"Eğitim Halk İçin Olmalı" - 21 Mayıs 2008

Gençlik Federasyonu 18-19 Mayıs tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirdiği kurultayın sonuç bildirgesini açıkladı. Kurultaya değişik illerden gelen 300 genç katıldı.
Sonuç bildirgesinin tam metnini yayınlıyoruz:

YENİ-SÖMÜRGE TÜRKİYE'DE EĞİTİM KURULTAYI SONUÇ BİLDİRGESİ

Gençlik Federasyonu olarak 18- 19 Mayıs 2008 tarihlerinde yapmış olduğumuz “Yeni-Sömürge Türkiye’de Eğitim” konulu kurultayımızda sırasıyla; yeni-sömürgecilik nedir ve ülkemiz nasıl yeni-sömürge olmuştur, yeni sömürgeciliğin eğitime etkisi ve son olarak biz ne istiyoruz ve bunu nasıl başarırız konularını tartıştık. İki gün süren kurultayımızda yaşadığımız tartışmalar bize gösterdi ki ülkemizin emperyalist ülkelerin yeni-sömürgesi olduğu su götürmez bir gerçekliktir ve bunun bedelini de tüm Türkiye halkları ödemektedir.

Bizler konumumuz gereğince yeni-sömürgeciliğin halklara olan yansımalarından ziyade, eğitim sistemi içerisinde yer alan halk çocuklarına olan yansımaları üzerinde durduk ve iki gün süren kurultayımızın sonuç bildirgesini sunuyoruz.

Yeni-sömürgecilik; emperyalistlerin 1. ve 2. Paylaşım savaşları sonrasında açık işgal koşullarının halkların direnişi ve emperyalizmin bu direnişler karşısında yenik düşmesi sonucunda özellikle 2. Paylaşım savaşı sonrasında uyguladığı sömürme biçimidir.

Yeni sömürgecilikte emperyalistler kendi ordularını getirmez; var olan iktidarı ve orduyu kendi iktidarı ve ordusu haline getirir ve işgalini onlar aracılığıyla sürdürür. Bu şekilde yabancıya karşı oluşacak tepkinin ve direnişin önüne geçmiş olur. Halkların gözünde işgalci bir ordu ya da yabancı tekeller yoktur sermayenin sahibi kendi vatandaşlarıdır, askerlerinin omzunda da kendi bayrakları vardır. İşgalci bir güç olmayınca da işgale karşı direniş diye bir şey olmaz.

İşte emperyalizmin işbirlikçileri aracılığıyla halkları bu şekilde kandırarak yürüttüğü sömürme biçiminin adıdır “Yeni-Sömürge”. Yani bir ülkenin yeni sömürülmeye başlaması değil; bir işgal biçiminin adıdır.

Biz Türkiye’nin de emperyalizmin yeni-sömürgesi olduğunu söylüyoruz. Osmanlı son dönemlerinde emperyalizmin yarı-sömürgesi durumuna gelmiş ve 1. Paylaşım savaşından sonrada emperyalistlerce işgale uğramıştır. Bu işgal karşısında doğallığında halktan direnişler başlamış bu direnişler daha sonra küçük burjuvalar tarafından örgütlü hale getirilmiş ve emperyalist işgale karşı Kurtuluş Savaşı’na dönüşmüş, sonucunda Anadolu halklarının direnişiyle emperyalistler Anadolu topraklarının dışına atılmıştır.

İktidar küçük burjuvaların eline geçmiştir. Bu dönem sonunda SSCB’den destekler almış olsa da sosyalist bir ülke olmak hiçbir zaman hedeflenmemiş ve kapitalist bir ülke olmaya çalışılmıştır. Bu amaçla dönemin zenginlerini desteklemiş olsa da ağır sanayiyi oluşturamamış emperyalizm için açık bir pazar haline gelmiştir.

Her ne kadar daha öncesinden de ticari ilişkilere girilmiş olsa da ülkemizde yeni-sömürgecilik ilişkilerinin başlangıcı 1940’lı yılların başına denk gelir. Bu dönemde “savaş sonrası bozulan ekonomik durum ve SSCB saldırganlığı” bahane edilerek ABD’nin koruyuculuğu ve yardımları talep edilmiştir. Emperyalizm kendi işbirlikçi burjuvazisini de oluşturmuş ve iktidara getirme girişimlerine başlamıştır. 1946’da işbirlikçi tekelci burjuvazi ve toprak ağalarının temsilcisi DP kuruldu ve o yıl yapılan seçimlerde 65 sandalye ile meclise girdiler.

