Şimdi Sorgulama Zamanı

Abdullah Öcalan, 2007 Mayısında avukatlarıyla yaptığı görüşmede, "Avrupa bizi sattı" diyordu. Bugünlerde, Kuzey Irak'a yönelik saldırıların ardından aynı söz ABD'ye yönelik olarak sık sık tekrarlanıyor. Daha yakın zamanda yapılan "ABD'ye bir düşmanlığımız yok" türündeki resmi açıklamaların aksine, ABD'nin pragmatistliği, milliyetçiliği kışkırttığı, Ortadoğu'daki planlarını sorgulayan, eleştiren yaklaşımlar görülüyor. Bu yaklaşımlarda AB'ye, ABD'ye ve kendi deyimleriyle "uluslararası kurumlara" ilişkin şaşkınlık, hayal kırıklığı iç içe geçmiş olsa da, bir sorgulama ihtiyacı da dile getirilmiş oluyor.

Evet bu bir ihtiyaçtır. Çoktan zamanı geçmiş bir ihtiyaç hem de.
Bu yazımızda, Kürt milliyetçi hareketin çeşitli teori ve politikalarına ilişkin uzun uzadıya teorik değerlendirmeler yapmayacağız, bu zaten yaptığımız ve elbette yine yapmaya devam edeceğimiz bir şey; fakat burada esas olarak o teori ve politikaları hatırlatacak, ve onlara bağlı bazı sorular soracağız.
Çünkü muhasebe, sorularla başlar. Ciddi bir sorgulama "ne dedik, ne oldu?" sorusunu gözden geçirmeyi şart koşar. Biz, "şimdi sorgulama zamanıdır" derken, işte esas olarak bu soruları, ne dedik ne olduyu tüm okurlarımızın, devrimcilerin, aydınların ve tüm Kürt yurtseverlerinin önüne koymuş olacağız. Kuşkusuz ki bu noktada ilk bakılması gereken, EMPERYALİZME DAİR NELERİN SÖYLENDİĞİ, NELERİN OLDUĞUDUR. Cevaplarını tartışmak, Türk, Kürt ve tüm milliyetlerden halkımızın kurtuluşu idealini paylaşan, bu uğurda sorumluluk üstlenen tüm devrimcilerin, ilericilerin, yurtseverlerin, demokratların görevidir.

7 Şubat 1999'da Med TV ekranlarında şunlar söyleniyordu: "Avrupa Öcalan'ı tutuklamadı, yargılamadılar... bu önemli bir mesajdır, olumlu, değerlendirilmesi gereken bir mesajdır... Almanya, İtalya, Fransa'nın ve diğer bağlaşlıklarının Kürt hareketine örtülü bir desteğidir."

Bu sözlerin üzerinden iki hafta geçmemişti ki, Avrupa emperyalizmi Öcalan'ı oligarşiye teslim etti. Peki nasıl böyle yanılmışlardı? Veya şöyle soralım: Emperyalizm hakkında bu kadar çok ve sık yanılan başka bir hareket var mıdır acaba?
* Fakat şu anda durum böyle değildir. Çünkü Amerikan emperyalizmi, şu anda, Bayık'ın sözleriyle "bölgede kendisine göre istikrar yaratmak" için, oligarşi ve KDP-KYB'yle işbirliği halinde Kandil bölgesinde saldırılar düzenlemektedir. Dolayısıyla, PKK'nin yukarıdaki açıklamasına bağlı kalması durumunda, ABD'ye diyeceği bir şey yoktur.
Ancak tanık olduğumuz gibi, PKK cephesinden ABD'ye yönelik eleştiriler yapılmaktadır.
O halde bu durumda ortaya şöyle bir sonuç çıkmaktadır: ABD, eğer bölgede istikrar için başka halklara saldırırsa, PKK bir şey demeyecektir, ama saldırı kendilerine yönelirse, o zaman farklı.. "Bana dokunmadığın sürece başkalarına saldırabilirsin" şeklinde bir politika çıkıyor ortaya. Açıkça da denilmişti ki:
"Şunu herkesin bilmesi gerekiyor; biz ABD'nin Kürdistan'da, bölgede kendisine göre istikrar yaratmasına bir şey demiyoruz. Kendi çıkarlarına göre düzenleme yapabilir...

