Ülkeyi Kurtarma Vakti
Ülke yine bir seçim havasına daha kapıldı. Televizyonlarda , gazetelerde, günlük sohbetlerde hep seçim tartışmaları var. Herkesin gündemi kısacası; Seçim.
Yine birileri ülkeyi kurtaracak potansiyel kahraman olarak görürken kendisini, halkı da kendi çıkarlarına götürecek basamaklar olarak görüyorlar. Bana oy ver seni ancak ben kurtarabilirim mesajı veren konuşmaları da tabi ki eksik olmuyor.
Halkın kendi kendisini şeyttiği sisteme Türkiye’de Cumhuriyet denir. Bu sistem ortalama 3,5 yılda bir patlak verir ve halk aynı siyasetçileri tekrar seçer.
Cumhuriyet cumhuriyet en güzel şey hürriyet, diye başlayan şiirler okuturlardı ilk okulda, birde cumhuriyetin tanımlamasını öğrettiler. Neydi o hepimizin çok iyi bildiği tanımlama: Cumhuriyet halkın kendi kendisini yönetmesidir. Yani halk ülke yöneticilerini kendisi seçer gibi basit birde açıklaması vardır.
Devletin bize zaten doğruları öğretme gibi bir amacı olmadığı için sistemin devamını sağlayacak konuları beynimize sokardı.
Vatandaşlık görevleri nelerdir ? Vatandaş olmak ne melun bişeydir öyle. Vatandaş olunca hemen üstüne görevler yüklenir. Yani vatandaşın hakkı olmaz görevi olur, böyle diyor devlet baba.
Bu günkü konumuzda seçme ve seçilme hakkı. Ama senin benim gibi sıradan vatandaşın seçilme hakkı olmadığı için biz seçme hakkı üstünde duracağız daha çok.
Kimler seçilir, kimlerin seçilmeye ülke yönetiminde söz söylemeye hakkı vardır ? Sen mi, ben mi… Hayır ne senin nede benim öyle bir hakkımız olamaz. Seçilme hakkı egemen sınıfın hakkıdır. İşçinin, köylünün, emeklinin, emekçinin öyle bir hakkı olamaz çünkü bu iş için “vatan sevgileri” yetmez. Oysaki egemenlerin vatan sevgileri nakite dönüştüğü için, ülkeyi yönetmeye de, bu nakite dönüştürülmüş vatan sevgileri ile “yatırım yapma” imkanları vardır.
Egemen sınıfın sömürücüleri ülkelerini o kadar sevmektedirler ki servetlerini seçim yatırımı(!) için “riske etmeyi” göze alacak kadar vatan ve halk severlerdir. Ülkeye hizmet etme aşkı ile gece gündüz demeden seçim propagandası yapıp yönetime geçince halk için neler yapacaklarını ballandıra ballandıra, 5 yaşındaki çocuklara anlatılan mutlu masallar gibi anlatırlar. Ülkeyi kurtaracak yegane kişi kendileridir. Tüm sorunları çözeceklerinden kuşkuları yoktur.
Fabrikatör, toprak ağası, kara para aklayıcı, işkenceci,aşiret reisi, mafya babası, hayali ihracatçı, dolandırıcı, sömürücü, vurguncu yani ne kadar toplumun pislik tabakası varsa seçim zamanında karşımıza gelirler.
Asgari ücretle çalışan milyonlarca işçiyi fabrikatörler, açlık sınırında yaşayan milyonları zenginler, toprağı olmayan köylüyü toprak ağaları, işkence gören binlerce insanı işkencecilerin temsil ettiği sistemin adıdır Cumhuriyet. Ezilenlerin, sömürülenlerin, açlığa mahkum edilenlerin 5 yılda birde oy vererek başına krallar, padişahlar seçmesi de demokratik bir uygulamadır.
Parası olanın seçimlere girebildiği bir demokratik seçim! Bu kadarda değil. Millet vekili adaylarını önce parti başkanları seçer, 1.sıradan ,2. sıradan,….5. sıradan millet vekili adayı yaparlar. Yani kimin seçilmesini istiyorsa ilk sıraya o kişiyi yerleştirir. Bazısını liste dışı bırakıp seçime bile sokmaz. Bize de sadece parti başkanlarının seçtiği kişiyi onaylamak kalır… Ve biz seçmiş oluruz o zat-ı muhteremleri.
