Kardelen Ayşe!

"Kardelen Ayşe, Kardelen Ayşe
Na'pıyorsun bize söyle
Hayalimi yazıyorum
Öğretmen olmak istiyorum"
Ve 7 yıl sonra…
"Kardelen Ayşe, Kardelen Ayşe
Na'pıyorsun bize söyle
Bugün öğretmen oldum ben
Sınıfımda kardelenler…"

Hatırladınız değil mi, bu reklam filmini? Hatta melodisiyle mırıldanmaya bile başlamışsınızdır. Öğretmen olmak isteyen ve bu hayalini kara tahtaya yazan bir kız çocuğu olan "Kardelen Ayşe" ve ona soru soran diğer kardelenler… İnsanın içini ısıtan, ama biraz da buruk bırakan o reklam filmi aslında ülkemizdeki eğitim sistemini bütün gerçekliğiyle ortaya koyuyor, nasıl mı? Birazdan değineceğiz ama öncelikle reklam filminin başrol oyuncusu olan kardelenle ilgili 26.10.2007 tarihinde yapılan Eğitim- Sen Genel Merkez açıklamasında yer alan bazı bilgileri verelim. Evet, gerçek adı Elif İMENÇ olan "Kardelen Ayşe" TURKCELL desteğiyle 2000 yılında başlatılan kardelenler kampanyasıyla burslu okutulan kızlardan biriydi. Ve kardelenimiz büyüdü… En büyük hayali gerçekleşti sonunda. Sosyal bilgiler öğretmeni oldu. Ama bundan sonrası pek çok kişinin yaşadığı hayal kırıklıklarıyla dolu bir yaşam. Elif, mezun oldu ama Eğitim fakültesinden mezun olan binlerce insan gibi iş güvencesi olmadan vekil öğretmen olarak Mardin'in Yeşilli Köyü'nde öğretmenlik yapıyor. Hem de 4 yıl boyunca uzmanlaştığı sosyal bilgiler öğretmeni olarak değil, İngilizce öğretmeni olarak derslere giriyor. 300 YTL aylıkla, SSK primleri de ayda 15 gün üzerinden yatırılarak hayatını sürdürüyor.

Bu durum sizi şaşırtmasın. Elif öğretmen de bu ülkede hayal kuran ama o hayalleri gerçekleşmeyen binlerce insanla aynı kaderi paylaşıyor. Aslında bu "kader" dediğimiz şey devlet tarafından uygulanan bilinçli bir politikanın sonucu.

"Haydi Kızlar Okula, Baba Beni Okula Gönder, Geleceğin Sigortası Kızlarımız, Kardelenler…" Bu isimleri hepiniz duymuşsunuzdur. Hani şu Doğu'da bir türlü okutulamayan kız çocuklarının geri kalmışlığına "artık yeter(!)" denilerek büyük şirketlerin, medya gruplarının, zengin işadamlarının ve kendilerini sivil toplum kuruluşu olarak tanımlayan çeşitli çevrelerin desteğini alarak başlatılan, projeler! Şimdi diyeceksiniz ki bu kötü bir şey mi? ‹yi mi kötü mü burasını tartışmadan önce, "Eğitim verme işini kim niye yapar ya da kimin görevidir?", bunu tartışmak gerekir.

Bu tartışmaya yine bu projeleri tanıtan yazılardan başlayalım isterseniz. UNICEF ve MEB işbirliğiyle yürütülen "Haydi Kızlar Okula" kampanyası içerisinde eğitimin amacı "bireyin ve toplumun istek ve ihtiyaçları doğrultusunda bireylerin ilgi ve yeteneklerini geliştirerek onları topluma kazandırmaktır" diye anlatılırken, eğitimin bütün vatandaşlar için zorunlu olduğu ve devlet okullarında parasız olduğu vurgulanıyor. Peki, madem eğitim parasız, ya da öyle olması gerekiyor, devlet neden en temel görevini yerine getirmeyerek parası olmayan kişilerin eğitimlerini özel şirketlerin inisiyatifine bırakıyor da böyle projeler yapılıyor. MEB, devlet okullarına tebeşir parası dahi ayırmazken özel okullara bütçeden para ayrılıyor. Yani halkın en temel hakkı olan eğitim hakkı ticaret malı haline getiriliyor. Peki, neden böyle? Çünkü eğitim politikasının özünde halkın ihtiyaçları değil; tekellerin ihtiyaçları var. Zaten kimin verdiğinden bağımsız olarak, verilen eğitimin niteliğine baktığımızda bilimsellikle ilgisi olmayan, tekellere kalifiye eleman yetiştirmeyi hedefleyen bir eğitim müfredatı var. Ve okuyamayan kızlarımızı okuttuklarını iddia ettikleri bu lokal projelerle holding sahipleri asıl olarak ihtiyaç duydukları elemanları yetiştirecekleri bir eğitim veriyorlar. "Geleceğin Sigortası Kızlarımız" kampanyasını destekleyen Anadolu Hayat Emeklilik Genel Müdürü "Burada amaç kızlarımızı okutmakla yetinmeyip, okurken şirket bünyesinde veya iş ortaklarının kadrosunda staj, mezun oldukları zaman ise sigortacılık ve bireysel emeklilik uzmanı olarak çalışmaları imkanını sunmak. Bu proje çerçevesinde başarılı olduğu halde maddi yetersizlik nedeniyle öğrenimlerine devam edemeyecek kız öğrencilerimizin meslek liselerinin sigortacılık bölümlerinde burslu olarak okumalarını sağlıyoruz" diyor. Yani bu projelerle okuyan çocuklar istediği bölümlerde eğitim alamıyorlar. Bu projelerin parasını veren şirket ya da kurumlar hangi bölümde uzmanlaşmanızı isterse o bölümde uzmanlaşacaksınız. Öyle ya, paranız yoksa istediğinizi de yapamazsınız. Eskaza istediğiniz bölümde okursanız da hayallerim gerçekleşti diye sevinmeyin, Kardelen Ayşe de hayallerinin gerçekleştiğini sanıyordu.

Eğitim politikasının temelinde insan olmayan bir sistemden daha fazlasını bekleyemezsiniz. En temel hakların parayla alınıp satıldığı, eğitim tekellerin çıkarı için verildiği sürece birileri bu haktan sürekli mahrum kalacak, birilerinin hayalleri sürekli suya düşecek ve hayallerimizi bile paraya sahip olanların çizdiği çerçevede kurmak zorunda kalacağız. Oysa ki eğitimin halkın çıkarına yapıldığı bir eğitim sisteminde öğrenciler ilgi alanları ve yeteneklerine göre geliştirilirken öğretmenler de emeğinin karşılığını alabilecekler. Çözüm "halk için bilim halk için eğitim" için mücadele etmek.

Gençlik Federasyonu