Ama bunu yaparken bir halkı kurban etmeye kalkışırsa, bunun onay görmeyeceğini herkes bilmelidir." (PKK Başkanlık Konseyi Üyesi Cemil BAYIK, 20 Haziran ‘99)

Buradaki "benmerkezcilik ve bencillik" bir yana; emperyalizmin, tüm dünya halklarına saldırırken, onlara kendi sistemini, çıkarlarını dayatırken, PKK'ye saldırmayabileceğini düşünmek, nasıl bir beklentidir? Emperyalizme nasıl bakılmaktadır ki, böyle bir yanılgı ortaya çıkmaktadır?
* Aslında sorun sadece bir "tahlil" yanlışı değildir. PKK emperyalizme ilişkin değerlendirmelerini 1990'ların başlarından itibaren değiştirmeye başlamış ve emperyalist sistem içinde yer almaya karar vermiştir:
"Dünya koşulları artık böyle bir şeyi [bağımsızlığı-bn] kaldırmıyor, ulusal sorunun çözümünde zorlanıyor. İki bloka ayrılmış dünyanın ortaya çıkardığı gerçeklik gibi bir durum sunmuyor. Yaşanan gelişmeler içerisinde geri bir çözüm oluyor. Ayrılmak, ayrı devlet kurmak, emperyalist sistemden gelen egemenlik yaklaşımına karşı cephe almak, bütünüyle sistem dışına çıkmak ve kendi kabuğuna çekilmek, ulusları geliştirmiyor, -geliştirmedi de." (Dünyadaki Değişimin Özellikleri ve Partimizin Yenilenme Yaklaşımları, Serxwebun, Sayı 212)
* Söylenen açık. Sosyalist sistem yıkıldı. Artık emperyalizme direnemeyiz. O halde boyun eğmeliyiz.
Gerisi, bu tercihi haklı göstermeye yönelik teorileştirme gayretlerinden ibarettir.

* PKK bu noktada yanıldı.
O, 1990'lardan itibaren artık kimsenin, hiçbir ülkenin, örgütün emperyalizm karşısında duramayacağını düşünmüştü. İşte dünya halkları, birçok ülke, direnmeyi sürdürüyor.
* Fakat belirttiğimiz gibi, sosyalizm bir sistem olarak güçlüyken, sosyalizmden etkilenen PKK, sürecin değiştirmesiyle birlikte, küçük-burjuva milliyetçiliğinin tüm karakteristik özelliklerini göstererek, sistemi tercih etti:
"Dünyamızı, politikayı, düşünce disiplinlerini anlamak ve değerlendirmeye tabi tutmak gerekiyor. ‘Böyle bir dünya istemiyorum, ‘90 öncesi dünyayı isterim' demekle bir politika geliştirilemez. Böyle diyenlere bu dünyada yer yok. O zaman kendi içindeki koşullara göre, mücadele stratejisi ve taktiğine göre değişimi yapmak kaçınılmaz oluyor." (Serxwebun Ağustos ‘99, Sayı: 212)

Emperyalist sistemle uzlaşma kararını veren, teorisini de yapıyor.

* Öcalan, o yıllarda emperyalizme daha doğrudan ve açık güvenceler vermeye başladı:
"Gerçekte ABD'ye bağlanma, İngilizler'e bağlanma bir ileri adımdır. (...) Yani despot bir kocadan daha demokrat bir kocaya bağlanmadır." (Aktaran: Kürt Dosyası, Rafet Ballı, syf. 246)

O zaman da ABD, oligarşiye destek veriyordu. Kuzey Irak'a bombalar yağdırılmasının ardından PKK yöneticileri "bizim ABD'ye bir düşmanlığımız yok ki, bize niye saldırıyor" diyordu. Bu söz de daha önceleri söylenmiş bir sözdür:

"Kesinlikle şimdiye kadar direk bir ABD kurumuna ve kişilerine yönelik eylemlerimiz olmamıştır ve hedef seçilmemişlerdir."
(A. Öcalan, 15 Ağustos 1995)

12 yıl sonra Murat Karayılan konuşuyor:
"Daha önce de PKK hareketinin herhangi bir devletin düşmanı olmadığını ifade ettik. ... ABD bölgede Kürt halkına dayanmak ve Kürt halkını dost görmek istiyorsa, Güney Kürtlerini dost, Kuzey Kürtlerini düşman görmek olmaz, bu da ABD açısından bir çelişkidir." (4 Aralık 2007)

