Devrimci Halk İktidarı Neden Gerekli?
Niteliği nedir? Ne yapar?
1945'te başlayıp bugüne uzanan "çok partili" dönemin tarihi, halk
açısından umutların ve hayal kırıklıklarının durmadan birbirini izlemesinin
tarihidir. Çok kere her şeyin değişeceği umuduna kapıldı halk. Ve kaç kez
umutlandıysa, o kadar da hayal kırıklığı yaşadı. En çok iz bırakanlardan
birkaçını hatırlayalım. İsmet İnönü iktidarının jandarma zulmüne, sefalet
politikalarına karşı Menderes'e sarıldı halkımız.
Menderes döneminde zulüm bitmediği gibi, sömürü katmerleşti, emperyalistler
ülkemize yerleşti. 1970'lerde dağlara taşlara "Umudumuz Ecevit" diye
yazıldı; toprak işleyenin, su kullananın olacak diyordu Ecevit, "Ak
günler" vaat ediyordu... Zamlar, kuyruklar, katliamlar ve sıkıyönetimler
dönemi oldu Ecevit iktidarı da... Özal'la "liberalleşecektik,
demokratikleşecektik"; tam bir soygun ve yozlaşma cumhuriyetine döndük...
"Bana 500 gün verin, sizi rahata erdireceğim"dediği için Demirel'i
destekledi halk, ev, araba sahibi olurum diye Çiller'e verdi oyunu. 12
Eylül'den hesap sorar, işçinin hakkını korur diye SHP'yi seçti... Bunlar
"dürüsttür", "milliyetçidir" diye MHP'yi, DSP'yi iktidara getirdi...
Son olarak "özgürlükler" vadeden AKP'ye yöneldi...
Sonuç hiç değişmedi.
Çünkü, iktidarlar değişiyor ama, iktidarın niteliği değişmiyordu.
Halkın umutları, her seferinde iktidrar gerçeğine çarpmıştır. Bu gerçek şudur:
İktidardaki düzen partisi, hangisi olursa olsun, iktidar OLİGARŞİNİN İKTİDARI
olarak kalır, iktidardaki partinin programında ne yazarsa yazsın, OLİGARŞİNİN
ÇIKARLARINA uygun politikalar uygulanır. Başka bir biçimde ifade edersek; seçim
döneminde halka VAATTE bulunulur, iktidarda oligarşiye HİZMET edilir.
Oligarşinin parlamenter sistemi böyle çalışır.
Bütün bunları hangi düzen partisi değiştirebilir?
Bağımlılık, Türkiye'yi IMF memurlarının, ABD büyükelçilerinin yöneteceği düzeye
gelmiştir. Türkiye'nin ordusu, Afganistan'da, Kosova'da, ABD'nin çıkarları için
kurşun sıkmaktadır. Anadolu, limanları, hava kara yollarıyla büyük bir
emperyalist üsse dönüştürülmüştür. IMF politikalarının, emperyalist tekellere
tanınan sömürü ve talan özgürlüğünün, işbirlikçilerin gözü doymazlığının sonucu
olarak 40 milyonu aşkın insanımız yoksulluk, on milyonu aşkın insanımız açlık
içindedir. Emekli, işsiz kendi kaderine terk edilmiştir. Sağlık hizmetleri,
eğitim tümüyle paralı hale getiriliyor, paran yoksa öl, paran yoksa okuma
anlayışı yerleştirildi... Ahlaksızlık, kumar, fuhuş, uyuşturucu, iktidarların
himayesinde almış başını gidiyor.
Hapishanelerinde insanlar öldürülüyor ülkemizin, meydanlarında işçisi,
öğrencisi, esnafı, memuru coplanıyor. Vatanseverler, devrimciler tüm
muhalifler, ağır cezaların, infaz ve katliamların, işkencelerin hedefi oluyor.
Öldürenler, düzenin mahkemelerinde beraat ettiriliyorlar. Adalet yok. Hukuk
yok...
Kim değiştirecek bu tabloyu?
Düzen partileri mi?
Ama zaten bunları yapan, bu tabloyu yaratan onlar değil mi?
Zaten 85 yıldır onlar iktidarda değil mi? Bu ülkede her ne olmuşsa, onların
politikalarının, kararlarının sonucu olmadı mı?
Türkiye'nin, halkın sorunları, bir düzen partisinin gidip ötekisinin geldiği
seçimlerle değişmeyecek kadar köklü ve ağırdır. Öyleyse, ancak onların dışında
bir güç değiştirebilir bu durumu. Ancak, hükümetler değil, iktidarın niteliği
değişirse, bu koşullar da değişir.
