Gençliği Bu Hale Kim Getirdi?
12 Eylülden bu yana uygulanan
depolitizasyon politikası anlaşılmadan, bugün, düzen güçlerinin dahi şikayet
eder hale geldiği; duyarsızlaşma, yozlaşma ve çürüme anlaşılamaz
16 Mayıs tarihli Hürriyet, İstanbul Üniversitesi'nde iki gencin, ders yapılan
amfide esrar kullanırken resmini yayınladı. Habere göre; 20 Nisan 2005
tarihinde çekilen resimdeki "öğrenciler", okulda uyuşturucu satışı da
yapıyorlardı. Aynı gün, aynı gazetenin köşe yazarı Tufan Türenç ise,
İstanbul'daki bir Üniversite'de, günlerce yapılan duyurular ve öğretim
üyelerinin öğrencilere tavsiyelerine rağmen, "ünlü" bir ekonomi
profesörünün konferansına sadece 11 öğrencinin katıldığını, aynı saatte büyük
amfide ise bir kadın şarkıcının toplantısında salonun tıklım tıklım dolu
olduğunu anlatıyordu.
Düzen gençliğinin öyküsü
Tufan Türenç yazısına, "Gençlikle ilgili bir gerçek öykü" başlığı
koymuş. Yerinde bir başlık, ama eksik. Çünkü, bugün üniversitelerde iki
gençlikten sözedilebilir. Birincisi, politik gençliktir. Diğeri ise,
Türenç'lerin de savunduğu bu düzenin, kapitalizmin eseri olan, devrimci
gençliğin henüz ulaşamadığı, düzen politikaları önünde set oluşturamadığı için
bu hale gelen gençliktir.
Evet bu sizin üniversitelerinizin, bu sizin gençliğinizin gerçek öyküsüdür.
Uzun bir öyküdür hem de. Temel noktalarına vurgu yapacağımız gibi; 12 Eylülden
bu yana merkezi olarak uygulanan politikalarla ortaya çıkan bir öyküdür.
Kapitalizmi savunanların, devrimci gençliğin mücadelesine karşı şu veya bu
şekilde düşmanlık besleyenlerin; soruşturmalarla, okuldan atmalarla, baskı ve
sindirme politikalarıyla yaratılan bu üniversitelerden ve onun gençliğinden
şikayet etmeleri abesle iştigaldir.
Ama, adeta onların bu tabloda hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi şikayet
ediyorlar. Örneğin, duyarlı, mücadeleci gençleri soruşturmalarla susturmak
isteyen bir rektör, kendi organizasyonu olan bir mitinge öğrenciler katılmadı
diye duyarsızlıktan şikayet edebiliyor. Devrimci gençliğe düşmanlığı tescilli
Emin Pazarcı gibi yazarlar, gençliğin ne hale geldiğini, nasıl dünyadan bihaber
olduğunu anlatabiliyor.
Depolitizasyon politikaları ve amfideki esrar partisi
Amfideki esrar partisi, düzenin yarattığı gençliğin en uç boyuttaki örneğidir.
Ama, asla istisna değildir. Belki esrar partileri sıkça amfilere taşınmıyor,
ama fuhuştan uyuşturuya kadar düzenin türlü yozlaşma sonuçları gençliği her
geçen gün içine çekiyor. Bunun da ötesinde, esrar partisi resminde görülmesi
gereken sadece uyuşturucu da değildir. Bu sonuçlardan sadece biridir.
Duyarsızlık, bananecilik ondan daha mı kabul edilebilirdir? Ya da, apolitik
gençlik, esrar içenden daha mı masumdur? Düzen böyle yansıtmak ister, çünkü
öbür türlüsü, kendi sorumluluğunu gizlenemez hale getirecektir. Gençliğe
yönelik 12 Eylül'den bugüne uygulanan politikalarla amfideki esrar partisi
arasında kurulacak doğrudan bağı ve apolitikleştirmenin olduğu yerde her türlü
dejenerasyonun boy vereceği bilimsel gerçeğini gizlemek içindir bu çaba.
12 Eylül cuntasının ilk hedefi gençlikti. Çünkü gençlik; en dinamik, örgütlü,
politik kesimdi, geniş halk kitlelerinin bilinçlenmesinde de öncü bir rol
oynuyordu. YÖK bu amaçla kuruldu ve bugüne kadar cuntası, sivil iktidarları ile
yaşatıldı. Örgütlenmek, öcü gibi gösterildi. (Bu konuda örgüt fobisi yaratan
kimi sol çevrelerde cuntanın apolitikleştirme politikasına destek verdiler.)