* Önceki sayılarımızda sorduğumuz için tekrar etmiyoruz; ilerici, yurtsever bir hareket, nasıl olur da dünya halklarının baş düşmanı olan Amerikan emperyalizmine düşman olmaz? Nasıl olur da, ona yönelik tek bir eylem gerçekleştirmez???
* Emperyalizmin icazetini almayı esas alan bu çizgi, giderek pekişti. Bir nokta geldi ki, PKK, Kürt sorunun çözümünü tamamen emperyalistlerden bekleyen, onlara havale eden bir çizgi geliştirdi:
"ABD büyük devletse rolünü oynasın" denildi. "AB çözüm gücü olmalıdır" denildi.
ABD'nin ve AB'nin emperyalist olduğu unutuldu doğal olarak; daha doğrusu unutturuldu!
Ardından "çözüm" için çağrı yapılmadık ne BM kaldı, ne NATO, ne de Vatikan:
"Avrupa Birliği ve NATO'nun Kosova'ya gösterilen hassasiyetin yüzde birini de Kürtlere ve Kürt sorununa göstermek gerekiyor." (PKDV Başkanı, 2 Nisan 1999)
"Kosova'ya, Yugoslavya'ya müdahale eden NATO, Türkiye'deki Kürt sorununa da müdahale etmelidir."
"Batı eğer isteseydi sorunu çözerdi. Nasıl ki, Kosova'da çözüyorsa, Kürdistan'da da çözer. ... Batı, çözümü istemediği için bugünkü sorunlar ortaya çıkmıştır." (Cemil Bayık, 20 Haziran '99)
* Artık başka bir hayal dünyasındaydı PKK.. Gerçekleri çarpıtmakta da pervasızdı. Ne olup olmadığını tüm dünyanın bildiği NATO'ya ilişkin BAKIN NELER YAZILDI:  "NATO sözde siyasal sorunların ve daha çok da insan hakları sorununun, hatta bağımsızlık isteyen halkların istemlerinin çözümlenmeye çalışıldığı siyasal kuruma dönüşüyor. NATO bugün kendi gündemine Sovyetler Birliği'ni, Yugoslavya'yı ve Çekoslavakya'yı alıyor! Yarın Türkiye'yi gündemine alacaktır. Türkiye'den ‘üniter devlet' anlayışını terk etmesini ve federasyondan bağımsızlığa kadar kendisini açık tutmasını isteyecektir. O çok güvendiği NATO'nun yarın ya da öbür gün TC'ye bunu dayatması fazla şaşırtıcı olmamalıdır."
(Serxwebun, sayı: 119, sf. 22)

Şimdi herkes sormalıdır; Bu nasıl bir "tahlil"dir?
Bu tahlil ne kadar doğru çıktı?

Doğru çıkma ihtimali var mıydı? Böyle bir ihtimal yokken, halklar, savaşçılar NATO konusunda böyle bir yanılgıya neden ve nasıl sürüklendi?
Sorular... cevaplar...