Sınıflar ve iktidarlar
İktidar, bir toplumsal yapı içinde egemenliği elinde bulunduran güçtür. Her
iktidar bir sınıfın damgasını taşır. "Sınıflar üstü" bir iktidar
yoktur. Bir ülkedeki iktidarın niteliğini tayin edebilmek için hangi sınıfların
olduğuna, nasıl bir üretim ilişkisinin hakim olduğuna ve izlenen politikaların
kimin çıkarlarına hizmet ettiğine bakmak gerekir.
Toplumdaki tüm sınıf ve katmanlar temel olarak iki kategori oluşturur; egemen
sınıflar ve ezilen sınıflar.
Egemen sınıflar kimlerdir bizim ülkemizde? İşbirlikçi tekelci burjuvazi, toprak
ağaları, tefeci tüccarlar. Bunlar birlikte oligarşik bir yapı oluşturuyorlar.
(Generaller, üst düzey bürokrat ve yöneticiler, mafyacılar da bu oligarşik yapı
içine dahildirler.) İşçiler, köylüler, tüm emekçiler ve küçük-burjuva kesimler
ise, ezilen sınıfları oluşturur.
İktidara gelen bir parti, ya egemenlere, ya da ezilenlere hizmet eder. İkisine
birden hizmet eden bir iktidar olamaz.
Düzen partilerinin iktidarları, egemen sınıflara, yani oligarşiye hizmet
ederler. Esas olan onların çıkarları, onların güvenliği, onların istekleridir.
Halkın talepleri, halkın güvenliği onlar için tali bile değildir.
Sık sık şu veya bu parti liderinin, herhangi bir bakanın "halk"tan
gelmiş olması öne çıkarılarak, iktidarların niteliği gizlenmeye çalışılır.
Hükümet üyelerinin "halk"tan gelmiş olması, bu mekanizma içinde hiç
bir şey farkettirmez; onlar oligarşinin hizmetk‰rlığını kabul ederek o koltuğa
oturtulmuşlardır. Bu anlamda şunu önemle belirtmeliyiz; iktidardakilerin
"sınıf" kökeni değil, hangi sınıfa hizmet ettiği belirleyicidir. AKP
bunun karakteristik örneğidir; bir çoğu "halk" kökenli olan AKP
hükümeti, IMF'nin, TÜSİAD'ın hükümeti olarak iktidardır.
Oligarşinin seçim sistemi içinde işbaşına gelen hükümetler, halkın sorunlarını
çözemiyor değil, çözmemektedirler. Onların gündemindeki "sorun"lar,
egemen sınıfların sorunlarıdır. Kim iktidarsa, o temel olarak kendi sınıfı için
çalışır. Devlet, bu temelde şekillenmiş bir yapıdır. Öyleyse, halkın
sorunlarının çözümü için, halkın iktidarda olması gerekir. İşte bu açık, yalın
gerçekten dolayı diyoruz ki, emperyalizme bağımlı, faşizmle yönetilen ülkemizde,
halkın kurtuluşu, devrimci halk iktidarı ile mümkündür.
Oligarşinin iktidarı, egemen sınıflar blokunun iktidarıdır; devrimci halk
iktidarı da ezilen sınıfların, yani işçilerin, köylülerin, küçük-burjuvazinin
iktidarı olacaktır.
82 yıldır, halkın çıkarlarıyla, mevcut iktidarların politikaları arasında
çelişki vardır
70 milyon içinde bu düzenle çelişkisi olmayan, bu düzenden memnuniyetsizliği
olmayan bir avuç azınlıktır sadece. Ancak buna rağmen, 70 milyonun
memnuniyetsizliği hiçbirşeyi değiştirmeye yetmiyor. Halkın istemediği kararlar
alınıyor, memnun olmadığı politikalar uygulanıyor. 82 yıldır böyledir bu. Ve
eğer bu kadar süredir halkın istemediği politikalar uygulanıyorsa, her
politikadan halk zarar görüyorsa, bu, ülkemizin onyıllardır halktan yana
olmayan iktidarlar tarafından yönetildiğinin de kanıtıdır. Bu çelişki,
iktidarın niteliğinde sınıfsal bir değişiklik olmaksızın çözülmez.
