HÖC: 104 Nolu Açıklama
Haklar ve Özgürlükler Cephesi 2 Şubat 2008
tarihinde, Davutpaşa'da 22 insanın yaşamına mal olan katliamla ilgili, 104 nolu
açıklamasını yayınladı.
Davutpaşa’da Halkı Katleden AKP’nin Rüşvet Çarkıdır!
Bu kez “ruhsatsız işyeri” olup geldi ölüm. Davutpaşa’da ölen
yine biz yoksul halktık. Tıpkı, daha bir hafta önce Kütahya yakınlarında raydan
çıkan trende ölen 9 kişinin de bizden olduğu gibi. Deprem, sel, çığ, yangın,
salgın hastalık, trafik kazası, iş kazası... ölen hep biziz. Düzen, durmaksızın
katlediyor bizi. Katliamların biçimi değişiyor, ama esası değişmiyor.
31 Ocak günü, İstanbul Davutpaşa’da ruhsatsız bir maytap ve
havai fişek imalathanesinde meydana gelen patlama sonucunda 21 insanımız öldü,
116 kişi de yaralandı.
Şehrin göbeğinde büyük bir patlayıcı imalathanesi işletiliyor ve
hiçbir yetkili kurumun bundan haberi yok! Halkı çocuk yerine koyup kandırmak
istiyorlar. Hayır! Hepimiz biliyoruz ki, belediye ve polis işbirliği
olmadan böyle bir yer açılıp işletilemez.
Halk, bu rüşvet çarkını çok iyi biliyor. Devlet katında işler
başka türlü halledilemez. Girdiğin her devlet ve belediye kapısı, rüşvet
çarkıyla döner.
Davutpaşa Çifte Havuzlar Caddesi'ndeki bu imalathane yeraltında
ya da gizli bir yer değildi. Burası, 5 katlı büyük bir iş
merkeziydi. Kaldı ki, bu imalathane, İstanbul’da benzer durumdaki tek maytap,
havai fişek imalathanesi de değil. Bu gerçeği İstanbul’u yöneten tüm yetkililer
bilir.
Peki öyleyse, bildikleri halde niye önlem almıyorlar?
Cevabı; çıkar, soygun, yağma, talan, rüşvet düzenindedir.
Davutpaşa’da 21 insanımızı katleden bu düzendir.
SUÇLULAR HALKI SUÇLUYOR!
İstanbul Valisi, Belediye Başkanı, daha alt düzey yetkilileri,
iki gündür konuşuyorlar ama hepsi tek bir “suçlu”yu işaret ediyorlar: HALK!
Başka hiçbir suçlu yok ortada. Ne o işyerini denetlemekle
görevli kurumlar, ne o kurumların amiri ve sorumlusu durumundaki Vali ve
Belediye Başkanı, hiç kimse hiçbir sorumluluk üstlenmiyor. Hep böyle olmuştur.
Bugüne kadar bu ülkede yaşanan ve her biri açık bir katliama dönüşen tüm büyük
felaketleri gözünüzün önüne getirin; hangisinde bir sorumlu bulundu, hangisinde
bir sorumlu cezalandırıldı?
Bakın işte, 22 Temmuz 2004'de Pamukova’da 40 kişinin öldüğü,
90 kişinin yaralandığı “hızlı tren” katliamında da suçlu olarak bula bula iki
emekçi makinisti buldular. O katliama yol açan Ulaştırma Bakanı ve TCDD Genel
Müdürü hala koltuklarında oturuyorlar.
Düzenin CEZA mekanizması muhaliflere karşıdır.
Yargı, esas olarak düzene muhalifler için işler. Eğer
muhalifsen, sıradan bir afiş asmak bile anında cezalandırılır. Polis, zabıta 24
saat görev yapıyor; 24 saatin tamamında muhaliflere karşı çok çok
duyarlıdırlar. Hiçbir gerekçe bulamazlarsa “çevreyi kirlettiniz” diye ceza
yazarlar. Ama İstanbul’un orta yerinde patlayıcı deposu açabilirsiniz, envai
tür patlayıcı imal edebilirsiniz, herhangi bir izne gerek yoktur, ceza yoktur.
Rüşvetini verir, imalathane işine devam eder... Sonra patlama olur, 21 kişi
katledilir. Suçlu halktır!
ŞEHİRLERİ BU HALE GETİRENLER, DOĞABİLECEK TÜM KAZA VE FELAKETLERDEN DE SORUMLUDURLAR
Devletin valisi Muammer Güler katliam yerinde konuşuyor: “Bu
maytap imalathanesi kaçak. Hiçbir önlem alınmamış.” Kime söylüyorlar? Bunu
önceden bilmek ve önlem almak durumunda olan kendileri olduğu halde, onlar
suçluyu çoktan bulmuşlar.
Bu düzenin tüm DENETİMİ yoksul halka karşıdır.
Gecekonduları bir gecede yıkan, istediler mi o gece yapılan her gecekonduyu
tesbit edebilen zabıta ve polisin gözü, zenginler, patronlar karşısında kör
oluyor. Elbette gecekonducuların rüşvet verecek parası yoktur. Patronlar her
türlü yasa dışılığı yapacak, ruhsatsız işyeri açacak, işçilerini sigortasız
çalıştıracak, işyeri güvenliği için hiçbir önlem almayacak, fakat onlara
kimse dokunmayacaktır.
İşte böyle bir düzen hüküm sürdüğü içindir ki; İstanbul’daki
binaların yüzde 60’ı RUHSATSIZ’dır. İktidar ise, bu çarpıklığın
kaynağına inmek yerine, “Kentsel dönüşüm” projesi adı altında,
gecekonduları yıkıp arazilerini ele geçirmeye çalışmakla meşgul.
Diyorlar ki, şehre çeki düzen vermek gerekir. Bu hale kendileri
getirmediler mi? Bir köyden, sıradan bir kasabadan değil, 12.5 milyon nüfuslu
bir şehirden söz ediyoruz. Yüzbinlerce ruhsatsız binayı kim yaptı, kim izin
verdi, kim onayladı, kim göz yumdu? Kim bu ruhsatsız şehrin sorumlusu?
Valilik, Belediye, polis, jandarma, Devlet Su İşleri’nden İSKİ’ye kadar tüm
devlet ve belediye kurumları, hepsi suçludur; hepsi bu rüşvet, soygun,
talan mekanizmasının ortağıdırlar. Halkı katleden bunlardır.
AKP, tam 14 yıldır İstanbul’u yönetiyor. İstanbul’daki
AKP yönetimi bugün Başbakan olan Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye
Başkanlığıyla başlamıştır. Şimdi kalkıp Davutpaşa’daki katliamda bizim
sorumluluğumuz yok diyebilirler mi?
Sistemin tüm çarklarının sömürü, soygun rüşvet ve talan için
döndüğü bir düzende, halkın ne iş güvenliği, ne can güvenliği yoktur. Bu bozuk
yapı, daha çok felaketler ve katliamlar üretecektir.
Halk olarak, iş güvenliği için, can güvenliği için kendimiz
örgütlenmeli, iktidar ve patronların suç ortaklığı içinde olduğunu bilerek, bu
suç ortaklığına karşı mücadele etmeliyiz. Haklarımızı gasbettiklerinde, can
güvenliğimizi yok ettiklerinde, Davutpaşa’da olduğu gibi canımızı aldıklarında,
hesap sormasını bilmeliyiz.
DAVUTPAŞA’DA HALKIN KATİLİ AKP’DİR! AKP HALKA HESAP VERMELİDİR!
Haklar ve Özgürlükler Cephesi