___________________________________________________________
Müzik >> Ahmet Kaya *
Ahmet Kaya
___________________________________________________________
(Malatya, 1957 - Paris, 16 Kasım 2000)
Malatya'da 1957 yılında dünyaya geldi.
Mensucat işçisi bir baba, çocuklarını yetiştirmekle yükümlü bir anne ve diğer
dört kardeşle birlikte geçen çocukluk... Dokuz yaşındadır
daha. 24 Temmuz İşçi Bayramı’nda sahneye çıkarırlar onu, bir daha unutmaz
bunu... Ruhi Su’nun plaklarını
satın alan Ahmet Kaya, bol paçalı pantolonlar giyen uzun saçlı 68’lilerden
etkilenen bir gençtir artık... Mensucat fabrikasından emekli olan babası, daha
iyi bir yaşam için İstanbul’a göç eder. İstanbul / Kocamustafapaşa’ya
yerleşirler. Türküler, devrimci marşlar, Ruhi Su ve Zülfü Livaneli’den
müzikal anlamda etkilendiğini inkar etmez, ama kedi sesini arar. Ahmet Kaya, 1985 yılına geldiğinde kararını verir.
'Zamanıdır' deyip, Unkapanı yolunu tutar.
Dinleyenlerin hiçbir kategoriye koyamadığı bu müziğe kimse yüz vermez. Sonraki
günlerde arkadaş yardımları ve kendi olanakları ile ilk albümünü yapar. Ama
hemen toplatılır. Yapılan itiraz sonuç verir. Olay gazetelere yansır, Ahmet
Kaya’nın ‘Ağlama Bebeğim’ adlı albümü Danıştay kararıyla serbestir artık!'Üniversite öğrencileri, dar gelirliler, 12 Eylül darbesinden nasibini
almış çeşitli kesimlerden tutuklu yakınları, Türkiye’de demokrasiyi yeniden inşa
etmeye kararlı kitle örgütleri, sivil toplum kuruluşları Ahmet Kaya'nın
dinleyici profilini oluşturur. Kısa bir süre sonra ikinci albümü "Acılara
Tutunmak" ı yapar. Ahmet Kaya, edindiği toplumsal, siyasal duyarlılıkla üretim
yapmaktadır, peşpeşe albümler çıkarmaktadır. Üçüncü albümünde o sıralar tutuklu
olan ve idamla yargılanan Nevzat Çelik'in 'Şafak Türküsü' şiirini besteler, aynı
zamanda albümün de adıdır 'Şafak Türküsü'. Üllkenin gündemindeki idam cezaları
ve hapishanelerde bulunan binlerce insanın ve onların ailelerinin içinde
bulunduğu durumu şarkılaştırmıştır... Beşinci
albümünde ünlü şairlerin yanı sıra yeni bir isimle, Yusuf Hayaloğlu'yla
çalışmaya başladı. Hayaloğlu'yla beraberlik, Ahmet Kaya müziğinde uzun ve
verimli bir çalışmanın başlangıcını oluşturur. 'Yorgun Demokrat' isimli bu
albüm, gerek dönemi gerekse içeriği bakımından yine Türkiye’nin toplumsal
gidişatına denk düşmüş ve 12 Eylül döneminin etkisini üzerinden atmaya çalışan
milyonlarca demokratın durumunu dile getirmiştir. 1980’lerde Nevzat Çelik'in ”Saçlarına yıldız düşmüş,
koparma anne” 'Şafak Türküsü' şiirini türküleştirerek patlama yaptı Ahmet Kaya.
Kariyerinde “Ağladıkça” isimli türkünün büyük bir yeri oldu. Aram Dinkjian’ın
bestelediği bu türkü, sanatçıya sağ veya sol görüşlü farketmeksizin milyonlarca
dinleyici kazandırdı.Albüm çalışmalarına paralel
olarak halk konserleri de yapar Ahmet Kaya. Gösterilen ilgi, katılım ve çoşkuya
rağmen, ülkenin birçok yerinde ‘sakıncalı’ bir şarkıcıdır artık O.
Dinleyicisiyle buluşamamak onu üzmektedir... Dünyada ‘protest müzik’ olarak
tanımlanan bu türün ülkemizdeki önemli temsilcilerinden olan Ahmet Kaya’nın en
belirgin ve ayırdedici tarafı, müziğindeki geleneksel motiflerin ve ulusal
kültür değerlerinden yola çıkmasıdır. Türkiye'de
her söylediği söz ve şarkısı olay olan Ahmet Kaya hakkında birçok dava açıldı ve
kendi deyimiyle emniyetler onun ikinci adresi oldu. Bu baskılara rağmen Kaya,
kimliğini hiçbir zaman inkar etmedi ve mücadele etti. Kaya hakkında, yurtdışında
verdiği konserlerde 'vatana ihanet' suçlamasıyla 3 ayrı dava açıldı. Bu
davalardan biri Kaya'nın 3 yıl 9 ay hapis cezası almasıyla sonuçlandı. Diğer iki
davada ise, duruşmalara katılmadığı ve ifade vermediği için Kaya hakkında gıyabi
tutuklama kararı verildi. Kaya, son olarak Gazeteciler Derneği’nde yaptığı konuşmada
“Kürtçe bir klip çekmek istiyorum ve bunu yayımlayacak bir televizyon kanalı
arıyorum” deyince İkitelli medyanın hışmına uğradı ve süregelen baskılar
yüzünden Fransa’ya yerleşmek zorunda kaldı. Adı konulmamış bu sürgün ve tecritin
yol açtığı vatan hasretini, özlemini koynunda taşıyarak 16 Kasım 2000 günü sabah
saat altıda toprağından uzakta kalp krizi geçirip öldü. Ahmet Kaya gerek
yaşamıyla ve eylemleriyle ve gerekse de müziğiyle Türkiye'nin yakın tarihine
önemli bir not düşerek ölümsüzleşti. "Masum bir türkü hazin bir öyküydü" koca
bir hayattan onun payına düşen... O Paris
Komünarlarıyla Pere Lachais mezarlıgında yatarken bize duruşu ve sesi kaldı.