Bir Kez Daha Devrimci Eylem Anlayışı Üzerine
Bir süredir çeşitli şehirlerde süren araba yakma eylemleri ve 3 Ocak'ta
Diyarbakır'da gerçekleştirilen bombalı eylem, eylem anlayışı üzerinde bir kez
daha durmamızı gerekli kılmıştır. Baştan belirtmeliyiz ki, ne bu biçimiyle araba
yakma eylemleri, ne de Diyarbakır'daki eylem, devrimcilerin yapacağı veya
savunabileceği eylemler değildir. Bu eylemleri, muhtevasıyla ve ondan bağımsız
olmayan biçimiyle eleştiriyor ve mahkum ediyoruz.
Yanlış eylem çizgisi,
en genel anlamda halkın kurtuluşu adına çeşitli siyasi örgütlülükler
aracılığıyla sürdürülen mücadelede, Türkiye soluna uzun bir süredir büyük
zararlar vermektedir.
Hangi eylemin kontrgerillaya, hangi eylemin
ilerici, demokrat güçlere ait olduğu ayırdedilemez haldeyse –ki uzun süredir
böyle olduğu yadsınamaz–, müzmin şiddet karşıtlarının itirazları bir yana,
silahlı mücadeleyi savunan devrimcilerin de savunamayacağı bir pratik sözkonusu
ise –ki öyledir– o halde, mutlaka tartışılması gereken son derece önemli bir
sorun olduğu açıktır. Düşünün ki, bir eylem için Kürt milliyetçi hareketinin
çeşitli alanlardaki sözcüleri bile "provokasyon" tanımlaması yapıyor, ittifak
yaptıkları hareketler, patlamaya dair "İnsanlık vuruldu" diye yazabiliyor ve
ardından eylemin Kürt milliyetçi hareket tarafından yapıldığı anlaşılıyor. Böyle
bir şeyin nasıl olabildiği bile başlı başına sorgulanması gereken bir husustur.
Bu yanlış ve halka, solun bütününe zarar veren çizginin yıllardır
sürüyor olması ise üzerinde durulması gereken bir diğer husustur. Tüm
eleştirilere, tüm olumsuz sonuçlarına rağmen, bu yanlış çizginin sürdürülmekte
oluşu, devrimci eylemin amacını, biçimini, ilkelerini tekrar tekrar ortaya
koymayı zorunlu hale getirmektedir.
Eylem niye yapılır?
Amaçlanan nedir?
Yapılan bir eylemi devrimciler savunamıyorsa,
hatta eylemi yapan hareketin kendi taraftarları bile savunamıyorsa, orada çok
ciddi bir sorun var demektir.
En başta sorulması gereken çok basit ve
çok yalın bir soru var: Eylem ne için yapılır!
Cevabı da çok yalındır
bunun. Eylem, halkın mücadelesini geliştirmek, halkı kurtuluşa yakınlaştırmak
için yapılır. Buna hizmet etmeyen eylem, tartışılır bir eylemdir. Buna hizmet
etmek bir yana, buna tam tersi yönde etki yapan, halkın mücadelesini
geliştirmeyip gerileten, halkı kurtuluşa yakınlaştırmayıp uzaklaştıran eylem
ise, mahkum edilmesi gereken bir eylemdir.
Devrimci eylem, saygı
uyandırandır. Oligarşinin politikalarını bozan, propagandalarını tersine
çevirendir. Kitleleri kazanandır. Bunların güvencesi ise, eylemi belirleyen
devrimci ilkeler ve kurallardır. Bu ilkeler ve kurallar terkedildiğinde bu
amaçlar da terkedilmiş olur.
Devrimci, halk için savaşan bir anlayış,
yapacağı her eylemin etkilerini; halk ve karşı-devrim cephesindeki yankılarını
hesap etmek zorundadır. Bunu hesap etmeyen, buna önem de vermeyen bir anlayışla
gerçekleştirilen eylemlerin, düşmanlık yaratması veya kullanılması
kaçınılmazdır.
Emperyalistler ve işbirlikçi oligarşik diktatörlükler,
kendi şiddetlerini meşru göstermek, halkın şiddetini ise mahkum etmek isterler.
Devrimci eylem, muhtevası, biçimi ve hedefiyle bunun tersini ortaya koymalıdır.
Devrimci eylem, ezilenlerin şiddetinin tarihsel haklılığına ve meşruluğuna gölge
düşürmeyecek, tersine bu haklılığı ve meşruluğu pekiştirecek bir çizgide
olmalıdır.
Devrimciler açısından evrensel bir bakış açısıdır ki, eylem
bir "araç"tır. Eyleme, silaha hükmeden politikadır. Halkı örgütlemenin,
gerçekleri göstermenin, devrimi geliştirmenin, çağrılarını duyurmanın bir aracı.
Ancak, sınıf bakış açısının muğlaklaştığı veya terkedildiği noktada, eylem,
politikanın bir aracı olmaktan çıkıp amaçlaşır. Stratejik bir bakış açısına,
sosyalist ideallere değil, pragmatik amaçlara hizmet etmeye başlar. Pragmatizmin
belirlediği bir eylem çizgisinin ise, giderek nihai anlamda egemen sınıflar
cephesine yarayan bir tarza dönüşmesi neredeyse kaçınılmazdır.
