onurla beklemek kesilen süreyi, Paylaşmak onurunu
korumayı Genişletir ufku.
İnsanı kendi sesine kapamak, Kapamak
yapayalnızlığına. Azaltmak insanlığın bir yanını, Düşü, yüreği, aklı
koparmak. Adı ne olursa olsun tek anlam taşır: İşkence! İşkence onura
yönelik bir iş, Ey elinde kalemi olan, ey karar gücü, İşkence suçtur, ceza
değil, Hücre, işkencedir.
Ey karar gücü, ey eli kalemli bir dakika dur Kapa göğe
pencereni, Sesini kapa sevdiklerinin. Kapan kendi ayak sesine, Bir
gececik, bir gececik dene. Hücreyi savunmadan önce Dene ıssızda bir ot
olmayı, Akmayı bir dere nasıl çölde akarsa, dene. Sonra konuş, Sesin
kalmışsa, Bakabiliyorsan aynada yüzüne.