İktidarın niteliğinde sınıfsal değişiklik, iktidarın egemenlerle ezilenler
arasında el değiştirmesidir. Bu el değiştirmenin hangi yoldan gerçekleşeceği
ayrı bir konudur; ancak bu el değiştirmenin oligarşinin kurallarına göre
oynanan bir seçim oyunuyla olmayacağı kesindir. Şu kadarını belirtelim ki,
halka iktidar değişikliği için örgütlenerek, savaşarak iktidara el koymaktan
başka bir yol bırakılmamıştır. Halkın iktidarının devrimci niteliği birincisi
bu iktidar oluş tarzından, ikincisi uygulayacağı proğramdan gelir.
İşbirlikçi iktidarlar emekçiler için ne
yapıyor, Devrimci Halk İktidarı ne yapar?
İşbirlikçi nitelikleri değişmediği için, hükümetteki partiler değişse de,
emperyalistlerin programı adım adım uygulanmaya devam ediyor. Ve bu program,
emekçiler için bir sefalet cehennemi oluşturuyor.
1980'in başlarından bugüne işçilerin, memurların, köylünün, esnafın durumu
sürekli kötüye gitti. İşçilerin milyonlarcası işini kaybetti bu süreçte.
İşsizlerin sayısı 7 milyonu aştı (ki daha fazla olduğunu belirten araştırmalar
da var). İşini henüz kaybetmeyenler, çok daha düşük ücretlere ve kölece
çalışmaya mahkum edildi. İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri asgariye
indirildi. Bu kölelik düzenini rahatça kabul ettirmek için işçiler
örgütsüzleştirildi.
Köylülük ise topyekün bir tasfiye planıyla karşı karşıya. Küçük üreticinin
durumunu anlatmak için yıllar yılı şu örnekleri verdik; 1979 yılında çay
üreticisi bir kilo çay satıp 13 kilo gübre alıyordu. 20 küsur yıl sonra artık
çay üreticisi 1 kilo çay parasıyla 1 kilo gübreyi zor alıyor... Ama artık bu
örneklerin köylülüğün durumunu anlatma gücü kalmadı.
Dün ülkemiz "tahıl ambarı"ydı; kendi kendine yeterli az sayıdaki
ülkeden biriydi; şimdi emperyalist tekeller cirit atıyor ve Türkiey buğdayı
dahi dışarıdan ithal ediyor. Şekerden tütüne, herşey üretimiyle, tüketimiyle
emperyalist tekellere teslim edildi. IMF programları, AB standartları,
onmilyonlarca köylüyü, topraksız, işsiz, üretimsiz bırakmayı öngörüyor. Bu
programın, neredeyse hiç bir yatırımın yapılmadığı, yeni istihdam alanlarının
açılmadığı bir ülkedeki sonucu, milyonlarca köylünün toprağından edilip
işsizliğe mahkum edilmesidir.
Gecekondular, onyıllardır uygulanan ekonomik politikaların ve zulmün sonucu
olarak oluşmuştur bu ülkede. En çıplak haliyle düzenin "konut"
sorununu çözemediğinin göstergesidir. İşbirlikçi iktidarlar ise, bırakın sorunu
çözmeyi, çözümsüzlüğü daha da büyüten bir "yıkım" politikası için her
dönem fırsat kollamaktadırlar. Çünkü düşündükleri şey, konut sorununun çözümü
değil, rant kavgasıdır.
Emekliler, özürlüler, ev kadınları, öğrenci gençlik, kısacası halkın her kesimi
bu açlık ve yoksulluk politikalarından payını alıyor.
Evet, 12 Eylül cuntasının eşliğinde başlatılıp 25 yıldır uygulanan politikalar,
emekçilerin durumunu daha da kötüleştirmiştir, ancak gelecek daha da kötü
olacaktır. IMF başkanının son açıklamalarına bakın; artık "sadaka"
bile sayılamayacak asgari ücreti çok gören, mezarda emekliliği yeterli
bulmayan, emekliye ödenen tazminatta gözü olan bu ekonomik politika, gözü
dönmüş bir soygunculukla sefaletimizi büyütecektir. Ne AB yolunda ilerlemek, ne
İLO standartları bu gidişatı engelleyemez. Bu gidişatı iktidar değişikliğinden
başka hiç bir şey tersine çeviremez.
Devrimci Halk İktidarı, ekonominin
çarklarını halkın çıkarları doğrultusunda döndürür
Devrimin ilk işi, oligarşik mekanizmayı parçalayıp, halkın siyasi iktidarını
kurmaktır. Stratejik hedefe (anti-emperyalist, anti-oligarşik devrim)
ulaşıldıktan, faşist iktidar yıkılıp devrimci bir halk iktidarı kurulduktan
sonra ise, bu iktidarın önündeki ilk hedef, "ekonomik bağımsızlığı elde
etmek, yani tam ulusal egmenliği yeniden kazanmaktır."