Kitaplar, "suç aleti" olarak sergilendi masalarda. En küçük gençlik
hareketi zorla bastırıldı, mücadeleci gençliği okullardan uzaklaştırmak için
disiplin soruşturmaları acımasızca işletildi. Ve tüm bunlar, bugün de
sürdürülmektedir.
Peki nasıl bir gençlik isteniyordu bunlar uygulanırken?
Bugünkü tablo işte bu sorunun cevabındadır. Gençlik apolitik olmalıydı. Bunun
doğal sonucu ve buna ulaşmak için izlenecek yöntemlerin, uyuştucudan
bencilliğe, köşe dönmecilikten umutsuzluğa kadar tam bir bataklık yaratacağını
çok iyi biliyorlardı. Tek tipleştirmenin önemli bir yanını yozlaştırma
oluşturmuştur hep bugüne kadar.
Depolitazasyon ve pasifikasyon politikalarının yanında, bu durumun
emperyalizmin tüm dünyadaki politikaları ile de yakından bağı vardır.
Küreselleşme dedikleri sürecin önemli bir ayağını ideolojik boyut
oluşturmaktadır. Emperyalistler, kendi gençliği de dahil, gençliğin dinamizmini
ve idealist olmaları yanıyla devrimci kanala akışını kontrol altında tutmak
ister. Bunun en önemli araçlarından biri ideolojik olarak düzenlerine kazanmak
iken, ötekisi buna bağlı olarak kültüreldir. Emperyalizm bu amaçla her türlü
iletişim araçlarını kullandığı gibi, uyuşturucu gibi araçları da kullanır.
Ülkemizde de böyle olmuştur. Emperyalizmin bu politikalarıyla, 12 Eylülün derin
pasifikasyon ortamı bütünleşmiş ve sonuç almıştır kendi cephesinden.
Kapitalizmin dipsiz kuyusu
Kapitalizmin ideolojisi hakim kılındıkça, gençliğin değerleri de değişmiş, her
türlü yozlaşma sahte özgürlük kılıfına büründürülerek beyinlere işlenmiş ve
yaşam tarzı haline getirilmiştir. Çıkarcılığın, bencilliğin, gemisini kurtaran
kaptan anlayışı, ideallerin yerini almıştır.
Bu konuda, Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Prof. Dr. İbrahim Armağan'ın 1979
gençliği ile bugünü karşılaştıran 23 yıllık araştırması hatırlanacaktır. Prof.
Dr. Armağan, gençliğin değerlerinin, son 20 yıl içinde alt üst olduğunu
kaydederek, "Sosyolojik açıdan kaybolmuş bir gençlikle karşı
karşıyayız" diye özetliyordu, ortaya çıkan tabloyu. Araştırmaya göre;
oligarşinin "anarşi-terör" demagojisi ile sürekli karalandığı 12
Eylül gençliğinin idealleri vardı ve en önemli değerleri arasında en başta
"özgürlük ve sevgi" geliyordu. Bugün ise, değerler sıralamasının
başına "para, zenginlik" oturuyor.
Denilebilir ki, 1979'da sistem farklı mıydı, kapitalizm hayatın her alanında
kendi ideolojisini ve yaşam tarzını dayatmıyor muydu? Evet böyleydi. Ama
karşısında büyük bir güç vardı; kitlesel devrimci mücadele gerçeği vardı ve bu
mücadelenin omurgasını gençlik oluşturuyordu. Bu nedenle mücadelenin içinde
olan olmayan bütün gençlik kitlesi bu devrimci ortamdan şu veya bu oranda
etkileniyor ve düzen kendi politikalarını yaşama geçirmekte büyük oranda
zorlanıyordu.
Devrim, devrimcilik gibi bir sorunu kalmayan, büyük oranda liberalleşen kimi
aydınlar, bu gerçekleri görmezden gelmek için özel bir çaba içerisine
giriyorlar ve bugünkü yozlaşma tablosuna "özgürlük" adını veriyorlar.
Kuşkusuz, yukarıdaki araştırmada ortaya konulan "özgürlük" ile
onların sözünü ettiği özgürlük arasında hiçbir benzerlik yoktur. Onların
özgürlük dedikleri; sorumsuzluk, duyarsızlık, beyinlerin boş olması ve
emperaylist kültürün dayattığı yaşam tarzının hakim kılınmasıdır.
