Özgür Kız, Özgür Oğlan

 

Özgür kızlar özgür oğlanlar bu yazım size. Bilmem böyle sitelerde işiniz olur mu, hani olur ya yanlışlıkla girerde okursanız yazılanları, size göstermeye çalıştıkları dünyadan başka dünyalarda olduğunun belki görürsünüz.

 

Özgürlük o kadar kolaydır ki;

Özgürlük 100 kontör alınca, bedava 30 SMS “kazanmaktır” (!) . Bu mesajları istediğiniz gibi kullanır, dağda bayırda özgür kız, özgür oğlan olursunuz.  Kontör biter özgürlük biter…

Nike, adidas, convers, ayakkabılarınızla yollarda özgürce yürürsünüz. Bastığın her yer özgürlük. Giydiğin jeans, içtiğin kola, dilindeki şarkı: Çakkıdı… Her şey senin özgürlüğün için…

Jöleli saçların, bilgisizliğinin üstüne yaratmaya çalıştığın imajınla bu sahte ortamda var olma mücadelenle özgürsün.

Sözlerinle, tavırların, davranışlarınla ben özgürüm mesajı vermeye çalışsan da gerçekleri göremeyen kör bir kuşsun sen kafesinde kendisini özgür sanan.

Düşünmekten uzak, umursamaz tavırlarınla kendi bireyselciliğinle, “bana ne”ciliğinle özgürleşme mücadelen baştan kaybedilmiş bir savaş.

Hani bazen insanın kime kızacağını bilemediği durumları olur ya bu konuda da öyle bir kararsızlık içindeyim. Sizlerin bu kadar boş yetişmenizi amaç edinmiş sistem mi yoksa bu kadar beynini kullanmaktan aciz olan sizler mi suçlusunuz karar veremiyorum.

 

Midas’ın dokunduğu her şeyi altına çevirdiği gibi, kapitalizm de dokunduğu her şeyi paraya çeviriyor. Özgürlük kavramı da bunlardan birisi. Özgürlük eşittir para, markalara tutsak edilmiş özgürlük… Kapitalizmin bizlere sunduğu özgürlük nasıl bir özgürlüktür peki : X marka giyenler özgür olur, Y kola içenler özgürdür,  Z marka cep telefonuyla özgürsün, T kontörlerle artık 30 dakika daha fazla özgürsün… Paylaşarak mutlu olmak yerine tüketerek mutlu olmaktır kapitalizmin özgürlük anlayışı.

Özgürlüğü sadece şekilsellikten ibaret gören bir anlayışın özgürlük düşüncesinin yanından bile geçmeyeceği açıktır.  Gençlerin iki kelimeyi bir araya getirip kendisini anlatamadığı, kendi dilini, kültürünü unuttuğu, kendisini markalarla ifade ettiği gerçeği ne kadar acı bir durumdur.

 

Özgürlük bireysellik midir sadece ? Sadece bireysel özgürlüğümüz için mücadele vermemiz fazlasıyla basit değil mi… Her şeyin kişiselleştirilip, bireyselleştirildiği örgütlenmenin yok edildiği bu ülkede kendi özgürlüğümüz için tek başımıza verdiğimiz mücadelede de mutlu son var mıdır…

 

Özgürlük için savaşılır mı peki ? Hayırrrr savaşa biz karşıyız, no war, peace, gibi cool tavırlarınız da “yanlıştır”. Savaş denince sadece ülkelerin bir birine yağdırdığı ve sivillerin katledildiği savaştan başka bir şey düşünemeyince bu tavrınızda “doğrudur”.

 

Mahir, Deniz, Hüseyin, Sinan ve daha niceleri sizin için bir şey ifade ediyor mu ? 12 Eylül 1980 tarihi peki… Şeyy değil miii ilk kadın astronot uzaya mı çıkmıştı 12 eylülde ehuheu.

Peki Erdal Eren. Kimdir o ? Sizlerin yaşındayken darağacına giden, ideolojisi için hayatını hiçe sayan, “özgürlük” için ölümü  göze alan o yiğit genci bilir misiniz…

Sibel Yalçın adını hiç duydunuz mu ? 18 yaşında yüreğindeki inancıyla “Asıl siz teslim olun” diyen ve otoritenin teslim alamadığı direnişçi.

Gezmek, dolaşmaksa özgürlük dört duvar arasında tek başına mahkum edilmiş F-tiplerinde ki “özgür tutsakları” nasıl açıklayabilirsiniz…

Bu kişiler özgürlük için savaşmıştır. Ama kendi özgürlükleri için değil. Halklarının özgürlüğü için, ülkenin özgürlüğü için kendilerini hiçe yasayarak savaşmışlardır. Çocuklar açlıktan ölmesin, insanlar sömürülmesin, ağalara beylere fabrikatörlere kulluk yapmasınlar diye mücadele vermişlerdir.

 

Peki sizler neyin mücadelesini veriyorsunuz hangi özgürlüğün ? Rock festivalinde sınırsız içki, marka giyinmek, Kral tv ve Mtv izlemek… İsyanınız neye, kime, baş kaldırınız, asiliğiniz… Yoksa bunlarda yaratmaya çalıştığınız imajınızın görsel öğeleri mi…

 

Giydiğin ayakkabıyı, pantolonu, içtiğin içeceği, kullandığın bir çok eşyayı üretenleri hiç düşündün mü? O markaların arkasındaki ezilenleri bilir misiniz… Belki senin annen, baban, abin, ablanda o marka tüketim eşyalarını üreten ve ezilenlerdendir ama sen bunu fark etmezsin. Bir küçük marka sembolünden başka bir şey görmez gözlerin. 

 

Sokakta görürsün kendi yaşıtlarını ellerinde pankartlarla, 60-70 yaşında ana babalar direnirler "birilerine", sen geçip gidersin merak bile etmezsin ne oluyor diye, polis coplarken o insanları. Belki bir an durur bakarsın sonra boş ver der yoluna devam edersin. Tv de müzik kanalından sıkılır ve kanalları zapinglerken gözüne takılır işkence haberleri, “kaybolan” ve mezarı bile bulunamayan insanlar, sokakta yaşayan çocuklar ve daha niceleri. Hiç birisi seni ilgilendirmez çünkü sen özgürsün ya.

Devletin empoze ettiği fikirlerle yaşayıp bir yandan da özgür kız özgür oğlan olabilmeniz ne güzel bir şeydir. Düşünce özgürlüğü de sizi ilgilendirmez çünkü siz zaten düşünmezsiniz. Kendinizi hayatın akışına, sürünün gidişine bırakmışsınızdır. Ve yinede özgürsünüzdür hayatınızı başkaları yönetirken. Bir kuklanın özgürlüğünden ileri gitmeyen özgürlüğünüz ile yaşarken…

25.05.2007