DHKC'den Açıklama - 13 Aralık 2007
Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi Basın Bürosu, Ankara’da
katledilen Kevser Mızrak ile ilgili olarak bir açıklama yaptı. DHKC’nin 13
Aralık 2007 tarihinde yayınladığı 371 No’lu açıklaması :
TESLİM ALAMAZSINIZ!
10 Aralık’ta Ankara’da
bir yoldaşımız şehit düştü.
10 Aralık’ta Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi,
bir savaşçısını kaybetti.
10 Aralık’ta halkımız, vatanımızın
bağımsızlığı, halkımızın özgürlüğü için tüm ömrünü veren yiğit ve fedakar bir
evladını kaybetti.
Onun adı Kevser Mızrak’ tı. Ankara’da Kurtuluş
Mahallesi’ndeki bir evde katlettiler onu. Ama teslim alamadılar. Katliamcıların
kurşunlarına ve bombalarına sloganlarıyla ve silahıyla cevap verdi. Bir halk
kurtuluş savaşçısını fiziki olarak kaybederken, onun mirasıyla güçlendik.
Yoldaşlar! Bir savaşçımızı kaybettik; fakat eminiz ki, artık onu
tüm yönleriyle tanıyacak olan kadrolarımız, taraftarlarımız, onun yerini
dolduracaklardır.
Halkımız! Yiğit ve fedakar bir evladını
kaybettin ama bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde
bayraktarlarımızdan biri oldu o da. Onların yolundan yürüdüğümüz sürece, hiçbiri
ölmüş sayılmaz.
KEVSERLER NİÇİN VAR?... ÇÜNKÜ ÜLKEMİZ, EMPERYALİZME
BAĞIMLI VE FAŞİZMLE YÖNETİLİYOR.
Bağımsızlık ve demokrasiyi kazanmak
için, emperyalizme ve faşizme karşı savaşmak zorundayız; Kevserler işte bunun
için var, işte bunun için silahlanıyorlar.
Türkiye halkı, 10 Aralık
sabah saatlerinde, oligarşinin halka ve devrimcilere karşı sürdürdüğü infaz,
katliam anlayışında hiçbir değişiklik olmadığına tanık oldu. Ülkemizi yöneten
oligarşinin ve devletin niteliğini görmeyenler veya görmek istemeyenler,
1990’ların ilk yarısındaki infazlarla kıyaslayıp, “Türkiye’nin artık o dönemleri
geride bıraktığını” ileri sürüyorlardı. 10 Aralık’ta sıkılan kurşunlar, bu
tezlerin iflasının da ilanıdır. Aslında bu tezler, yıllardır halkımızı
bağımsızlık ve demokrasi mücadelesinden alıkoymak, düzen partilerine bağlamak
için ileri sürülen ve de defalarca iflas etmiş tezlerdir.
Ülkemiz
emperyalizme teslim edilmiştir. Emperyalist tekellerin ve işbirlikçilerinin
sömürü ve talanını rahatça sürdürebilmek için de vatanseverlerin, devrimcilerin
kanı dökülüyor.
Demokratikleşme masallarının üzerinde kan gölleri var
yine.
Bu kan, polisin sıradan insanları katlederek döktüğü kandır. Bu
kan, polisin devrimci bir yayın organını sattığı için sokak ortasında vurup felç
ettiği Ferhat Gerçek’in kanıdır. Bu, yoldaşımız Kevser Mızrak’ın tek başına
kuşatıldığı evde “ölü ele geçirilmiş” bedeninden dökülen kandır. Ne AB’ye uyum
yasaları, ne “demokratikleşme” adına gerçekleştirilen tüm diğer manevralar,
ülkemizin sokaklarında akan kanı değiştirmemiştir.
Kevserler neden
silaha sarılıyorlar, Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi neden silahlı mücadele
anlayışında ısrar ediyor?.. Cevabı işte bu tablodadır.
KEVSERLER,
ÜLKEMİZİN VE HALKIMIZIN İHTİYAÇ
DUYDUĞU KADROLARDIR
Cumhurbaşkanı’ndan YÖK Başkanı’na, Anayasa Mahkemesi Başkanı’ndan
TRT Genel Müdürü’ne kadar, iktidarın yaptığı her atama tartışılıyor; bu
mevkilere atananlar, yağcılıkları, yalakalıkları, emperyalizme, oligarşiye
danışmanlık ve yataklık yaptıkları için atanıyorlar. Hepsi, sömürü pastasından
bir pay almış. Yani kısacası, geçmişinde kir, pas olmayan tek bir düzen kadrosu
yok, bulamıyorlar. Bulamazlar da.
Günlerdir yukarıda sayılan isimlerin
kişisel özelliklerini tartışan burjuva basına sesleniyoruz; gazetelerinizde,
televizyonlarınızda “bir terörist öldürüldü” diye geçiştirdiğiniz Kevser
Mızrak’ın kişisel özelliklerini yazın kendinize güveniyorsanız. Yazın ve herkes
düzenin kadrolarıyla, devrimci hareketin kadroları arasındaki farkı görsün.
Yazamazlar. Kevser Mızrak’ın katledilişini gazetelerin köşelerinde
geçiştirdiler. Çünkü bu ülkede Kevserler’in, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm
için savaşanların yaşıyor olması, onların “sol bitti” yalanlarını açığa
çıkarıyor. Kevserler’in varlığı, düzenin çürümüşlüğünü gösteriyor.