Bu yüzden bir çok olguyu da açıklamakta çaresiz kalmakta ve palyatif çözümlerle
kendilerini avutma yoluna sapmaktadırlar. Oysa sorun, bugün savundukları
kapitalizmin kendisindedir. Ama o yıllar "kaybolan yıllardı" diyerek
boş yere kendilerini avutmaya çalışıyor ve bu tür araştırmalarda bir paradoks
arıyorlar. Öyle ya insanlar ölüyordu, işkencelerden geçiriliyor, çatışmalar
yaşanıyordu, ama bu araştırmanın da ortaya koyduğu gibi, bugünle
kıyaslanamayacak şekilde "mutluyuz" diyorlar, ve ideallerinden,
değerlerinden söz ediyorlardı. Paradoks dedikleri buydu. Ama tam tersidir
gerçek. O kaybolan yıllar dedikleri, devrimci mücadelenin gençliği sarıp
sarmaladığı yıllardır ve gençliğin mutlu olması kadar doğal bir şey yoktur.
Bunun kaynağı, ideolojileri, gelecek umutları ve ideallerinin olmasındadır.
Bugün geniş gençlik kitlesi herşeyden önce umutsuz, idealsiz bırakılmıştır.
Yapılan bütün araştırmalar bu konuda çarpıcı veriler sunmaktadır. Gelecekten
umudunu kesmiş, tek düşüncesi yurtdışına kaçmak olan, para kazanmak dışında
herhangi bir ideal taşımayan bir gençlik vardır karşımızda. Sadece üniversite
gençliğinden de söz etmiyoruz. Liseli gençliğin durumu da farklı değildir bu
konuda. Örneğin, 2005 yılı başında İstanbul'da 14-19 yaş arası liseliler
arasında yapılan araştırmada; gençlerin yüzde 60'ının içkiyle 15 yaşın altında
tanıştığı tesbit ediliyor ve bu gençliğin yüzde 38'inin dönmemek üzere
yurtdışına gitmek istediği belirtiliyordu. Çarpıcı olan bir başka nokta ise,
yüzde 66 gibi büyük bir çoğunluğun, gelecekten umutsuz oluşuydu.
Bataklığı yaratanlar, sorunları çözemezler
Gençliğin bugün içinde bulunduğu bataklığı yaratanların "ne olacak bu
gençliğin hali?" diye "çözüm" aramalarının hiçbir anlamı yoktur,
aldatmacadır. Sorunun parçası olanlar, çözemezler. Kapitalizmi savunanlar,
empreyalist kültürü özgürlük diye pazarlamak isteyenler çözemezler. Gençliğin
mücadele etmesine, örgütlenmesine şu veya bu argümanla karşı çıkan, gençlik
mücadelesini "anarşi-terör" diye yansıtan herkes, bugünkü gelinen
tabloda sorumluluk sahibidirler. İster "sol"dan, ister sağ'dan olsun,
onların da gençliğe verebilecekleri hiçbir şey yoktur.
Biz çözeriz!
Devrimci ideolojinin yol göstericiliğinde, gençlerimizi bu bataktan kurtacak
olan sadece devrimcilerdir, devrimci öğrencilerdir.
Gençlerimizi düzene terk etmeyeceğiz. Onlar, kapitalizmin yarattığı bataklığın
"kurbanı" durumundadırlar. Devrimci gençlik bu konuda sorumluluk
almalı, en geniş gençlik kitlesine ulaşma araçlarını yaratarak, onlara nasıl
bir düzende yaşadığımızı göstermeli, kendilerine özgürlük diye yutturulmak
istenen yaşam tarzına ayna tutmalıdır. Onları örgütlemek, ideallerle donatmak,
cinsellikle, giyim kuşamla "kişilik kazanma"nın olamayacağını, bunun
tam da bir kişiliksizleştirme perdesi olduğunu kavratmak devrimci gençliğin
sorumluluğu olmalıdır.
Ülkesinin bağımsızlığı, halkının özgürlüğü idealleriyle yaşayan, mücadele eden
bir gençlik, yozlaştırma, kişiliksizleştirme, apolitikleştirme, kısaca düzenin
bütün politikalarına karşı mücadele eden gençliktir.
Devrimci Gençlik, düzen gençliğinin alternatifidir
Zonguldak Gençlik Derneği, 14 Mayıs günü Madenci Anıtı önünde yaptığı basın
açıklamasıyla, "Uyuşturucuya ve Yozlaşmaya Son!" isimli kampanya
başlattığını duyurdu. Neden böyle bir kampanya başlattıklarını anlatan devrimci
gençler, Zonguldak halkını da, bu düzenin yarattığı bataklığa karşı birlikte
mücadele etmeye çağırdılar. SGD ve Ekim Gençliği'nin de destek verdiği açıklama
sırasında Zonguldak halkına seslenen Gençlik Derneği üyesi gençler; gençlerin
mafyaya, uyuşturucuya, sistemin pisliklerine teslim edilmemesi; onurlu ve özgür
bir yaşamın egemenlerin değil, emekçi Zonguldak halkının elinde olduğunu
söylediler.