Çünkü bu olmadan, "tam olarak" iktidar olunmaz; Che'nin işaret ettiği
gibi, "Halkın çıkar ve özlemlerine cevap veren bir iktidar olmaksızın
egemenlik hayal bile edilemez. Halk iktidarı, yalnızca bakanlar kurulu, polis
örgütü, mahkemeler ve tüm hükümet organlarının halkın elinde bulunmasi anlamına
gelmez, ekonomik kuruluşlar da halkın eline geçmelidir. Devrimci iktidar ya da
politik egemenlik, ulusal egemenliğin tam anlamıyla gerçekleşmesi için
ekonominin fethedilmesini sağlayacak araçtır." (Che, Politik Yazılar, sf.
25)
İşte bu nedenle Devrimci Halk İktidarı'nın ilk işlerinden biri de ekonominin
fethedilmesi olacak. Bu doğrultuda da halkın yoksulluktan kurtulmasının,
üretici güçlerin gelişmesinin ve ülke kalkınmasının önünde engel olan
emperyalizmin ve oligarşinin, ekonomideki egemenliğine son verilecek. Peki bu
nasıl gerçekleşecek?
Emperyalist ve işbirlikçi tekellere ait fabrikalara, şirketlere, bankalara,
topraklara, tarım işletmelerine, barajlara, santrallere, taşınır ve taşınmaz
tüm mallarına, banka hesaplarına el konulacak. Büyük toprak ağalarının
mülkiyeti altında bulunan tüm topraklar ve diğer üretim araçlarına el
konulacak.
IMF, Dünya Bankası gibi emperyalist sömürü örgütleriyle tüm ilişkiler
kesilecek; AB, NATO gibi emperyalist ittifaklardan çıkılacak. Oligarşinin
emperyalist kurumlara, bankalara, devletlere olan borçları üstlenilmeyecek,
borçlar tek taraflı olarak iptal edilecek.
El konulan bunca şey ne olacak denilirse; tüm üretim ünitelerinde, üretim
faaliyetinin denetimi halk organlarına verilecek. Santraller, barajlar,
ormanlar, madenler ulusallaştırılırken, topraksız ve az topraklı köylülere,
ihtiyaçlarına göre, toprak dağıtılacak; geniş bir toprak ve tarım reformu
uygulanacak. Tarım işletmeleri, çiftlikler, kır proletaryasının denetimine
verilerek, yeniden düzenlenecektir.
Bunlara ek olarak, emperyalist tekellere verilen maden, petrol arama ve işletme
ruhsatları koşulsuz iptal edilecek, madenlerin, diğer doğal kaynakların
araştırılması, varolanların işletilmesi Devrimci Halk iktidarı'nın denetiminde
olacaktır.
Bütün bunlar Devrimci Halk İktidarı'nın elinde olmadan, tekellerin sömürüsüne,
yağmasına son vermeden, halkın işsizlik, yoksulluk sorunu çözülemez.
Burjuvazinin ele geçirmiş olduğu üretim araçlarına el koymayan, bunun için de
burjuvazi üzerinde baskı uygulamayan bir iktidar, halkın çıkarlarını nasıl
savunacak?
Ekonomik, siyasi gücü elinde toplayan Halk İktidarı'nın çözemeyeceği hiç bir
sorun yoktur
Halkın en başta gelen ihtiyaçları nelerdir? İş, beslenme, sağlık, konut, eğitim.
Kendi yanlışları, zaafları nedeniyle yıkılan sosyalist ülkeler de dahil, halk
iktidarlarının bu konulardaki başarısı tartışılmaz.
Sosyalist ülkelerdeki uygulamalar, bizim için çok değerli dersler ve
tecrübelerdir. Ancak onları kopya etmeyeceğiz. Bizim ülkemizin sorunlarına,
bizim ülkemizin imkanlarıyla, bizim halkımızın sahiplenmesiyle, kendimize uygun
çözümler üreteceğiz. Sosyalist ülkelerdeki uygulamaların zayıf yönlerini
değerlendirip onlardan da dersler çıkaracağız.
Bu sorunlar, gerçekte her ülkenin ve halkın çok zorlanmadan çözebileceği
sorunlardır. Eğer çözülmüyorsa, sorun "iktidarın niteliği"ndedir.
İktidarın niteliğinde değişme sağlandıktan sonra ise, tüm sorunların çözüm yolu
açılmış demektir. Artık bütçeler, ekonomik politikalar, iç ve dış politika
kararları, tekellerin isteklerine göre değil, halkın ihtiyaçlarına göre
oluşturulacaktır.
