Kızıldere Dünümüz, Bugünümüz, Yarınımızdır

Kızıldere'de açılan yol, devrim yoludur; bizi bağımsızlığa, demokrasiye ve sosyalizme götürecek uzun ve ancak güzel ve görkemli bir yoldur... bu yolda birleşelim.

Türkiye halklarının mücadelesinin politikleşerek yükseldiği 1960'ların sonlarından bugüne, mücadelenin ilerlediği, gerilediği, kesintilere maruz kaldığı çeşitli dönemler oldu. Bugün açısından baktığımızda, mücadelemizin kitlesellik ve diğer bazı açılardan geçen 40 yılın en üst düzeyinde olduğunu söyleyemeyiz; fakat Türkiye devrimi açısından umudumuzun ve inancımızın en üst düzeyde olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü geçen 40 yıl, ülkemizin devrimden başka çıkışının olmadığını tekrar tekrar göstermiştir. Bunun kitleler tarafından açık olarak görülüp politik bir tavra dönüşmesi, bir süreç işidir, ama bu nesnelliğin kendini her geçen gün daha fazla hissettireceğini bugünden söyleyebiliriz.

Ülkemizin tek çıkış yolunun, halkın tek kurtuluş yolunun anti-emperyalist, anti-oligarşik devrim olduğu, 36 yıl önce Kızıldere'de ortaya konulmuştur. Sonraki onyıllar boyunca yaşanan her olay ve geçen her zaman, tarihsel ve ideolojik olarak bu düşünceyi güçlendiren bir rol oynamıştır. Tarihe sınıfsal ve bilimsel açıdan bakanlar, koşullar nasıl olursa olsun, hiçbir zaman umutsuzluğa düşmezler. Bilirler ki, tarihin akışı geriye döndürülemez. 12 Martlar, 12 Eylüller, ülkemiz devrimci hareketine büyük darbeler vurmuş, halkın devrimci mücadelesini geriletmiş olsalar da, devrimi Türkiye'nin gündeminden ve ufkundan çıkaramamışlardır.

Kızıldere Türkiye'nin ufkunu açan bir harekettir. Halkın, gençliğin en ileri kesimlerinin ufkuna devrimi yerleştirendir. Bu nedenledir ki, Kızıldere'yi anlatmak, bir direnişi anlatmaktan ibaret değildir; Kızıldere'yi anlatmak, Türkiye devrimini anlatmaktır. Kızıldere ülkemiz devriminin o güne kadar katettiği mesafenin, o güne kadarki ideolojik, politik birikimin bir özeti ve simgesidir. Kızıldere bir başkaldırıdır, bir anlayıştır, stratejidir, yaşam biçimidir, tarihtir, gelecektir; çünkü o Türkiye devrimidir.

Oportünist, revizyonist cephede siyasi arenaya çıkıp da THKP-C ve Mahir eleştirisi yapmayan yoktur. Bu neden böyledir? Bunun birkaç ayrı nedeni vardır. Birincisi, Kızıldere öyle kalın ve net bir hat çizmiştir ki, siyasi arenaya çıkan herkes, kendi konumunu, yolunu "Kızıldere'ye göre" tarif etmek durumundadır. Gerçekten de, ülkemiz solunda kimin revizyonist, kimin reformist, kimin oportünist veya şabloncu olduğunu anlamak için, Kızıldere karşısındaki tutumuna bakmak yeterlidir çoğu zaman.

Kızıldere'de sadece bir "katliam", sadece bir "kahramanlık" görenler, Türkiye devrimi gibi bir iddiası, sosyalizm hedefi olmayanlardır. Kızıldere "trajik bir geçmiş", "hüzünlü bir son" ya da "siyasal bir yenilgi" olmadı hiçbir zaman. Sadece bazıları onu öyle görmek istediler. Kızıldere'de bir "son" gördüler; fakat aslında bu onlara gösterilendi. Oligarşi öyle gösterdi ve kendi iradesini, kendi bakış açısını kaybedenler gösterileni doğru diye kabul ettiler. Burjuvazinin yaymak istediği umutsuzluğa ilk kapılanlar bu kesimler oldu. Devrimci gıdasını Mahirler'den, Cephe'den, Kızıldere'den alanlar ise, ülkemizde devrim ısrarını, iddiasını sürdürdüler; Marksist-Leninist hareket de işte bu kesimler tarafından yeniden örgütlendi ve mücadeleyi omuzladı. 1973-74'lerde gençlik, "Yolumuz Çayanların Yoludur" diye meydanlara çıktığında, Mahir Çayan'ın "Bütün Yazılar'ını tüm imkansızlıklarına rağmen çoğaltıp elden ele dağıtmaya başladığında, "Mahir Hüseyin Ulaş, Kurtuluşa Kadar Savaş" en çok atılan ve en çok sevilen slogan olarak ortaya çıktığında, gerek oligarşi cephesinde, gerekse de aydınlar, bunu sadece Mahirler'e yönelik bir "vefa", bir "hayranlık" olarak değerlendirdiler. Oysa, genç Cepheli önderlerin öncülüğündeki bu sahiplenme elbette bunları da içermekle birlikte, bunun çok ötesindeydi. Bu, devrimi sahiplenmekti. Bu, tarihimizi ve geleceğimizi sahiplenmekti. Çünkü Kızıldere hem kucaklamamız gereken tarihimiz, hem açtığı yoldan yürüyerek ulaşacağımız geleceğimizdi.

