Hangi Hayat Sığar Rakamlara
Sovyetler
Birliği, Hitler'in faşist ordusuna direnirken ve Sovyet askerleri
anavatanlarını korumak için ölesiye savaşırken, bir halk 20 milyon evladını
kaybetti. 20 milyon... Dilin bir çırpıda ettiği bir söz. 20 milyon... Paraya
vurunca alınır satılır bir değer. Doları ve eurosu ağız sulandıran bir rakam.
TL'si dönüp bakılmayacak bir değer. 20 milyon beden gözle canlandırılamayınca
başvurulan kaynaklar ne kadar alçaltıcı olabiliyor. Hangi hayat kaç paraya
satın alınabilir ki, paraya vuralım değerini. 20 milyon can. Onca ülkenin
nüfusundan kat kat fazla beden, ruh, can... Özgürlüğün diyeti. Hangi para satın
alabilir ki artık, böyle kazanılmış o büyük özgürlüğü?
Bir ülkenin gayri safi milli hasılasını hesaplar ekonomistler. Karamsar ya da
iyimser tablolar sererler önümüze. Kişi başına düşen vesaire dolarlar... Kimdir
o kişiler? Kaçı nasiplenir o dolardan? İşyerindeki patronun sofrasından arta
kalan bile değildir ona biçilen değer ama kağıtların üzerinde onun payına düşen
miktar biçilmiştir. Hiç görmese de, hiç kazanamasa da O; gayri safi hasılanın
milli paydaşıdır. Kimdir peki o kişiler? Nerelerde, nasıl yaşarlar? Rakamlar
söylemez ki bunu. Rakamlar... Zaman olur ne kadar işe yaramaz hale gelir. Nasıl
da duygusuzlaşır. Ve onlarla özleşince insan aklı, ruhunu nasıl da kaybeder.
Nasıl da rakamlar kadar soğuk bakar hayata.
Sokaklarda, sapsarı afişler ilişiyor gözlerinize. Hiç gördünüz mü? Belki
baktınız ama; gördünüz mü? Otobüslerin içinde nefessiz yolculuklarınızda
çarpmıştır belki gözünüze. Belki, sevdiğinizin elinden tutup gezerken
ilişmiştir bakışlarınız. Belki, keyfiniz kaçmasın diye çok da durmamışsınızdır
başında ama o orada duruyor buz gibi gerçekliğiyle.
Yine bir oyuncağın kaygısındaki çocuğunuzun kafasına şaplağı indirirken belki
görme fırsatınız olmamıştır ama bir dahaki geçişinizde bir bakın olur mu?
Orada yazıyor sadece ve onu yazanlar söylüyor; "Hapishanelerde 107 İnsan
Öldü Duydunuz Mu?" Yine rakamlar çıkıyor karşımıza. Soğuk ve duygusuz
rakamlar ama yuvarlanmamış, düzlenip dile kolay hale getirilmemiş bir rakam,
107. 105 değil, 100 değil. Tam olarak, kesin bir ifadeyle 107 insan. Bırakın
107'sini, insan... bırakın insanı ölüm... ve bırakın hepsini, siz duydunuz mu?
Hala işitmiyor mu kulaklarınız?
Nefret edilesi şu rakamlar, istatistikler ve genellemeler çağı neyi saklıyor
bizden. Kitaplara, sayfalara hatta nice yaşanmış sayılan hayatlara sığmayacak
şeyleri gizliyor bizden.107 insan... 107 anne, 107 baba. 107 çarpı uykusuz
geçen geceler... 107 çarpı ağlayarak eve gelen çocuklar... 107 çarpı kırık
notlar yüzünden yenilen azarlar... 107 çarpı özlemle kucaklaşmalar ve
sevdalanmalar ve sigarasız geceler ve ardından gözyaşı döken anneler,
sevgililer, kıpkırmızı kesilen yanaklar, babaya ilk karşı çıkışlar ve 107 çarpı
binlerce kez duyulan “eşşoğlu eşşekler”...107 kere yaşanmış ama yarısında
kalmış hayatlar. Yarım ama nice yaşadım diyene taş çıkaracak kadar dolu
yaşanmış hayatlar... Hangi rakam anlatabilir ki bu saydıklarımızın birinin bile
bir anını? Hangi rakam, taşıyabilir, bunca hayatın yaşadığı sevdayı? Hangi
rakam çekebilir bunca kahrı? Ve hangi rakam gizlenebilir onca birikmiş açlığa?
Yananlar, yakılanlar ve bir kurşunun delip geçtiği yürekler. 107, o namussuz
rakam, bunu gizlemek için icad edilmiş sanki.O rakamın ardında, hapishaneler
var, tecrit var.
O rakamın ardında, mezar taşlarımız var. Her bayram, her sene-i devriyede,
mezar taşlarına dökülen gözyaşları var. Hapishanelerden eksilen ama birlikte
adımlayamadığımız ayak sesleri var.
Adına hastane dedikleri beton bloklardan taşıdığımız soğuk bedenler var.
Hapishanelerde 107 İnsan Öldü Duydunuz mu? Neden duymadınız? Ne tuttu sizi? Ne
tıkadı kulaklarınızı? Görmüş müydünüz yakılanları? Çok mu oldu?
Ne kadar çok, unutacak kadar mı? Peki niye hala yanıyor anaların yürekleri?
Evlat acısıdır geçmez demeyin. Sınayalım isterseniz, aynı acı sizi nasıl yakar?
Yok eksik kalsın, böyle acı düşman başına. Neden duymadınız bunca zaman olanı
biteni? Biz mi suçluyuz? Belki de. Belki de biziz suçlu. Yakmadığımız içindir,
içimiz kadar dışarıyı. Sapsarı afişler söylüyor işte şimdi, duymadıysanız görün
diye. Her bir afişe, bir kol kırılıyor. Bir kafa yarılıyor. Bir bacak
kırılıyor. Her bir afişe bir gözaltı düşüyor. Belki de bundan duyulmuyor
acılarımız. Önünde koca bentler var. Yoksa acıya alışmadık biz. En kötüsüdür
alışmak biliriz. Alışmak çürütür insanı. Acıya alışma; duysan da duymasan da
alışma. Sapsarı afişler, buz gibi gerçeği üflüyor; bu kış ayazında siz
donmadınız mı? Hapishanelerde 107 insan öldü duydunuz mu? Ah şu alçak
rakamlar...
Nasıl serelim ki önünüze o gül gibi hayatları? Nasıl serelim ki önünüze cihan
parçası delikanlıları? Nasıl serelim? 107 işte, anlayın. Başka ne diyelim?
107'den anlamayana, insan diyoruz, öldü diyoruz, duydunuz mu diyoruz. Anlıyor
musun diyoruz!...
İdris Öztürk Sayı: 25