Halka Zarar Veren Eylemler

Hiçbir Gerekçeyle Meşrulaştırılamaz!


Yandaki iki resim arasındaki fark; oligarşinin halka yönelik bir eylemi nasıl kullandığını gösteriyor. Halka yönelen bir bombanın patladığı yerde, şovenizm boy veriyor. Yıllardır kendini tekrarlayan, muhasebe ve özeleştiri yapmayan çarpık bir eylem anlayışı, oligarşiye bu zemini sunuyor, daha doğrusu altın bir tepside armağan ediyor.

23 Mayıs'ta Ankara Ulus'ta meydana gelen ve 7 kişinin ölümüyle sonuçlanan patlama üzerine tartışmalar ve değerlendirmeler sürerken, 31 Mayıs tarihli Özgür Politika Gazetesi'nde HPG komutanlarından Dr. Bahoz Erdal'ın açıklamaları yayınlandı.

Erdal, bu açıklamalarında patlamanın bir örgüt tarafından üstlenildiğini, "eylem doğru okunduğunda, Kürt sorununun geldiği aşamayı görmek açısından önemli bir işaret verdiğini" belirtiyor.

Ama bu değerlendirmelerden daha önemlisi, Erdal, halktan yedi kişiyi katleden bu eylemi "Kürt karşıtlığı temelinde uygulanan şiddet dozajına karşı bir tepki ve bir karşılık verme eylemidir" şeklinde tanımlıyor.

Açık ki burada bir meşrulaştırma vardır.

Ve işte bu noktada da, kim yapmış, kim üstlenmiş tartışmasının ötesinde, Kürt milliyetçi hareketin bu anlayışı tartışılmak zorundadır.

Tartışma zorunluluğunu Erdal'ın şu sözleri daha da artırıyor zaten. HPG komutanı diyor ki:

"Kürt halkının talepleri dikkate alınmazsa, başta önderliğimiz olmak üzere halka bu biçimde yönelim olursa, bu radikal-kontrolsüz şiddet eğilimi ve eylemleri daha da gelişebilir."

Bahoz Erdal kime, ne diyor?

Nasıl bir anlayışı savunuyor?

Böyle bir eylemi meşrulaştırırken, sola, Türk halkına karşı bir sorumluluk duyulmuyor mu?

Kürt milliyetçi hareketin önderleri, hiç şüphe yok ki, Anafartalar'daki patlamadan bu yana geçen günler içinde solun çeşitli kesimleri (DTP ve KKK dahil) adına yapılan açıklamaları duydular, okudular.

Bu eylemin HALKA KARŞI bir eylem olduğu, provokasyon niteliği taşıdığı, egemenlerin zihniyetine uygun olduğu ve egemenlerin işine yarayacağı, çok geniş kesimlerin üzerinde hemfikir olduğu noktalardır. Bu kadar geniş bir kesim, bu eylemin egemen sınıfların işine yarayacağını söylüyor. Kontrgerillanın işidir diyor. Bu da düşündürmüyor mu, bu eylemi yapanları ve savunanları?

Bahoz Erdal, "bu eylem, Kürt ve Türk halkının arasına duvar ören bir eylemdir, bu yanıyla halkların değil egemen sınıfların işine yarar, yapanları kınıyoruz" demiyor. Bunun yerine, eylemi meşrulaştıran bir yaklaşım hakimdir.

Ne yazık ki Bahoz Erdal'ın uzun açıklamasının tek bir yerinde bile, bu eylem tarzına, bu anlayışa karşı bir eleştiri getirilmemektedir. HPG'ye düşen, eleştirinin ötesinde, bu tarzı kesin ve tartışmasız biçimde mahkum etmektir.

Hiçbir Kürt yurtseverinin, hangi gerekçeyle olursa olsun, halkın zarar göreceği bu tür eylem biçimlerine başvurmaması gerektiğini söylemektir.

Ne yazık ki bunları söylemiyor Kürt milliyetçi hareketin önderleri. Bu eski bir anlayıştır. Bu anlayış bugüne kadar onlarca Mavi Çarşı yarattı bu yüzden.