"Bizler, devrimciler, insanların fiziksel yaşamının geçiciliğine, fakat bir insan tarih boyunca halkları esinlendiren ve onlara kılavuzluk eden bir örnek oluşturmuşsa eğer, o insanın miras bıraktığı örneğin, davranış ve düşüncelerin kalıcılığına herkesten fazla inananlarız." Aktardığımız bu sözler, Castro'ya aittir. Che'nin ölümünün ardından söylemişti bunları Castro. Kızıldere ve Kızıldere'de şehit düşenler, işte bu anlamda kalıcılaşmışlardır. Çünkü onlar, Che gibi, halklara esin kaynağı olan, Türkiyeli devrimcilere, vatanseverlere klavuz olan bir miras bıraktılar geride. Kalıcılık budur. O miras, herkesin tanık olduğu gibi, yaşayan, büyük bir inanç ve kararlılıkla sahiplenilen bir mirastır. Bu anlamdadır ki, bugün Mahirler'i, Niyaziler'i anmak için eylemler, toplantılar yapıyor, onların bıraktıkları miras üzerine yazıyor, konuşuyoruz. Onları konuşmak, Türkiye devrimini konuşmaktır. Onları anlamak, onlar gibi olma yolunda ilerlemek, onların düşüncelerini yaygınlaştırmak, Türkiye devrimine bir adım daha yaklaşmaktır. Bugün devrimimize ne kadar yakınız? Bu noktada bir kehanette bulunmak bilimsel değildir, gerekli de değildir. Ama gerekli olan, devrim için durmaksızın, yılmaksızın çalışmak, savaşmaktır. Mahir'in dediği gibi, şu an iktidarı alabilecek durumda olmayabiliriz, devrimin eşiğinde olmayabiliriz, ama bu umutsuzluğu, hantallığı, beklemeciliği, statükoculuğu, düzen için manevralarla, parlamentoculukla oynamayı getirmez; getirmemelidir! Devrimcilerin görevi her şart altında devrimi yakınlaştırmaya çalışmaktır. Çünkü aslında, emperyalizm ve proleter devrimler çağında, devrim sanıldığından çok daha yakınımızdadır. Devrim, Kızıldere kadar yakınımızdadır.

1917'de Rusya'da devrimin arifesinde bazıları hala Avrupa'dan bekliyordu devrimi. Bolşevik Parti'nin 26 Temmuz 1917'de yapılan VI. Kongresi'nde, başta Troçkistler olmak üzere bazı kesimler, sosyalist devrim hedefine, iktidarın ele geçirilmesine ilişkin karara karşı çıkarak, "ancak Batıda bir proleter devrimi olduğu takdirde ülkenin sosyalist yola yöneltilebileceğini" savunmaktaydılar. Stalin bu öneriye karşı şöyle diyordu: "Sosyalizm yolunu açacak ülkenin Rusya olması ihtimali yok sayılamaz... Sadece Avrupa'nın bize yol gösterebileceğini iddia eden eskimiş fikirleri atmalıyız." (Stalin, Eserler 15, Syf. 226)

Dünyayı bir kez de Türkiye'den sarsacağız iddiamız, işte bu Marksist-Leninist yaklaşımdan, Marksist-Leninistler'e özgü bu kendine güvenden, halklara inançtan kaynağını almaktadır. Bu iddiayı, ülkemizde ilk kez Mahir Çayan ve yoldaşları somutladılar. Onlar, ilk kez, tüm şablonları, statükoları reddederek, Türkiye devrimini somut bir hedef haline getirdiler. O güne kadar ki hakim akımlar içinde, cuntacılık, parlamentoculuk, kapitalist olmayan yolculuk gibi birçok düşünce vardı, bir tek devrim düşüncesi ve hedefi yoktu. Devrimin henüz zamanı değildi, henüz koşulları olgunlaşmamıştı vb... Mahirler, işte en başta bu düşünceleri ezip geçtiler. Kızıldere'de bu kopuş pekiştirilmiş oldu. O günden bu yana da Cephe çizgisi, ideolojik bağımsızlığa sahip bir hareket olarak varoldu. Deyim yerindeyse, kendi ayaklarımız üzerinde kendi başımızı taşıdık. Revizyonist cepheden gelen ideolojik sapmaların, karşı-devrim rüzgarlarının veya burjuvazinin empoze ettiği düşüncelerin etkisi altında kalmadan bugüne gelinebilmesinde işte bu devrimci geleneğin etkisi belirleyicidir.

Bu ülkenin gerçek sahipleri devrimcilerdir. Ülkemizin kurtuluşu devrimdedir. İşte bu nedenle şimdi devrimci olmak zamanıdır. Kızıldere'yi anmak devrimci olmaktır. Şu ya da bu biçimde politikadan uzak kalanlara diyoruz ki şimdi devrimci olmak zamanıdır. Geçmişte mücadele içinde yer alıp da çeşitli nedenlerle mücadelenin dışına düşenlere diyoruz ki, şimdi devrimci olmak zamanıdır. Belli bir devrimci inanç ve coşkuya sahip olan ancak bu inanç ve coşkuları reformist, revizyonist saflarda hergün biraz daha törpülenenlere diyoruz ki, şimdi devrimci olmak zamanıdır. Kızıldere'de açılan yol, devrim yoludur; bizi bağımsızlığa, demokrasiye ve sosyalizme götürecek uzun ve ancak güzel ve görkemli bir yoldur. Diyoruz ki, bu yolda birleşelim; bu yolda birleşmek, tarihimize sahip çıkmak, kendimize bağımsız, demokratik ve sosyalist bir ülke inşa etmektir.

Yürüyüş( Halk Gerçeği )