? Yolumuz Devrim Yolunda Düşenlerin Yoludur...     

 

 

 

SBS, ÖSYM, UASS, LGS, OKS, ÖSS...
SİSTEM, EĞRİLİĞİNİ SINAVLARLA DOĞRULTMAYA ÇALIŞIYOR

Bu hafta yaklaşık 5 milyon gencimizin yaşamını belirleyecek, onların "kaderi''ni ve geleceğini tayin edecek 2 sınav var; SBS ve ÖSS... Seviye Belirleme Sınavları'na 3 milyon öğrenci girerken, Öğrenci Seçme Sınavı'na 2 milyon öğrenci katılacak. Ve 5 milyon öğrencinin geleceğini 195 dakikalık (toplam 3 saat 15 dakika) sınavlar belirleyecek.
milyon öğrencinin, en az onlar kadar kaygılı ailelerini ve yakınlarını da hesaba katarsak, ülkemiz nüfusunun neredeyse üçte biri bu hafta bu sınavlarla yatıp kalkacak.
Bir öğrenciyi düşünün, yaşama dair hiç bir güvencesi yok. O nedenle tek seçeneği "hangi bölüm olursa olsun'' ama sınavları mutlaka kazanmaktır!
Yeteneklerine, isteklerine veya halkının ihtiyaçlarına göre değil, 195 dakikalık bir sınav sonucu tesadüflerle kazanılan bölümler, başka çaresi ve güvencesi olmayan öğrenciler için bir can simidi olacaktır.

Diğer taraftan yıllarca okuyup, hatta dersanelere gidip kazanamamak da var. Sonuç, düzenin "hedef" olarak gösterdiği ekonomik, sosyal statülere ulaşamamak ve işsizlik, açlık, aşağılanmaktır.

1974 yılında başlatılan öğrenci seçme ve yerleştirme sınavları, tam 35 yıldır aralıksız ve sık sık değiştirilerek sürdürülüyor. Bütün bu yıllar boyunca milyonlarca öğrenci sınavları kazanamadığı için "işsizler ordusu''na dahil edildi. Örneğin 2004 yılında 1.902.250 öğrenci ÖSYM'ye başvurdu. Yaklaşık 2 milyon öğrenciden sadece 192.632 kişi bir lisans programına yerleştirildi. Geriye kalan 1 milyon 800 bin öğrenciye ise sokaklar adres gösterildi.

35 yıldır sokağa atılan milyonlarca öğrenciye kim sahip çıktı? Okuldan, okumaktan başka bir çaresi ve güvencesi olmayan bu gençler, kaderleri ile başbaşa bırakıldı. Hiçbir iktidar bugüne kadar sınavları kazanamayan bu gençlere yönelik ciddi programlar yapmadı. Bir alternatif sunmadı. Hepsi, şu veya bu şekilde kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kaldılar.

Eşitsiz bir sistemde, eşit bir sınav olamayacağı gerçeği gözardı edildiğinde, güya üniversite sınavları herkes için eşittir. Ama gerçek şudur ki; sınavlar eşitsizliği, adaletsizliği daha da büyütmekten başka bir sonuç vermez. Veremez. 12 Eylül'den önce Dev-Genç'in üniversite sınavlarıyla ilgili çıkardığı bir afişte şöyle denilmişti: "Eşit olmayanlara eşitmiş gibi davranma namussuzluğuna hayır!"

Evet, sınavlar, en özlü tanımıyla sistem açısından böyle bir namussuzluktur.

Sınavlar Gençliği İradesizleştirmektedir

Öğrencileri geliştirmeyi, onları ülkesinin ve halkının hizmetinde çeşitli görevleri üstlenmeye hazırlamayı esas alanı halk için eğitimde asıl unsur öğrencilerdir... Bu sistem, öğrencilerin yetenekleri, istekleriyle halkın ihtiyaçlarını bir potada birleştirir.

Bugünkü seçme sınavları üstüne oturtulan eğitim ise tam tersini yapmaktadır. Bir öğrencinin yetenekleri, istekleri, halkın ihtiyaçları hiç önemli değildir.

Üniversite'ye devam etmek en başta ekonomik olarak o külfeti karşılayacak kadar paraya sahip olmayı gerekli kılmaktadır. Zira eğitim paralı hale getirilmiştir. Ama bundan da önemlisi, öylesine eşitsiz bir sınavlar sistemi konmuştur ki, o sınavları kazanmak Çin seddini aşmak gibidir.