Ben cumhuriyet yönetimini istemiyorum. Padişahlık yada krallık gibi bir sistem olsun. Yönetim babadan oğla, anadan kıza geçsin önemli değil. Ama böyle cumhuriyet olmasın. Monarşik yönetim biçiminde en azından başımıza geçen padişahları, kralları kabullenebiliriz. Deriz ki; evet kardeşim bu sistem böyle başımıza geçen yöneticinin , yönetime gelmesi bu şekilde oluyor. Peki bu cumhuriyet denen sistemde başımıza gelen onca pisliği nasıl kabulleneceğiz.
Kanuni Sultan Süleyman 40 yıl Osmanlıyı yönetti. Osmanlının yönetim biçiminden dolayı bu anlaşılır peki Süleyman Demirel’in 40 yıl boyunca ülke yönetiminde çeşitli şekillerde bulunmasını nasıl açıklayabiliriz. Bu iki sistemin bir farkı var mı ?
Birde seçilmiş muhteremlerin her kirli olayından sonra şöyle bir savunmaları vardır partilerin; “halk seçti”. Duyanda sanır ki bunca Manukyan Çocuklarını gerçekten halk seçti. Oysa kendi seçtiklerini halka seçtirerek , vatandaşı bu pis işlerinde maşa olarak kullanmaktadırlar.
Siyasi bir görüşleri olmayan siyasi partilerin propagandaları; vatan , millet, sakarya, din , iman, Kemalizm,Türk,Kürt…
Ekonomi, eğitim, sağlık, kültür, çevre ve daha bir çok konudaki sorunların çözümü için tek bir fikirleri olmayan bu kişiler artık duymaktan bıktığımız, boş kelimelerin çözüm olacağını bize inandırma yolunda büyük bir gayret içindedirler. Çünkü siyasetleri tek bir konuya odaklıdır; ya din, ya milliyetçilik yada Kemalizm.
Örneğin DTP Kürt milliyetçiliği siyaseti ile sadece Kürt sorununa çözüm getirmeyi amaçlar. Onun dışındaki sorunlar için en küçük bir fikri dahi yoktur diğer partiler gibi.
MHP Gaziantep 1. sıra milletvekili adayı Hasan Özdemir. Bu isim bize hiçte yabancı gelmiyor. 5 Kasım 2001'de İstanbul Küçük Armutlu'ya "İkinci Hayata Dönüş" adı altında bir katliam operasyonu düzenlenir ve 4 devrimci vahşi şekilde katledilir. Bu sırada Hasan Özdemir İstanbul İl Emniyet Müdürüdür. Katliamın yaratıcısıdır yani. Ve bu kişi şimdi millet vekili adayı. Kanlı elleriyle yüce millet meclisine(!) girecektir. Kimi temsil edecektir Hasan Özdemir ? Katilleri, kontrgerillaları, işkencecileri, göz altına aldıkları genç kızlara tecavüz eden polisleri mi…
Genel evde çalışmak zorunda bırakılan bir kadın : Ayşe Tükrükçü. Bağımsız millet vekili adayı olup, genel evlerde çalışmak zorunda bırakılan ve toplumda dışlanan kadınların adına söz sahibi olmak istemiştir. Yüz kızartıcı suçu olduğu gerekçesiyle millet vekili adaylığı YSK tarafından iptal edilmiştir. Devletin yüzü, Manukyan vergi rekortmeni olduğu için ödül verirken kızarmazken böyle bir konuda oldukça hassas bir yaklaşım içinde bulunmaktadır. Eğer Manukyan yaşasaydı ve millet vekili olmak isteseydi acaba annelerine karşıda aynı tutum içinde olur muydu bu iyi çocuklar!
Düzen ve düzenin partileri… Hepsi bu kokuşmuş sisteminin koruyuculuğunu üstlenmiştir ve devam etmesi içinde ellerinden geleni yapacaklardır. Halkı açlığa mahkum edip seçim zamanında oylarını satın almak için bir koli yiyecek paketi dağıtacaklardır ve bu durum hiç değişmeyecektir. Çünkü X,Y,Z partilerinin birbirinden bir farkı yoktur. Halk için değil egemenlere hizmet etmek için vardır düzenin partileri.
Bizi kurtaracak tek şey; Halkın devrimci kurtuluş mücadelesi olacaktır.
10.06.2007