NATO'nun insan hakları ve bağımsızlık sorunlarını çözecek bir örgüt olduğu iddiası, bir değer taşımaz. Fakat devamında sorulması gereken, bu büyük öngörüsüzlüğün neden tartışılmadığıdır.
* Yeni Dünya Düzeni'nde böyleydi:
"Geçtiğimiz on yılda, dünya ölçüsünde büyük bir değişim yaşandı. Dengeler parçalandı, deyim yerindeyse dünyanın çivisi çıktı. Şimdi ise yapılan, çiviyi tekrardan çakma faaliyetidir. Dünyanın yeniden şekillendiği, 20. yüzyıl anlayışlarının önemli değişiklikleri yaşadığı... bir süreç oldu. Geçen on yıl bu anlamda bir değişim süreciydi. Bunu yürüten, buna hakim olan ABD, buna "Yeni Dünya Düzeni" dedi ve dünya ölçüsünde gelinen noktada, bu konuda da önemli bir düzey tutturuldu. Bunu görmek, anlamak ve kabul etmemiz gerekiyor."
(Serxwebun, Ağustos 1999 Sayı: 212)
Evet, yeni dünya düzeni böyleydi ve KABUL ETMEK GEREKİYORDU!
Ettiniz, ne oldu?
Yukarıdaki alıntı da gösteriyor:
PKK SANIYORDU Kİ, ABD, çivisi çıkmış olan dünyanın çivisini çakacak. Sanıyordu ki, artık faşist diktatörlükleri desteklemeyip, ülkelere "insan hakları temelinde müdahale" edecek.
* Afganistan'da, Irak'ta veya Ebu Gureyb'de Guantanamo'da dünyanın çivisi mi çakıldı, yoksa çivisi mi çıkarılmakta?
* IRAK'IN İŞGALİ, PKK'NİN EMPERYALİZM TEORİLERİNİN İFLASI
ABD emperyalizminin Irak işgaline yönelik PKK değerlendirmeleri, emperyalizmi doğru değerlendirmekten ne kadar uzak olunduğunu bir kez daha, tüm çıplaklığıyla ortaya koyacaktı:
"ABD'nin yüz yıllık diktatörlerin aşılmasındaki rolünü olumlu görüyorum. Katı bir ABD karşıtlığı yapmıyoruz. ABD ile görüşme ve demokratik işbirliği olabilir. ... Bush'un son zamanlarda diktatörlerin aşılması yönündeki bazı değerlendirmeleri yanlış değildi. Bizi terör örgütleriyle kıyaslamasınlar." (A. Öcalan, 18 Mayıs 2003) * Irak'taki işgalin onaylanmasına gelmeden önce, Öcalan'ın tutsak düşmesiyle birlikte, emperyalist dünya düzeni içinde yer almanın teorisi sistematik hale getirildi.
20. yüzyılda zafer burjuva demokrasisinindi! Emperyalist ülkelerdeki sistemin sosyalist sistemden üstün olduğu kanıtlanmıştı. Öyleyse, onların egemen olduğu dünyaya tabi olmaktan başka seçenek yoktu.
* Öcalan, 6 Nisan 1999'da İmralı'da 8 maddelik bir çözüm planı açıkladı. Bu 8 maddeden biri, "BM'nin, Avrupa Birliği'nin, Konseyi'nin ve AGİT'in süreçte gözlemci olmasını" öngörüyordu. Kürt halkının kaderi bir kez daha emperyalizme teslim ediliyordu.
* Bu süreçte, Avrupa Birliği'ne üyeliğin de "en kararlı" savunucularından biri oldu PKK. Emperyalist birlik içinde yer almak için, düzen partilerini bile geride bırakan bir isteklilik sergiledi.
Öcalan, Kürt sorununun çözümü için "AB çerçevesinin yeterli" olduğunu" belirtti. PKK yöneticileri bunu çeşitli vesilelerle tekrar ettiler:
"Türkiye'yi 1999 yılından AB'ye aday olduğu bugüne kadar destekliyoruz ve stratejimiz değişmemiştir. AB üyeliğine karşı değiliz ve bunun demokratik açılımlar sağlayacağı inancındayız".
(M. Karayılan, 29 Haziran 2004)
* AB üyeliğine karşı değildir. ABD'nin yeni dünya düzenini görüyor ve kabul ediyorlar. PKK'nin siyasi çizgisinin sınırları aslında bu iki tespitle çizilmiş oluyor.
* "Irak'taki sistem mücadelesi yeni Ortadoğu sisteminin nasıl olacağını belirleyecek, bu da yeni uluslararası sistemin temel ölçü ve özelliklerini yaratacaktır. ... Irak üzerinde yoğunlaşan bu mücadele... eski statüko ile yeni statüko arasındaki bir mücadele olmaktadır. ... böyle bir mücadelede Partimizin ve halkımızın yeri, hiç kuşkusuz Kürdü inkar eden ve yoketmek isteyen eski statüko cephesinde değil, yeni bir sistem yaratmak isteyen değişim cephesinde olacaktır."
(PKK Parti Meclisi, 2002)
Değişim cephesi denilen, merkezinde ABD'nin olduğu emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin oluşturduğu cepheydi.
Irak'ı değiştirdiler. İşgalle! Peki, "partimizin yeri değişim cephesinin yanıdır" diyenler, bu değişimin HALKLARIN MI, yoksa EMPERYALİZMİN Mİ lehine olduğunu cevaplayabilirler mi?

* O kadar büyük bir yanılgı içindeydiler ki, ABD'nin Türkiye oligarşisine tavır alıp, kendilerine dokunmayacağını sanıyorlardı:

Öngörüsüzlük 1: "Meselenin diğer bir boyutu... ABD ve AB'nin de Türkiye'yi mevcut haliyle kaldıramayacağıdır.... Bu da gösteriyor ki, her şey eskisi gibi duramaz, giderek ayrışma derinleşecektir. Türkiye bu anlamda eski dünya sistemine ait olan ittifaklarını fazla koruyamayacaktır." (19 Nisan 2003 Özgür Politika)
Öngörüsüzlük 2: "KADEK'in üzerine öyle Türkiye'nin sandığı gibi 'terörist' diyerek gelemezler."