Dernek üyeleri ayrıca, 16 Nisan günü de, Zonguldak caddelerinde binlerce
bildiri dağıtarak halkı bu konuda bilinçlendirme faaliyetlerini sürdürdüler.
Devrimci gençlik, bu düzenin yaratmak istediği gençlik tipinin alternatifidir.
Onlar; düşünen, üreten, örgütlenen, ülke ve dünya sorunlarına duyarlı, hak
arama bilinci gelişmiş, ülkelerinin bağımsızlığı için emperyalizmin her
alandaki politikalarının karşısına dikilen, faşist politikalar karşısında
demokrasi mücadelesinin ön saflarında yer alan, kapitalizmin yarattığı
yoksulluğa ve yozlaşmaya karşı sosyalizmi savunan gençliktir.
Onlar bizim gençliğimizdir. Onlarla onur duyuyoruz. Ve inanıyoruz ki; onlar
örgütlendikçe, gençliği saflarında topladıkça üniversitelerde ne yozlaşmış,
duyarsızlaşmış, 'özgürlük' adına sapkınlıklara sürüklenmiş gençlik
bulunabilecek, ne de 'esrar partisi' resimleri medyada boy gösterecek. 'Halk
için bilim, halk için eğitim' şiarıyla mücadele eden gençlik, bu bataklığın nasıl
kurutulması gerektiğini de kendinde somutlayarak gösteriyor.
Kapitalist Bataklık
Dizi gençliği
Her kanalda onlarcası yayınlanıyor, biri biterken diğerinin görüntüleri
ekranları dolduruyor. Dizilerde çizilen hayatlarla, hayatımıza yön vermemiz için,
özellikle gençliğimizi tv başına kilitlemenin ince taktikleri devreye
sokuluyor. Kimi zengin yaşamlara çağırıyor, kimisi "solcu olacaksan böyle
olacaksın" diyor. Bir başkası "yükselmenin" yollarını çiziyor,
hemencecik ulaşılan. Bir çığırtkan edasında çağırıyor gençlerimizi içine.
Bir dönem Brezilye dizilerinin gördüğü görevi, şimdi "yerlileri"
yerine getiriyor. Ama, şimdi, şu an bu yazıyı okurken o dizilerin tümünü
kafanızda canlandırmaya çalışın; bize ait olan hiçbir şey olmadığını
göreceksiniz. Ne insan tipleri, ne yaşam tarzları, ne temsil ettikleri kültürel
ve sosyal ilişkileri ile halk yoktur. Doğu'yu anlatır ama 'ağa'dır "esas
oğlan". Ve hep "iyi" tiplerdir bunlar. Ya da en
"masum" haliyle; kimi sol yayınların her hafta "aman
seyredin" diye tanıtımını yaptığı Çemberimde Gül Oya dizisinin örgütlü
devrimci yaşamı terk etmiş tipleridir bunlar. Üstelik kimisi de ilerici geçinen
yönetmenlerce çekilmiştir, ama bu tablo değişmez. Çünkü, yön veren ideoloji,
kapitalizmin ideolojisidir. O ideolojiye hizmet etmeyen hiçbir eserin yaşam
şansı tanınmadığı bir dünyadır orası.
Peki ne ister kapitalizm? Uyuşturmak, kendi sorunlarından uzaklaştırmak, halkı
o dizilerde yaşar hale getirmek ister. Gençlerimiz ise özel hedeflerinin
başında yer alır. Gençlerimize, o dizilerdeki "insan" tipleri gibi
olması, onlar gibi oturup kalkması, yaşaması, onlar nasıl düşünüyor, hangi
olaya nasıl yaklaşıyorsa, öyle yapması dayatılır. Ama önce bunun zeminin
yaratılmalıdır. Nedir bunun zemini? Ya da nasıl bir gençlik dizilerdeki yaşamı
kendine örnek alıp, onlar gibi yaşama özlemi duyar?
Kendine güvensiz, kendi kişiliğinden, kimliğinden emin olmayan bir gençliktir
bu. Düzenin baskı ve yozlaştırma araçları bunun için yıllardır devrededir.
Durmadan işler bu çark, arasına aldığı beyinleri öğütür acımasızca, ama acı
olan şudur ki, çoğunlukla farkında değildir öğütülenler...
Ve böyle bir gençlik artık her türlü özentiye ve burjuvazinin vereceği düşünce
ve yaşam biçimine açık demektir. Tersinden düşündüğümüzde, kendine güvenen bir
gençlik burjuvazinin parlattığı yaşamlara kapalıdır, o kendi sosyal gerçekliği
içinde ve oluşturduğu bilinçle bir yaşamı örgütler. Yeşil çam filmlerinde
rastlanan "artis olmak için köyden kaçan kız", bu dizilerle tüm
gençlerimize dayatılmaktadır.