Devrimci Halk İktidarı, Halk
Demokrasisini kurar
Devrimci Halk İktidarı, emperyalizm ve oligarşinin baskı aygıtı olan faşist
devleti, ordusu, polisi, bürokrasisi, ideolojik ve kültürel bütün kurumlarıyla
yıkar. Bu faşist aygıt yıkılmadan, halk demokrasisi kurulamaz.
Bu aygıt yıkıldıktan sonra, demokrasi tüm halkın katılımıyla adım adım inşa
edilir.
Seçim sistemi ve parlamento burjuva demokrasisindeki ya da faşist yönetimdeki
gibi olmayacaktır. 4-5 yılda bir sandığa gidip oy atmakla "halkın yönetime
katıldığı" iddiası, bir aldatmacadır. Halkın yönetime katılımı
göstermeliktir. Faşizmde seçim, oligarşinin şu veya bu partisini iktidara
getirmesini meşrulaştırmanın bir aracıdır. Halk aslında çoğu kez, emperyalizmin
ve oligarşinin iktidara getirmek istediği partiyi "onaylayan" bir
konumdadır. Ama halk, oligarşinin öncelikle olarak tercih ettiğini değil, bir
başkasını "seçerse" de yine, kendi temsilcisini değil, oligarşinin
vekillerini seçmiş olur. Oyun budur.
Halk demokrasisinde, halk en küçük sokağa, en küçük işyerine kadar her yerde
örgütlü olacaktır; tabii bunun için halkın örgütlenmesi önündeki her türlü
kısıtlamaya son verilip, işçilerin, köylülerin, memurların, küçük esnafın,
kadınların, gençliğin mesleki, kültürel, sosyal, siyasal her türlü örgütlenmesi
teşvik edilecektir. Örgütlü halk, güçlü halktır. Oligarşinin iktidarı halkın
örgütlenmesinden korkar; Devrimci Halk İktidarı ise, halkın örgütlenmesini, kendi
iktidarının güvencesi sayar.
Halkın yönetime katılımı işte bu örgütlenmeler aracılığıyla
süreklileştirilecektir. Halk, kendi iktidarında, yönetime sadece 4-5 yılda bir
oy atarak değil, örgütleri aracılığıyla sürekli katılır. Seçtiklerini, onların
aldığı kararları, politikalarını sürekli denetler. Halk demokrasisinin en temel
niteliklerinden biri, tüm seçilmişlerin, onu seçenler tarafından istendiği
zaman görevden alınabilmesidir.
Devrimci Halk İktidarı'nın en üst temsil ve karar organı Halk Meclisi olacaktır.
Bu meclis, halkın her kesiminin katıldığı özgür seçimlerle oluşur. Ancak bu
"politikanın yapıldığı tek yer" bu meclis değildir. Kararlar ve
politikalar, aşağıdan yukarıya tüm halk örgütlülüklerinin katıldığı tartışma,
danışma süreçleriyle oluşturulur.
Marksist-Leninistler için demokrasi, sınıf için demokrasidir. Proletarya
diktatörlüğü, çoğunluğun en demokratik yönetimi olmasıyla en gelişmiş demokrasi
olma özelliğini gösterir.
Devrimci Halk İktidarı'nda demokrasi, biçimsel olmaktan çıkıp gerçek organlarına,
kurumlarına ve anlamına kavuşur. Halkın her kesimi, tam demokrasi temelinde
oluşturulmuş örgütleriyle yönetime doğrudan katılır. Bilindiği gibi demokrasi
"halkın kendi kendisini yönetmesi" olarak tanımlanır; demokrasi bu
özelliğine tam ve açık olarak sadece halk demokrasisinde kavuşabilir. Burjuva
demokrasisi, en gelişmiş halinde bile bu niteliği tam olarak taşımaz.
Devrimci Halk İktidarı, halk için
demokrasi, burjuvazi içinse bir diktatörlüktür!
Devrimci Halk İktidarı da bir diktatörlüktür. Halkın, burjuvaziye,
karşı-devrimcilere karşı diktatörlüğüdür. Ve zaten işin özünde, her devlet bir
sınıfın öteki sınıflar üzerindeki diktatörlüğüdür. "Benim devletim
diktatörlük değil" diyen sahtekardır. En gelişmiş burjuva demokrasileri de
bir diktatörlüktür; burjuva diktatörlüğüdürler.