Gerçek; son sınır ötesi saldırılar!
* ABD'nin kendilerine dokunması bir yana, ABD'nin en iyi müttefiki kendileri olabilirdi:
"ABD, sadece Irak'ta değil, Suriye ve İran'da da rejimi değiştirmek istiyor. Peki hem Suriye'de, hem de İran'da -en azından belirli bir süre- birlikte çalışabileceği güç kimdir? Biziz." (Cemil Bayık, 20 Ağustos 2003)
Kuşku yok ki, sol adına, ilericilik, yurtseverlik adına, böyle bir sözün Türkiye solunda başka bir örneği yoktur.
* Bir ilerici örgüt, yurtsever örgüt, Amerikan emperyalizmine "sizin birlikte çalışabileceğiniz güç biziz" diyebilir mi?
Diyebilmesi için, ABD'nin değişmiş olması, halklardan yana bir devlet haline gelmiş olması gerekir, ya da...
Bu da tartışılmayı bekleyen bir başka sorudur?
* Kendilerini emperyalist sistemle o kadar bütünleştirmişlerdir ki, Türkiye yönetimini, ABD ve AB'ye yeterince uyum sağlayamamakla eleştirebilmişlerdir:
"Ortadoğu ve dünyada yüzyıl geride kalmış düşünce ve politik sistemleri savunmakta, stratejik dost olarak gördüğü ABD politikalarıyla çelişkili durumları yaşamakta ve Avrupa Birliğine giriş sürecini ilerletememektedir. Bundan dolayı da dünyanın en zengin kaynaklarına sahip olan Türkiye, geri kalmış, dışa bağımlı, yardıma muhtaç, açlık ve yoksulluğun kol gezdiği bir ülke durumuna düşmüştür."
(PKK Parti Meclisi, 2002)
* Kürt milliyetçi hareketinin savunup da terketmediği hemen hiçbir düşüncesi, politikası kalmamıştır. Terkettiler; çünkü yaşadıkları pratik hepsini tek tek çürüttü. Emperyalizme ilişkin tüm politik öngörüleri, beklentileri, tahlilleri bir bir bizzat emperyalizm tarafından iflas ettirildi.
Ne emperyalizm sandıkları gibi değişmişti, ne de ABD, AB sandıkları rolleri üstlenmişti.
Süreç göstermiştir ki, değişen emperyalizm değil, PKK'dir.
Kürt milliyetçi hareket, Kandil bölgesine yönelen son saldırı öncesi kendilerinin ABD'yle bir düşmanlıkları olmadığı açıklamasını yaparken, saldırının ardından Amerika'nın dünyaya karşı suçlarını yeni keşfetmişcesine sayıp dökmeye başladı. Bu kısa süre içinde Amerikan emperyalizminde bir değişiklik olmadığına göre, yukarıdaki çarpık tabloyu yaratan, milliyetçi dar görüşlülük, günübirlik politikalardır.

Bu da sık sık tekrarlanan iflas etmiş öngörü ve politikalara eklenen son örneklerden biridir.
* Abdullah Öcalan, bir yerde bu açmazları, iflasları görmektedir. Ama bu noktada yapılacak şey ya devrime dönmek, ya da emperyalist sistemin içine girmeyi hızlandırmaktır. Emperyalizme karşı cephe alma, anti-emperyalist bir savaş geliştirme ve devrime dönme iradesinin gösterilemediği yerde, geriye tek yol kalır.
Bugün PKK hala o yolda, o çıkmaz yolda devam ediyor. Evet, emperyalist sistemin içine götüren her yol, çıkmazdır. Çünkü o yolun sonunda, yola çıkarken amaçlananların hiçbiri, halkların kurtuluşu, kendi kaderini tayin hakkı, özgürlüğü, iradesi, hiçbiri yoktur. Bunlara ulaşılacak tek yol devrim yoludur.
* PKK, 1978'de "Kuruluş bildirgesi"nde şöyle diyerek çıkmıştı yola. "PKK, başta ABD emperyalizmi olmak üzere tüm emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin bölgedeki düzeni devrilmeden, Ortadoğu ulusları arasında eşitlik ve özgürlük temelinde bir barış ve işbirliği ortamı geliştirilemeyeceği düşüncesindedir."
Şimdi tüm emperyalistler Kürt sorununu çözmeye çağrılıyor.
Şimdi Kuzey Irak'ta olduğu gibi, başta ABD emperyalizmi olmak üzere tüm emperyalistlerle işbirliği savunuluyor.
Şimdi, düzeni devirmek düşüncesinden vazgeçilmiş, düzene güç verebileceğini kanıtlamaya çalışıyor.
Dün ve şimdi... Ne dedik, ne oldu?.. Sorular, cevaplanmak içindir. Dünü sorgulamayanlar, kendi öngörülerinin, politikalarının süreç içinde muhasebesini yapmayanlar, doğru bir çizgide ilerleme imkanını bulamazlar.

* Emperyalizme dair, yukarıda, ancak bir kısmını aktarabildiğimiz tespitlere, öngörülere bakın; doğrulanmış bir tek söz, öngörü var mı içlerinde?

( Emperyalizme ve Oligarşiye karşı Yürüyüş, Sayı 4 )