Yabancı sermayeye kapıları açma, ağır sanayinin bir kenara bırakılması ve alınan borçlar ve krediler karşılığında Amerikan savaş sanayisine müşteri olması karşılığında 10 milyon dolarlık Amerika yardım planı yapıldı. Marshall yardımları adı verilen bu anlaşmanın önemi kurtuluş savaşında büyük bedeller ödenerek kovulan emperyalizmin o zamandan beri ilk defa ekonomik olarak müdahale edip ülkede söz sahibi olmaya başlamasındandır. Bunun devamında sürekli borçlanmalar ve bu borçların faizleri sonucunda emperyalizm ülkedeki tek söz sahibi konumuna gelmiş fakat bunları da işbirlikçileri aracılığıyla kuklası haline getirdiği iktidarı ve ordusuna söyleterek kendini daha geri planda göstermeye çalışmaktadır.


İktidar borçlanmalarla ekonomik olarak emperyalizme bağımlı hale gelmiştir. Rahatlamak için alınan bu borçlar sadece işbirlikçi tekellerin bir nebze rahatlamasını sağlıyor olsa da bu borçları ödemede yük yine de hiçbir şekilde yararlanamayan halkın üzerine biniyor. Devlet yaşadığı krizi faturasını halka ödetmeye çalışıyor. Bunun sonucu olarak yaşanması muhtemel sosyal patlamanın önüne geçmek için sürekli daha baskıcı hale geliyor. Ülkemizde yaşadığımız bütün ekonomik ve demokratik sorunların sebebi de Türkiye’nin emperyalizmin yeni-sömürgesi olmasıdır.

Emperyalizm işbirlikçileri aracığıyla Türkiye’yi sömürürken sorunla karşılaşmaması için de her türlü baskı ve terörü kullanmasının yanında özellikle gençliğin yozlaşmasına, bencilleşmesine çalışırken bilinçlenmesi önünde de engel oluyor. Bu şekilde başta gençlik olmak üzere halkın rahatsızlığını örgütlü bir şekilde ortaya koymasının önünde engel olmaya çalışıyor.

Bu doğrultuda kurultayımızda ortaya koyduğumuz eğitimdeki; YÖK ve liselerde, yurtlarda, dershanelerde gerici despot yönetim, örgütlenme, söz ve düşünce özgürlüğü sorunu; paralı eğitim ve eğitimin özelleştirilmesi sorunu; Okullarda hiç eksilmeyen polis-idare-özel güvenlik ve faşist baskılar sorunu; Gençliğin ulusal hakları ve anadilde eğitim sorunu; Ders araç-gereçleri sorunu; Sınav ve vize sorunları ve kredi sorunu; Kantin-yemekhane gibi yaşamsal sorunlar, barınma sorunu; Gerici, ezberci eğitim sorunu; Liselerde zorunlu din dersi ve din ve vicdan özgürlüğü sorunu; Yüksek öğrenim hakkı ve üniversite giriş sınavları sorunu; Meslek liselerinde sömürü sorunu, Sosyal-kültürel-sportif etkinlikler sorunu, mesleki çalışmalar ve eğitim sorunu, askerlik sorunu, Çan eğrisi, Yetkin mühendislik… Sorunlarının temelinde de ülkemizin yeni-sömürge bir ülke olması yatmaktadır.

Burada amaçlanan okullar paralı hale getirilerek halk çocuklarının eğitim görmesi engellenirken aynı zamanda gençlerin bencilleşmesi ve bu çarpık sisteme değil de birbirlerine düşman hale gelmiş, düzen için değil birbirleri için tehlike oluşturan bireyler haline gelmeleridir. Bu ortamda düzen istediği gibi at koşturabilir.
Bizler Gençlik Federasyonu olarak ülkemizdeki halk çocuklarının bu eziyete reva olmadıklarını söylüyor taleplerimizi yineliyoruz:

1- Eğitim Halk için ve bilimsel olmalıdır: İçinde bulunduğumuz eğitim sisteminin hiçbir kademesinde halk yoktur. Halkın ihtiyaç ve çıkarları gözetilmez. Oysa eğitim halkın ve ülkenin ihtiyaçlarını, çıkarlarını gözetecek nitelikte olmalıdır. Eğitim sistemi ülkemizde toplumu yönlendirecek, geliştirecek kişilikler yaratan nitelikte olmalıdır. Bilimsel olmalıdır. Bilim ve teknolojiyi takip eden, bilimsel ilerlemeyi sağlayan ve halkın yararına kullanan bir nitelikte olmalıdır. Deneysel araştırmaları ve gerçekçi tahlilleri ön planda tutmalıdır.

2- Eğitim elit bir kesimin değil, herkes için ve parasız olmalıdır: Bugün oligarşi tarafından artık açıktan savunulan bir konu haline geldi paralı eğitim. “Amerikan modeli” diye formüller geliştiren devlet hem Amerikancılıklarını kanıtlıyor hem de parası olmayan biz yoksul halk çocuklarına üniversite kapılarını tamamen kapatıyorlar. Böylece lise, üniversite yalnız zengin burjuva çocuklarının okuduğu bir kurum haline geliyor. Oysa eğitim toplumun her kesimine bizzat devlet güvencesiyle parasız olarak verilmelidir.