Devrimci halk iktidarı burjuvaziye karşı bir diktatörlük, halk için en geniş
anlam ve biçimiyle demokrasidir. "Diktatörlük" deyince kimilerinin
tüyleri ürperiyor. Övdüğü, hayran olduğu burjuva demokrasisinin de bir diktatörlük
olduğunu görmezden gelip, "vay diktatörlüğü savunuyorlar" diyor.
Bu çarpık anlayışlara karşı devrimciler her zaman tam bir açıklık içinde
savundular görüşlerini: "Biz tarihi bilinçle soruna yaklaşıyoruz.
Ütopyalarla uğraşmak bizim işimiz değildir. Yaklaşımlarımızı biçimlendiren
sınıf mücadelesinin nesnelliğidir. Bu anlamda her türden reformizm-revizyonizm
ve oportünizmden ayrıldığımız gibi, anarşizmle de ayrı yerlerdeyiz. Bizler
burjuva demokrasisinin, özünde kapitalist azınlık için demokrasi, işçi sınıfı
ve emekçiler için diktatörlük olduğunu anlamayan, onun biçimsel yanlarını
"kutsayanlardan" ayrıldığımız gibi, her türden otoriteye karşı olan
anarşizmden de ayrılıyoruz."
Böyle bir iktidar bilindiği gibi kolay kurulmayacak, büyük bedeller ödenecektir.
Büyük bedeller ödenerek kurulan iktidarı, kazanılan hakları, halk elbette yine
kanı canı pahasına koruyacaktır. Halkın iktidarı, emperyalistlere, sömürücülere
karşı "yumuşak" olamaz. Devrime yönelik her türlü karşı-devrimci
örgütlenme ve faaliyet acımasızca cezalandırılacak, oligarşiye, emperyalist
güçlere hiçbir özgürlük tanınmayacaktır.
Karşı-devrimi etkisizleştirmek, emperyalist saldırılara karşı koymak izin, bu
iktidarın bir ordusu da olacaktır elbette. Devrimci Halk iktidarı, emperyalizm
ve oligarşinin çıkarları doğrultusunda örgütlenmiş, şovenist, gerici
ideolojilerle donatılmış eski faşist orduyu ve MİT, polis, kontrgerilla gibi
militarist örgütlenmeleri dağıtacaktır. Ama Devrimci Halk İktidarı kendisini
silahsızlandırmayacaktır. Halk iktidarı, doğasına uygun olarak devrimin ve
halkın çıkarlarını savunmak için gücünü silahlanmış halktan alır.
Halkın ve ülkenin savunması esas olarak, halkın iktidarını kurmak için
sürdürülen devrimci savaş boyunca kurulup çelikleşen Devrimci Halk Ordusu
tarafından üstlenilecektir. Devrimci Halk Ordusu, halkın bir parçasıdır,
silahlanmış özel bir gücüdür. İşleyişiyle, savaş ve komuta anlayışıyla, egemen
sınıfların ordusundan temelden farklı olacaktır.
Devrimci Halk İktidarı, kesintisiz
geçişin aracıdır
Özgür, bağımsız, sömürüsüz bir Türkiye'nin tek yolu, halkın taleplerinin
Devrimci Halk İktidarı tarafından uygulanmasından ve bu iktidar aracılığıyla
kesintisiz olarak sosyalizme yönelmesinden geçiyor. Devrimci Halk iktidarı,
üretim araçlarına el koyup, halk demokrasisini inşa ederken, aynı zamanda
sosyalizme kesintisiz bir biçimde geçişin alt yapısını da hazırlamayı hedefler.
Sosyalizme yönelmeyen bir devrim, yerinde çakılıp kalır ve bir noktadan sonra
da geriye dönüşe açık hale gelir. Kapitalist üretimi tümüyle tasfiye etmedikçe,
burjuva ideolojisinin yeniden üretiminin koşullarını sürdürmüş olur. Bu nedenle
devrimci parti, halk iktidarı içinde, sosyalizme geçişin savunucusu ve öncüsü
olarak da yeralır.
Devrimci Halk iktidarı, proletaryanın diğer anti-oligarşik, anti-emperyalist
güçlerle ortak iktidarıdır. Proletaryanın hegemonyasını belli ölçülerde içerir;
bu anlamda proletarya diktatörlüğünün bir biçimidir de denilebilir. Ancak aynı
şey değildir. Devrimci halk cephesinde yer almış başka halk güçlerini temsil
eden partiler de halkın iktidarı içinde yeralır, gücü oranında halk demokrasisi
temsil edilir.