Bu
eylem tarzı nasıl ortaya çıktı?
Diyarbakır'daki eylem, halka
zarar veren yanıyla savunulamaz bir eylemdir. Ve kuşkusuz bu çizginin yolaçtığı
bu türdeki ilk eylem de değildir.
Araba yakma eylemleri ise, yine
sınıfsal zeminden tamamen uzak bir eylem tarzı olarak gelişmektedir.
Emekçilerin, küçük burjuvazinin, en fazla orta burjuva kesimlerin araçlarını
yakmak, devrimci bir eylem tarzı olamaz. Arada üç beş tane "savunulabilecek"
eylemin olması, bu çizgiyi haklı ve mazur göstermez. Çünkü bu tarz, genel olarak
yanlıştır, halkı kazanan, devrimi geliştiren bir tarz değildir. Devrimci bir
tarz değildir.
Araba yakma eylemleriyle ilgili güzellemelere de Türkiye
solu açısından not düşülmesi gerekiyor. Bu, devrimci bilincin yitirilmesidir.
Bu, belli bir güce angaje olanın siyasi olarak körleşmesinin bir örneğidir. Buna
tekrar değineceğiz. Ama önce tarzın kendisi üzerinde durmaya devam edelim.
Bu eylem çizgisi nasıl, hangi noktada ortaya çıktı, nasıl yerleşti?
Sınıflar mücadelesinin tarihsel yasaları, sınıfların bu mücadele içindeki konum
ve politikalarının karakteristik nitelikleri biliniyorsa, bu sorunun cevabı da
öyle sır değildir. Halkın ulusal ve sosyal kurtuluşu hedefinden, bağımsızlıktan,
sosyalizmden, Marksizm-Leninizm'den ve dolayısıyla devrimci ilkelerden
uzaklaşılıp düzen içi çözümlere yaklaşıldıkça, pragmatizm bir çizgiye
dönüştürüldükçe, bu tür eylemler de çoğalmıştır. Devrimci veya en azından halk
kurtuluş savaşlarından esinlenmiş stratejilerin terkedilmesiyle, düzeniçi
politikaları etkileyecek "taktikler" öne çıkmış, bunlar "büyük politika" adına
da teorileştirilmiştir. Bu ise politikayı günübirlik yapmayı, dönemsel çıkarlar
uğruna ilkeleri kurban etmeyi getirir. Görüleceği gibi, sınıflar mücadelesinde
hiçbir şey nedensiz olmamaktadır.
Silahlı mücadele ve eylem, işte tam bu
noktada halkı örgütleyen, devrimi geliştiren bir muhtevadan uzaklaşmış,
emperyalizme ve oligarşiye karşı kullanılan bir "koz", bir pazarlık aracı haline
getirilmiş, eylem tarzı, devrimci ilkelere göre değil, "oligarşiyi, masaya
oturtmaya" göre şekillenmeye başlamıştır.
Yanlış eylem çizgisi,
şovenizmin yükseldiği zeminlerden biridir
Kapitalizmde,
islamcılıkta, milliyetçilikte insanın, halkın değeri yoktur. Kapitalizmin iki
yüzyıllık tarihinde, islamcılık, milliyetçilik adına sadece şu son yıllarda
yapılan eylemlerde bunu çok çıplak bir şekilde görürüz.
Devrim ve
sosyalizm, her şeyden önce emeğe, halka, insana verilen değerdir. Sosyalizm bu
anlamda ideolojik, kültürel, ahlaki bir değerler sistemidir. Bu değerler, devrim
için mücadele edenlerin en büyük gücüdür. Devrimciler, mücadele ettikleri egemen
güçlere karşı işte bu değerleriyle güçlü ve yenilmezdirler.
Eğer bu
değerler tahrip edilmeye başlanırsa, bu değerler dejenere edilirse, sol işte
asıl o zaman güçsüzleşmeye başlar.
Yanlış eylem çizgisi, en başta Kürt
milliyetçi hareketini, ama genel olarak da tüm solu, işte bu noktada
güçsüzleştirmiştir. Sol adına savunulması mümkün olmayan bir çizgi, "sola"
maledilmiştir.
Bu yanlış çizgi, giderek solun meşruluk alanını daraltmış, oligarşinin gerici,
milliyetçi duyguların etkisi altındaki kesimleri kışkırtmasına zemin
hazırlamıştır. Şovenizm işte böyle bir süreçte yükselmiştir. Şovenizmin
yükselişi tartışılırken, üzerinden atlanmaması gereken olgulardan biri de budur
ne yazık ki. Bu yanlış eylem çizgisiyle verilen malzeme tepe tepe kullanılarak
Türkler'in en azından önemli bir kesimi Kürt milliyetçi hareketine, tüm sola ve
demokratik taleplere karşı düşmanlaştırılmıştır. ( Emperyalizme ve Oligarşiye karşı Yürüyüş, Sayı 4 )