Greenpeace De Terörist!

Greanpace'ye Danimarka'da "terör yasası"ndan dava açıldı... Peki ne yapmıştı Greenpeace? Ziraatçılar Birliği'nin Kopenhag binasına girerek, binanın dışına büyük bir pankart asmıştı. Evet, hepsi bu kadar... Ve Danimarka, 11 Eylül'den sonra yasalarına eklediği bir maddeye dayanarak "terör" suçundan yargılayacak Greenpeace'yi...
Greenpeace, çevre sorunları konusunda eylem yapan bir örgüt. Siyasal bir iddiası yok. Mevcut dünya düzenine temelden bir itirazı yok.
Greenpeace, örneğin NATO'ya karşı çıkmaz, NATO'nun nükleer silahlarına karşı çıkar. Greenpeace, emperyalist tekellere karşı çıkmaz, sadece onların çevreyi kirletmelerine karşı çıkar. Greenpeace, küreselleşmeye karşı çıkmaz, "daha insani" bir küreselleşmeden yanadır...
İşte böyle bir örgüt dahi "terörizm" suçlamasıyla yargılanıyorsa, herkes "terör" konusunda yeniden düşünmek zorundadır.
"Terör" demagojisi, özellikle 11 Eylül'den bu yana, sadece silahlı mücadele veren örgütlenmeleri değil, tüm "muhalif" hareketleri bastırmanın bir aracı olarak kullanılmaktadır. 11 Eylül sonrası gelişmeleri tahlil eden devrimcilerin uyarılarını, geçen dört yıl doğrulamıştır.
"Terör" diyerek önce Usame Bin Laden hedef gösterilmişti; sonra Taliban; sonra Tüm Afganistan halkı... Sonra, "şer ekseni" denilerek emperyalizme boyun eğmeyen tüm ülkeler. Ve sonra tüm halklar.
ABD, "küreselleşme karşıtlarını" terör suçundan yargılayarak kapıyı açmış ve tüm emperyalistler şimdi aynı politikanın izinde yürümektedirler. Bu politika, her türlü muhalefeti susturma, düzenle tam uyumlu hale getirme politikasıdır.
11 Eylül'den sonra, ABD'de ve hemen tüm Avrupa emperyalist ülkelerinde çıkarılan yasalar, burjuva hukukuna dahi sığdırılması oldukça güç olan yasalardır. Yeni sömürge ülkelerde faşist yönetimlerin onyıllardır uyguladıkları yöntemler, bugün burjuva demokrasisinin merkezlerinde de uygulanmaya başlanmıştır. Sınırsız gözaltı keyfilikleri, alenen "ayrımcı, ırkçı" yasalar çıkarılmış ve daha ilginç olanı, bu yasalar Avrupa'nın klasik sol muhalefetinden de ciddi bir tepki görmemiştir.
Greenpeace gibi bir örgütün "terör"le suçlandığı bir dünyada, hiç bir sol, ilerici, anti-emperyalist, muhalif örgütün "terörist" ilan edilmeyeceğinin güvencesi yoktur. Ne burjuva demokrasisi, ne "uluslararası hukuk" artık düzen içi muhalif güçler için bile bir korunma sağlayacak durumda değildir. Çünkü emperyalist sömürü ve talan politikasının alabildiğine pervasızlaştığı bir dönemden geçilmektedir. Emperyalistlerin (sadece ABD değil, Avrupası, Japonyası, Rusyasıyla) açık işgalleri devreye soktuğu bir dönemde, mücadelenin çok daha şiddetli ve keskin sınırlar içinde cereyan edeceği açıktır.
"İlk kez bir sivil toplum kuruluşu hakkında barışçıl eylemlerinden dolayı terör yasalarına göre dava açılıyor." diye yazıyor bir gazete. Herkes bunun "son" olmayacağını bilmek durumundadır.
"Teröre karşıyız" demeyi, "her türlü şiddete karşı" olmayı bir politika sayanlar, "teröre de savaşa da hayır" diyerek sapla samanı birbirine karıştıranlar, Greenpeace örneği üzerinde düşünsünler. Ve düşünsünler ki, bu politika, Avrupa'da burjuva demokrasinin "en gelişkin" sayıldığı ülkelerden birinde uygulanıyor.
Kimileri, kendileri can bedeli direnmeyebilirler; ama halkların direnişinin meşruluğunu savunmak durumundadırlar. Kimileri silahlı savaşa karşı çıkabilirler, ama halkların silahlı direnişinin meşruluğunu kabul etmelidirler. Böyle bir dünyada, demokrat olmanın asgari koşulu budur. Bu çizgide durulmadığında, isterseniz hergün "terörü kınayın", hala biraz muhalifseniz, kimse sizi "terörist" sandalyesine oturtulmaktan kurtaramaz!