Böyle bir iktidarda, elbette devrimi olduğu yerde tutmak isteyenler de,
sosyalizme götürmek isteyenler de olacaktır. Devrimci Halk İktidarı, proletarya
partisinin diğer sınıflar üstündeki etkisi, onları sosyalizmin inşası sürecinde
birleştirmesine bağlı olarak sosyalizme doğru ilerler. Bunun gelişimi, halk
iktidarı içindeki güçlerin durumuna göre şekillenecektir.
Kürt Sorunu... Kıbrıs... Devrimci Halk İktidarı için halkları ilgilendiren
hiçbir sorun "başağrısı" değildir!
Kürt sorunu, Ermeni Soykırımı meselesi, Kıbrıs meselesi, Türkiye'nin
onyıllardır baş gündemlerini oluşturur. Ve bu ülkenin egemen sınıfları bu
sorunları "Türkiye'nin başağrıları" olarak adlandırır.
Oligarşi için "başağrısıdırlar" gerçekten; çünkü her biri,
oligarşinin katliamcılığının, şovenizminin, işgal ve ilhak politikalarının
sonucunda ortaya çıkmış veya sürdürülen sorunlardır.
Devrimci Halk İktidarı, bu sorunları, halkın ve devrimin çıkarları temellinde
çözebilecek güçte olacaktır.
Her şeyden önce bu iktidar, Kürt ulusal sorununu ulusların kaderlerini özgürce
belirleme hakkı ilkesine göre bir çözüme ulaştıracaktır. Kürt ulusunun kendi
kaderini serbestçe tayin hakkı, (ayrılma hakkı da dahil) güvence altına
alacaktır.
Devrimci Halk İktidarı, ulusların tek tek bağımsız devletlerini kurmalarından
ziyade, ulusların, ayrılma hakkı saklı kalmak üzere, tek bir devlet çatısı
altında birleşmelerinden yana olacaktır. Ancak, Kürt ulusu bağımsız bir devlet kurma
hakkını kullanacak olursa, Devrimci Halk İktidarı bunu, proletaryanın ve her
iki ulusun çıkarlarına aykırı değilse ve emperyalizmi güçlendirmiyorsa,
destekleyecektir.
Bunun ötesinde, Kürt ulusunun ekonomik, sosyal, kültürel vb. gelişimi için
bütün önlemleri almak, Kürt ulusunun yaşadığı bölgelerin ekonomik, sosyal,
kültürel gelişimine öncelik vermek, Devrimci Halk iktidarı'nın öncelikli
görevleri arasında olacaktır.
*
Kıbrıs sorunu tartışılırken bugüne kadar görüşü alınmayan tek kesim, Kıbrıs
halkıdır.
Devrimci Halk iktidarı, işte bu nedenle, Kıbrıs'ın emperyalist bir üs haline
getirilmesine karşı çıkıp; işgalci Türk ordusunun görevine son vererek, adadan
çekilmesini sağlarken, Rum ve Türk halkının kardeşçe birarada yaşadığı
"bağımsız demokratik Kıbrıs"ın yaratılması için her türlü desteği
verecek; ada halkının kendi kaderini tayin hakkını koşulsuz olarak
savunacaktır.
Devrimci Halk İktidarı ÇOCUKLARIMIZ
İÇİN!
Ülkemiz, ne yazık ki, çocuk sömürüsünün "cennetlerinden" biridir.
Sokak çocukları, tinerciler, çocuk sorunun sadece bir boyutudur. Ülkemizde
çocuklar çok küçük yaşlarda çalışmaya başlamaktadır. Ucuz işgücü kaynağı olan
çocuk işçilerin sayısı 2 milyona yakındır. Bunun anlamı şudur; halk
çocuklarının büyük bir bölümü, şu veya bu biçimde daha küçükken çalışmaya
başlıyor. Gittiğimiz tamir atölyelerinde, mobilyacılarda, halı tezgahlarında,
lokantalarda, ayakkabıcılarda, konfeksiyonlarda, fırınlarda o küçük elleri
görmeyi kimse yadırgamıyor artık. Üstelik hepsi sendikasız, sigortasızdırlar.
Ülkemizde bebek ölüm oranları, Avrupa'nın en yüksek oranlarında seyretmektedir.
Ülkemizde doğan her bin bebekten 41'i sadece bir yıl yaşayabiliyor. Ve bir not
daha; "Türkiye'de 5 yaş alt' ölümlerinin yüzde 60'' beslenme eksikliğinden
kaynaklan'yor." Bu cümle herşeyi özetlemeye yetiyor.