9
Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıfındayken, okulunu terkedip kendini
halkının kurtuluş mücadelesine adadı. Böyle bir fedakarlığı, düzenden böyle bir
kopuşu, yalnız devrimciler yapabilir. Halkın doktoru olarak, halkının tüm
yaralarına merhem olmak için yeni bir meslek seçti kendine. Doktorluk, onun
devrimciliği tercih etmesinde önemli bir nedendir zaten. Bunu kendi özgeçmişinde
şöyle ifade eder: “Stajyer doktor olarak çalışır-okurken tanık olduğum
sınıfsal uçurumdur ki bu düzenin değişmesi gerektiğini düşündürüyordu.”
Bir şeyler yapmak gerektiğine inanarak İzmir Tabip Odası insan
hakları komisyonunda çalışmaya başlamıştı. Ama kısa sürede burada
yapabildikleriyle yetinemeyeceğini gördü. Halkın her yarasına merhem olmanın,
devrim yapmak demek olduğu netti artık onun için. Tereddütsüz düzenle bağlarını
koparıp devrim yoluna atıldı.
DAVAYA ADANMIŞ ÖMRÜ, YOLDAŞLARI
İÇİN ÖRNEKTİR!
Kevser Mızrak yoldaşımız, Ankara Polatlı, 4 Temmuz 1969
doğumludur. İlk, orta ve liseyi Polatlı’da okuduktan sonra, 1986’da 9 Eylül
Üniversitesi Tıp Fakültesini kazanarak İzmir’e gitti.
Üniversiteye kadar
babasının tuhafiye dükkanında tezgahtarlık yapan, emekçiliği bilen Kevser,
Tatar milliyetindendir. Fakat o da 84 yıldır sürdürülen asimilasyon
politikalarının sonucunda, anadili olan Tatarcayı ancak kısmen anlayabilir,
fakat yazıp konuşamaz durumdadır.
Cephe’yle örgütlü ilişkisi 1990
sonlarında başladı. İzmir’de gençlik örgütlenmesi içinde ve milislerde
yeraldı. Farklı bazı görevler üstlendi, eylemlere katıldı.
Kevser
Mızrak’ı, tanımlayan özellikler, cesaret, militanlık ve hiçbir koşulda
kendini koruma anlayışına sahip olmamasıdır. Onun için her zaman önce
örgütü, önce halkının ve devrimin çıkarları gelmiştir. Devrimcilik onun için
gelip geçici bir düşünce olmamıştır; o devrimciliği ömür boyu devrimcilik olarak
kavramış ve kavradığı gibi yaşamıştır. Kevser, davaya adanmış bir ömürdür.
“Yapamam” demeyen, eğer bilmediği bir görevle karşı karşıyaysa bile
“öğrenir yaparım” diyen bir devrimcidir.
Her koşulda
tereddütsüzdü. Kendine ve örgütüne güvenir, yanlış yaparım kaygısıyla karar
almaktan, sorumluluk üstlenmekten kaçmazdı.
1991 Haziranında tutuklandı.
Bir süre Buca’da tutsak kaldı. 5 ay sonra tahliye olduğunda tereddütsüz kaldığı
yerden devam etti. İkinci kez tutsak düştü. Zindanlarda öfkesi büyüdü, bilinci
pekişti. ‘95 Eylülünde Buca direniş destanının savaşçılarından biriydi. Daha
sonra Uşak hapishanesinde Yasemin Cancı’nın, Berrin Bıçkılar’ın feda
eylemlerine, Sevgi Erdoğan’ın ölüm orucuna tanık oldu; sürecin başından itibaren
o da gönüllüydü. Nitekim, 2001 Eylülünde 7. Ölüm orucu ekiplerinde kızıl
bantını takarak bayrağı yoldaşlarından devraldı.
2002 Martında
oligarşinin ölüm orucu direnişini kırmak için gündeme getirdiği tahliye
manevrasıyla tahliye oldu. Ölüm orucunu dışarıda da sürdürmeye hazırdı. Ama ona
farklı görevler verildi. O ise buna rağmen, o günlerde örgütümüze şöyle
yazıyordu: “örgütümüzün kararı ile tedavi olsam da ölüm orucundaki hedefe
kilitlenmiş kararlılığımla her türlü feda eylemine hazırım. Partimizin kararıyla
büyük direniş destanımızda zaferi hızlandıracak tüm feda eylemlerinin
gönüllüsüyüm”.
Burada yeri gelmişken şunu da belirtelim: Polis,
yoldaşımızı infaz etmesini meşrulaştırmak için burjuva basın aracılığıyla
yoldaşımızın “canlı bomba” olduğu yalanını ortaya attı. Kuşku yok ki,
hiçbir şey oligarşinin infazlarını meşru kılmaz; fakat yoldaşımızın canlı bomba
olduğu da bir yalandan ibarettir. O, yukarıda aktardığımız kendi sözlerinden de
anlaşılacağı gibi, fedaya her zaman hazır bir savaşçımızdı; fakat böyle bir
görev üstlenmesi söz konusu olmamıştır.
Kevser Mızrak, DHKC
savaşçılarının, halkın bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm mücadelesinin
öncülerinin teslim alınamayacağını kuşatma altında bir kez daha tüm dünyaya
göstermiştir. Onun teslim alınamazlığı, devrimci hareketimizin ideolojik
gücüdür. Devrim iddiası ve kararlılığımızdır. İddiamızı ve yürüyüşümüzü
Kevserlerle sürdürüyoruz.
KEVSER MIRZAK’I KATLEDENLER HESAP VERECEK!
KEVSER YOLDAŞ, HALKIMIZIN BAĞIMSIZLIK, DEMOKRASİ,
SOSYALİZM UĞRUNA
SÜRDÜRDÜĞÜ MÜCADELEDE YAŞAYACAK!
DEVRİMCİ HALK KURTULUŞ
CEPHESİ
<< geri