Şimdi Sıra Bizde…
Elindeki milli piyango biletleri ile hızlı hızlı yürüyerek gidiyor bilet satıcısı. Bir yandan da bu yılki yıl başı ikramiyesinin kaç milyar eski para birimimizle kaç trilyon olduğunu bağırarak kalabalığın arasında kayboluyor.
Sen kendini kalabalığın içinden kurtarıp eve atıyorsun ve biraz sonra televizyonu açıyorsun. Reklamlarda az önce MP bileti satıcısından duyduğumuz sözler bu seferde televizyondan da geliyor. Büyük ikramiye XX milyar… Çıkmaz demeyin şansınızı deneyin, “yeni yıla zengin girin” ya çıkarsa ve en sonunda söylenen belkide bu sefer sıra sizde…
Bu sözler de etkilemiyor değil. Evet bu sefer de belkide bana çıkar büyük ikramiye diyorsun. Tamam büyük ikramiyeden de vazgeçtim en azından şöyle hayatımı kurtaracak bir paraya da razıyım diyorsun içinden ve ister istemez hayallere dalıyorsun.
Her gün işe gidip gelmekten kurtulur belkide kendi işine sahip olurdun, ve her zaman imrenerek baktığın seni her zaman cezbeden otomobillerden alırdın. Bir anda kendini otomobilinin içinde hayal ediyorsun ne kadarda mutlusun o an. Sonra bir ev alıyorsun ve her ay öderken içine dert olan nerdeyse maaşının yarısı tutarındaki ev kirasından kurtuluyorsun… Ve daha bir çok hayal...
Belkide sıra sende derler. Evet sıra hep bizdedir aslında. Açlık, yoksulluk, ezilme, küçük görülme, günün yarısını çalışarak geçirmemize rağmen “nedense” bir türlü iki araya gelmeyen yakamızla sıra hep bizdedir.
Henüz bir bilet almadan bile hayallere dalabiliyorsun. Oysa ne zor şey hayal kurmak bizim için değil mi ? Hayal kurmak belki çocukluğumuzdan kalmış bir özellik. Şimdiyse gerçekliğin acımasızlığı ne hayal kurmaya ne de umut etmeye imkan tanınıyor bize. Hayal kurmanın ve güzel şeyler umut etmenin bile paraya endekslendiği bu insanlık dışı sistemde güzel bir şeyler düşlemek bile lüks haline geliyor bizler için. Umutsuzluk içimize öylesine yer etmiştir ki umut etmek bazen aptallık gibi gelir. Bir an aklından güzel şeyler geçer ve olur mu dersin, olmaz ki…
Bizi umutsuzluk içinde bırakan bu sistemdir, bizleri insanlığın en doğal duygularından kopartan, sürekli karamsarlığın içinde kalmamızı isteyenler onlardır.
Umutsuz musun, mutsuz musun, hayal mi kuramıyorsun tamam o zaman al bir milli piyango bileti, sayısal loto, toto, on numara oyna, paran mı az o zaman bir kazı kazan al hiç yoksa ve o anlık heyecanı ve umudu yaşa… Belki zengin bile olabilirsin. Bak sana o bu şansıda sunuyoruz der egemenler ve umutsuzluğumuz üstünden para kazanırken.
Ama sakın bizim istediğimiz şeylerin dışında şeyler hayal etme demeyi de ihmal etmezler. Sizler kendinizin zengin olacağı, hep özendiğiniz hayatlara ulaşmak için hayaller kurun. Boş ver başkalarını … Hem sana çıkarsa ikramiye, verirsin üç-beş bişeylerde çevrendekilere değil mi…
Ama sakın yanlış şeyler umut etmeyin. Örneğin; Tüm çocukların süt içmesini, herkesin eğitim almasını, hastanede kuyruklarında kimsenin ölmemesini ve işsizlikten dolayı bunalım içinde insanların olmadığı, sıcacık bir ev için tüm hayatın harcanmadığı bir dünya ve ülke düşlemeyin…
Bunları düşlediğinizde düşünüzü kafanıza coplarla vurarak bölmek isterler. Umudunuzu yok etmek isterler. Bırak derler, “boş işler, sonu gelmez, yazık olur sana”. İsterler ki siz insanlıktan yana güzel olan ne varsa terk edin. Bakın kendi derdinize, diğerlerinden sana ne…
UDüzen bizim sadece emeğimize, ekmeğimize mi göz dikmez. Onlar bizim en önemli dayanağımıza umutlarımıza ve hayallerimize de göz diker. Bilirler ki dünyayı değiştiren pek çok düşünce “hayal” olarak başlamıştır. Bir zamanlar hayal denilen güzellikler gerçeğe dönüşmüştür. Ve işte bunun içindir yasaklanan düşüncelerimiz ve hayallerimiz. İstedikleri tek şey bizlere dayattıkları bireyci kurtuluş mücadelesidir. El ele verdiniz mi panzerlerini dikerler önünüze… Ama artık çok geçtir çünkü umut etmeye başlamışızdır bir kez, hayallerimizde vardır ve hayallerimiz gerçeğe çevirecek yolu da biliriz.Onlar ne kadar yasaklamaya yok etmeye çalışsa da Umudun Adını… Şimdi sıra bizdedir...
03.01.2008