10 çocuktan biri daha 1 yaşına gelmeden yaşamını yitiriyorsa, her yıl 5 yaşın
altında 66 bin çocuk ölüyorsa, ve çocuklarımızın ölüm nedeni "yetersiz
beslenme" ise, sadece bunlar, oligarşinin iktidarının değişmesi için
yeterli gerekçedir.
Çocuklarımızın gözyaşlarını faşizmin kanlı elleri değil, Devrimci Halk İktidarı
silecektir... Devrimci Halk İktidarı, anne karnına düştüğü andan, büyüyenceye
kadar, her aşamada çocukların bakımını sağlayacak, ücretsiz sağlık hizmetlerini
ve eğitimini sağlayacaktır.
Çocukları, kızamıktan, difteriden, tetanozdan, boğmacadan korumanın maliyeti
milyarlar, milyonlar gerektirmez. Ama iktidarda halkın olmasını gerektirir.
Devrimci Halk İktidarında...
- Basın, radyo, TV gibi iletişim araçlarını halkın örgütlü güçlerinin
yönetimine verecektir. Basın yayın organları, sömürünün, faşist terörün
savunulup aklandığı, yoz kültürün yayıldığı araçlar olmaktan çıkarılacaktır.
- Paralı okullar, dershaneler vb. kapatılarak ayrıcalıklı eğitime son
verilecek, eğitim her düzeyde parasız hale getirilecektir.
Bireyci, gerici, faşist nitelikteki eğitim sistemine son verilerek, toplumcu,
yurtsever, devrimci bir eğitim sistemi kurulacak, herkese kendi ana dilinde
eğitim görme olanağı sağlanacaktır.
- Devrime karşı suç işlemiş olan devlet yöneticileri, halka zulmedenler,
işkenceciler, sivil faşistler, emperyalist ajanlar cezalandırılacak, gecikmiş
de olsa, adaletin gereği yapılacaktır.
- Kadının üzerindeki ekonomik, siyasi, toplumsal ve geleneksel tüm baskılar
kaldırılarak toplumdaki saygın, üretici ve yaratıcı yerini alması
sağlanacaktır. Kadının toplumda ikinci sınıf insan rolüne son verilecektir.
Kadınların bilinçlenmesi, örgütlenmesi ve ülke yönetimine her alanda
katılmalarını sağlamak için kesin ve etkin önlemler alınacaktır.
Cinsiyet ayrımından doğan sömürüye son verilecektir.
- Halk yargıya ortak edilecek, halkın katıldığı bir yargı sistemi
oluşturulacaktır.
.Sorunlar Çözülebilirdir; Çözümsüzleştiren Oligarşinin İktidarıdır,
Gerçekte, bazı şeyler vardır ki, mütevazi harcamalarla, küçük çaplı
yatırımlarla, bazı yasal düzenlemelerle çözülebilir. Ama devletin niteliği
"halkı" esas almadığı için, oligarşinin iktidarında bunlar yapılmaz.
Yeni-sömürge Türkiye'nin sağlık tablosundan bazı rakamlar bu gerçeği daha iyi
gösterecektir: "Türkiye'de, doğum sırasında ölen kadınların %33'ü
kanamadan, %14'ü enfeksiyondan, %20'si de toksinlerden yaşamını
yitirmektedir."
Bu tablo, annelerin doğum öncesi sağlıklı beslenmesi ve düzenli sağlık
kontrolünden geçirilmesiyle kolayca önlenebilir; Ama işsizlik, sefalet içinde
kıvranan yoksul halkın bunu yapabilmesinin koşulu yoktur. Ve oligarşinin
iktidarının da bunu sağlama gibi bir amacı, işlevi yoktur.
Oligarşinin iktidarı, çocuklar, anneler, emekliler hastalıklardan,
bakımsızlıktan adeta kırılırken, sağlık hizmetlerinin yetersizliği nedeniyle
istatistiklere geçmeyen bir katliam sürdürülürken, emperyalist tekellerin ve
işbirlikçilerinin isteği üzerine, sağlık sektörünü ticarileştirmekte,
"paran kadar sağlık" politikasını uygulamaktadır.
Oligarşinin iktidarı sürdükçe, yarın daha çok öleceğiz ilaçsızlıktan.
Devrimci Halk İktidarı'nda ise, insanlığın bugüne kadar eriştiği en ileri
düzeyde halk sağlığı hizmeti sistemi kurulacaktır. En küçük, imkanları dar,
emperyalistler tarafından kuşatılmış sosyalist ülkelerde, sağlık hizmetlerinin,
en zengin emperyalist ülkelerden daha yaygın ve kaliteli oluşunun açıklaması,
iktidarın niteliğidir.