Bugün kendini Kürt milliyetçi harekete endekslemiş kişi ve kurumlar da ne söyleyeceklerini şaşırmış durumdadırlar.

Bu anlayışın yolaçtığı tablo Bahoz Erdal'ın açıklamasının yayınlandığı gazetede çok somut olarak görülüyor. Aynı günkü gazetede, gazetenin köşe yazarları, bakın eylemle ilgili ne yazıyorlardı:

"Askerin... gerilimi tırmandıran, kaosa yol açan, provokasyonlarla halkı kışkırtan, katliamları da içinde barındıran bir 'B Planı'nı hayata geçireceğinden sözediliyor.

Ankara'daki patlayan bomba da bu planla ilintili...

Büyükanıt'ın sıcağı sıcağına bombanın patladığı yere giderek, ... olayı manipüle etmeye çalışması, kendini ele verdi... PKK'ye fatura edilmek istenen bombanın fünyesini askerin çektiği ortaya çıktı." (Maşallah Öztürk)

Aynı günkü gazetedeki bir başka yazar da şöyle yazıyordu:

"... bombanın PKK tarafından patlatılıp patlatılmadığı tartışması artık gereksiz ve manipüle edici bir tartışmadır. KKK'nın ilan ettiği açık tutum kadar, siyasal gelişmelerin yönü de bu olasılığı ortadan kaldırmış gibi gözüküyor." (Kiraz Biçici)

Bu kadar bulanık, kendi çizgisindeki insanları bile yanıltan "karanlık" ortam, hangi anlayışla, hangi politikalarla yaratıldı? Kürt milliyetçi hareketin politik, askeri yöneticileri bunu düşünmelidirler.

Kürt milliyetçi hareket, eylem üstlenme konusunda sola son derece olumsuz gelenekler taşımıştır. Ama bunun da ötesinde, yanlış eylem çizgisiyle, eylemleri kimin yaptığının anlaşılamadığı bir zemini oluşturmuştur. Herkesin kontrgerilla yapmıştır diye düşündüğü kimi eylemlerin Kürt milliyetçi hareket tarafından gerçekleştirilmiş olduğunun ortaya çıkması, ne yazık ki hiç olmamış bir şey değildir.

Bu durum hem PKK'ye, hem de bütün olarak Türkiye soluna büyük zararlar vermiştir. PKK'nin Türkiye halkının sempatisini kazanamamasında bu yanlış eylem çizgisinin rolü büyüktür. Bu çizgide ısrar edilmemelidir artık.

Kürt milliyetçi basında, geçen bu günler içinde onlarca kınama yazıldı, bu eylemi Kürt milliyetçi hareketinin yapmış olamayacağı, olsa olsa kontrgerillanın provokasyon eylemi olabileceğine dair onlarca yorum yayınlandı.

Eylemi Kürt milliyetçiliği çizgisinde TAK benzeri örgütlenmelerin üstlenmesi, KKK'nin, HPG'nin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Yıllardan beri, PKK anlayışı bu tür eylemlere cevaz vermiş, zemin hazırlamış, ideolojik, politik olarak adeta teşvik etmiştir. Bahoz Erdal'ın açıklamasında da örtülü bir onay sözkonusu değil mi? "Yapmayın" demiyor. En önemli nokta bu.

Kürt milliyetçi basındaki birçok değerlerdirmede de bu provokasyon eyleminin Kürt-Türk çatışmasını körüklediği yazıldı. Çok doğrudur; bu ve benzeri provokatif eylemler, Türk-Kürt çatışmasına zemin hazırlamaktadır. O halde, bu tür eylemler karşısında açık tavır almamak, böyle bir çatışmayı şu veya bu biçimde istemek, böyle bir çatışmaya açık kapı bırakmak demektir.

Bahoz Erdal'ın yaptığı açıklamalar; Haklar ve Özgürlükler Cephesi'nin 90 No'lu bildirisinde vurgulanan şu gerçeği değiştirmiyor: "Bu, ancak egemen güçlerin yapabileceği bir eylemdir...

Şurası açıktır ki; böyle bir eylem, EGEMEN GÜÇLERİN İŞİNE YARAR."