'Yalnız değilmişim Atam, dekolte tişörtümü beğendiniz mi?'
O zaman Anıtkabir'in mermerlerine
başımı dayar, bi yandan mermerleri öperken iki yandan 'Çok yalnızım Atam!'
derdim.
Mozoleden ses gelirdi: "Yalnız değilsin! Kendini benim
vekilim telakki eden Büyükanıt paşan, kendini benim partimin başı kabul eden
Baykal amcan, senin gibi hissseden yüz binlerce demokrasi özürlü kardeşin var."
Bu cevap üstüne ben de hemen deseni ay yıldızdan oluşan dekolte/streç bir
tişört edinir, bayrak temalı kepim, 'de' ve 'da'ların ille de ayrı yazılamadığı
pankartlarımla Çağlayan'a akardım. Orda Alara Uzan'ı alkışlayan mitingçilerimle
bütünleşir "Yoksa bu milletin müstehak olduğu lider Cem Uzan mıdır? Konuşurken
dişleri uzuyor Kırmızı Başlıklı Kız'daki kurt gibi: ne güzel!"
diye
düşünerek evime dönerdim.
Pazartesi sabahı, evimin en yakınındaki pastanede 2 mitingçi
hanımefendi beni tanıdılar ve allem edip kallem edip bir gün önce katıldıkları
Çağlayan mitingine sözü getirdiler. Ben 1 şeyler söyledim: Makûl ve mazbut
şeyler. Yalnızca yazılarımda aşırı olabiliyorum.
Esas Hayat'ta çok
korkuyorum insanlardan. Onların görüşlerinden.
Hanımefendilerden biri
korkumu haklı çıkardı: "Haklısınız, Perihan hanım da; bizim milletimiz eğitimsiz
bir millet. Gelsin, Askeriye yönetsin bizi," dedi.
GELSİN ASKERİYE YÖNETSİN
BİZİ! O nümayişlerden çıkarılacak 'ceviz' budur!
Deniz Baykal "Anayasa
Mahkemesi yürütmeyi durdurma ve iptal kararı almazsa, Türkiye tehlikeli bir kriz
ve çatışma ortamına sürüklenecektir" dedi. Diyebildi! (Anayasa Mahkemesi de onu,
'düş kırıklığına' uğratmadı varolsun.)
Şimdi Türk Ceza Kanunu'nda 288 numerolu bir madde var:
"Yargıyı etkilemeye teşebbüs" diye.
Ben bu maddelere karşıyım: Lastik gibi
çekilebilen, son kertede düşünce ve ifade özgürlüğünü ketleyen maddeler bunlar.
Geçen sene davası 8 yıldır devam etmekte olan Pınar Selek'le ilgili yazım
nedeniyle 288'den yargılandım. Beraat ettim ve Cemil Çiçek'e kalırsa, bu bana
yetmeli.
Oysa benim ne kadar teşebbüs edersem edeyim, Pınar Selek davasında
ya da herhangi bir davada yargıyı etkilemem söz konusu değil.
Ancak 'ana
muhalefet' partisi lideri olan ve Kopenhag Kriterleri yerine Kanadoğlu
Kriterleri'ne uyumlu yaşamamız gerektiğini yerinde tespitiyle 367 'engelini'
yaratıklandırmış bulunan Deniz Baykal'ın yankı yankı yankılanacak bu sözlerinin
yargıyı etkilemesi söz konusuydu.
Ben şimdi Baykal'ın neden (benim gibi)
288'den yargılanmadığını merak ediyorum. Ancak cuma günkü yazısında Murat
Belge'nin belirttiği gibi: "Yalnızca o ceza kanununun görünmez mürekkeple
yazılmış, onun için de bizim göremediğimiz bir fıkrası daha olmalı. 'Bu maddeden
yalnızca etkilemeyi başaramayanlar yargılanır. Başarıyla etkileyenler konusunda
hiçbir şey yapılmaz.'"
Aynen öyle! Diyelim yargıyı NE DENLİ etkileyebileceği
hususunu tartışmaya açamayacağımız Büyükanıt, Şemdinli Davası üstüne öyle laflar
etti, öylesine Etki Heyelânı yaratabilecek denli taraflı görüşlerini bizlerden
ve Yargıçlarımız'dan esirgemedi ki, Büyükanıt neden yargılanmaz 288'den de, ben
yargılanırım- Soru işareti.
BİR TEK Diyarbakır Barosu suç duyurusunda
bulundu Sn. Büyükanıt'la ilgili yargıyı etkilemeye teşebbüs etmekten. Bunlar da
'fantezi' girişimlerdir pek tabii ki. Zira bırakın yargıyı etkiledi/etkilemedi
tarzı çocuksu serzenişlerimizi geçen cuma gecesi on biri geçe internet
sitesinden e-postallama yöntemiyle 'aklımızı başımıza getirmiş bulunan' Yüce
Askeriyemiz, nasıl bitiriyor e-muhtırasını?
"Ne mutlu Türküm diyene!" diye
de değil. "Ne mutlu Türküm diyene demeyeni oyarım haaa!" diye nerdeyse,
bitiriyor.
Anayasa'nın bağımsızlığıyla ilgili 138. maddeden de
yargılamayacağız Büyükanıt Paşa'yı yani, 288. maddeden de. Ayarımız yapıldı:
Kopenhag Kriterleri'ne tebelleş olmanın bize kaç üniforma büyük geldiğini
gördük.
Şimdi saadetten yeni parlatılmış Reşat altını gibi (Cumhuriyet
altını mı demeliyim?) parlayan Deniz Baykal'ın nasıl bir demokrasi tıkacı ve
manipülasyon şehzadesi olduğunu her akşam ana haberlerde izlemek ve ömrümde
gördüğüm en karizma yoksunu kişilerden olan Zeki Sezer'le 'birleşip'
birleşemeyeceklerini izlemek kaldı geriye.
Bu müthiş 'sol' partiler
birleşsin de Tandoğan/Çağlayan mitinglerine katılan 'Akacak bir mecra bulduk
Atam' isimli kalabalık demokratik tepkilerini sandıkta dillendirsinler; değil mi
efendim?
"Yazlıkta değil, sandıkta!"
Artık '367 Kuralı' sayesinde Meclis'ten cumhurbaşkanı
çıkarma olanağımızı sonsuza dek (Türk Sonsuzu: şu sıralarda, demek oluyor)
kaybettiğimize göre ve bu Baykal, bu Erdoğan parti içi demokrasiyi pek tabii ki
inşa etmeyeceğine, yüzde onluk baraj pek tabii ki kaldırılmayacağına göre-
22 Temmuz'daki seçimden nur topu gibi oylarını arttırmış bir AKP çıkar; e o
zaman da internetten muhtıralanmakla kalmayız. Kadiri Mutlak Askeriyemiz'in 'ge'
planı devreye girer. Zira verdikleri 'işaret' doğrultusunda hareket edebilecek
'seviyede' değil madem milletimiz.
"Buyrun Paşam: açık açık idare ediniz!"
Erman Toroğlu.
Perihan Mağden