3- Herkes istediği ve yetenekli olduğu dalda eğitim almalıdır: Günümüzdeki eğitim sistemi ilköğretimden liseye, liseden üniversiteye ve üniversiteden sonra da başka-başka sınavlarla sadece eleme, kademeli olarak azaltmaya yönelik bir hal almış durumdadır. OGS, ÖSS, KPSS vb. sınavlarla bir taraftan rant sağlanıyor, diğer taraftan da biz öğrenci gençliğin eğitim öğretim hakkı gasp ediliyor. İş olanağımız elimizden alınıyor. Oysa eğitim hayatına yeni adım atan öğrencileri ilkokul sıralarından itibaren eğitim-üretim ve üretim içinde eğitim ilişkisi içerisinde herkesin kendi istek ve yeteneklerine göre geleceğine yön vermesi sağlanmalıdır.

4- Eğitim yaratıcı geliştirici olmalıdır: Bugün ilköğretimden başlayarak eğitim sisteminin bütün aşamalarında yoz-şoven ve gerici bir eğitim verilmektedir. Oysa eğitim bizim ufuklarımızı geliştiren nitelikte olmalıdır. Soran, sorgulayan, araştırıp kafa yoran nesiller yetiştirmelidir. Yoz-şoven bir bilinç yerine gerçekten halk ve vatan sevgisiyle donatılan bir eğitim verilmelidir. Ezbere değil pratiğe ve somuta dayalı olmalıdır. Edindiğimiz bilgiler yaşamda uygulanabilir olmalıdır.

5- Eğitim sistemi eğitim içinde üretim, üretim içinde eğitim ilkesini benimsemelidir: bu şekilde verilecek eğitim halkın üretim faaliyetine doğrudan katkıda bulunurken üretim süreci içerisinde de kalıca ve sağlıklı bilgiler ediniriz. Ancak kast ettiğimiz bugünkü meslek liselerinde ucuz iş gücü olarak çalıştırılmamız değildir. Bugün meslek liseleri doğrudan tekellerin ihtiyaçlarına göre şekillenmekte oysa biz tekellerin değil tüm halkın ihtiyaçlarına göre şekillenen aynı zamanda bu süreçte öğretici olan bir eğitim sistemi istiyoruz.

6- Anadilde eğitim hakkı herkese tanınmalıdır: Ülkemizde birbirinden farklı kültürlerde ve dillerde birçok insan yaşamaktadır. Her insan kendi kültürel kimliği dili doğrultusunda eğitim almalıdır. Hiç kimse kendi dili dışında bir dilde eğitim almaya zorlanamaz. Bu her insanın doğal hakkıdır.

7- Eğitim kurumlarımız demokratik bir işleyişe sahip olmalıdır: Bugün üniversitelerimiz 12 Eylül faşizminin getirdiği YÖK ile yönetilirken, liselerimiz de baskının hakim olduğu idarelerce yönetilir. Oysa her kademesi demokratik bir seçimle oluşturulacak bir yönetim olmalıdır. Bugün olduğu gibi hiçbir kesime özel statü tanınmamalıdır. Önemli olan eğitim kurumu bünyesinde öğretmen, öğretim görevlisi, öğrencisi, işçisi vb. her kesimin yönetimde temsil edilmesi, aralarında uyumlu bir işbirliği ve çalışma arkadaşlığının kurulmasıdır.


Bugün gençliğin sorunlarından biri iktidarın gençliğe söz ve karar hakkını vermemesidir. O halde bize düşen öncelikli görevlerimizden biri söz ve karar hakkımızın gaspına son vermek olmalıdır. Yukarda sıraladığımız talep ve isteklerimizin hayat bulması için birincil görevimiz daha fazla örgütlenmektir.

Bugüne kadar isteklerimizi kimse bize bahşetmedi, etmeyecek de. Çözüm “istiyoruz vermezseniz alacağız” kararlılığıyla örgütlenmemizdedir. Okullarımızda polis-faşist-idare işbirliğine karşı anti-faşist safta yeni sömürge ülkemizde iliğimize kadar sömüren emperyalizme karşı anti-emperyalist safta örgütlenmemizdedir. Bugün en geniş halk kesimlerine demokratik halk üniversitesi ve demokratik halk lisesi eğitim anlayışımızın propagandasını yapmalı, bugünün somut koşullarında öne çıkaracağımız taleplerimiz için mücadele etmeliyiz. İleri atılımlarla somut yeni taleplerimizi gerçekleştirmek için mücadelemizi de yükseltmeliyiz.

Gençlik mücadelesinde bayrağı devraldığımız şehitlerimize, Mahirlere, Sinanlara, Sabolara, Birtanlara, Gökçelere, Haydarlara, Canan ve Zehralara, Eyüplere, Semiranlara ve Selmalara söz veriyoruz ki bilimsel, demokratik eğitim mücadelesinde bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde örgütlenecek ve kazanacağız.

<< geri