Herşeyin belirleyicisi 3 saat 15 dakikalık sınavlar olmuştur. Kazanamaması durumunda hiçbir alternatifi yoktur adeta. Tek çaresi, eğer maddi gücü varsa, yine okula gider gibi 2, 3, 4... yıl yeniden dersaneye gidecek ve yeniden sınavlara girecektir. O ekonomik gücü yoksa, asgari ücretten iş arayacaktır.

Kazanması durumunda ise tesadüfen girdiği bölümde okumak durumundadır. Açık ki, sınavlar, gençliği iradesizleştiriyor. Gençlerin düşüncelerine, eğilimlerine, iradeleriyle halkın ihtiyaçları arasında bir uyum sağlayarak gençlerin bunlara göre çeşitli mesleklere yönelmesini sağlayan bir sistem yoktur ortada.

Gençliğin iradesizleştirilmesi, yalnız sınav sistemiyle sınırlı değildir; öğrenci, tüm öğrenim yaşamı boyunca, sınıf geçmek için, mezun olmak için, düşüncelerinden tavizler vermek zorunda bırakılır. İradesi çiğnenen, "adam yerine" konmayan bir gençlik silik, güçsüz kişilikler olarak "yetiştirilir". Gençliğin geleceği rekabetçi, eşitsiz ve gençliği iradesiz kılan bir sınav sistemi ve kişiliksizleştirmeyi öğrenim yıllarında da sürdüren bir sistemle belirlenir.

Geçtiğimiz 35 yıl boyunca, hangi iktidar geldiyse bu çarpık sisteme sahip çıkmış ve onu sürdürmüştür.

Sınavlar, Adaletsiz Bir Eleme Sistemidir Elenenler, Yoksullardır

Sınav sistemi, 1974'ten beri eleme üzerine kurulmuştur.

Bu sistemi savunanlar, sistemin adaletsiz ve fırsatçı yanını gizlemek için; "herkese aynı sorular soruluyor", "herkese aynı süre veriliyor'' gerekçelerini ileri sürmüşlerdir. Güya "fırsat eşitliği" vardır.

Bu yıl üniversite sınavlarına girecek 2 milyonu aşkın kişinin aynı koşullarda olmadığı, bu "yarışa'' eşit başlamadıkları ortadadır. Hakkari'de, Erzincan'da, Artvin'de, Hatay'da bir lise de okuyanlar ile İstanbul'da bir kolej de eğitim görenler aynı eğitimi almaktan uzaktırlar.

Galatasaray Lisesi'nde okuyan bir öğrenci ile Dersim'in Hozat ilçesinde okuyan bir öğrenci arasında eğitim yönünden dağlar kadar fark vardır. Sahip oldukları imkanlar karşılaştırılamaz bile. Şimdi bu durumda olan 2 öğrenci nasıl olur da eşit olur?

Asıl olarak yoksul halkın çocukları çeşitli nedenlerden dolayı bu sınavlarda başarısız olmakta ve elenmektedirler. En başta yoksul olmaları bunun için temel bir nedendir. Zengin ailelerin çocukları gibi özel liselerde, paralı kolejlerde okuyamazlar. Yaşadıkları gecekondu evleri, çalışmalarına uygun değildir. Ekonomik sorunları nedeniyle öğrenciler de bir işte çalışmak zorundadırlar.

Okudukları liselerde kalabalık sınıflarda ve öğretmen eksikleriyle verilen yetersiz eğitim nedeniyle "yarışa" daha baştan eşitsiz koşullarda sokulurlar. Bu koşullarda girdikleri sınavda elenmek, kazanamamak doğal bir sonuçtur artık.

O nedenle yoksul ailelerin çocukları ile zengin ailelerin çocuklarının şanslarının eşit olduğunu, hepsi için "fırsat eşitliği" olduğunu iddia etmek bayağı bir demagojidir. Daha en başından sınavda zengin çocukları öndedir. Sınav sistemi böylesine acımasız ve eşitsiz bir eleme üzerine kurulmuş ve hep yoksul öğrencileri elemiştir. Mesele sadece "zeki olmak'', "akıllı olmak'', "çok çalışmak" ile ilgili değildir...

Son yıllarda kazanan öğrencilerin % 80'i Anadolu, fen ve özel liselerden mezun olanlardır. Buralarda okuyan ayrıcalıklı öğrencilerin kazanma yüzdesi, sistemdeki adaletsizliği ve namussuzluğu tartışmaya yer bırakmayacak şekilde ortaya koyuyor.

Sınavlar, Büyük Bir Ticari Sektör Yaratmıştır...

Sınav sisteminin görünmeyen yüzü bu alandaki sömürünün ulaştığı boyuttur. Her yıl sınavlar için alınan harçlar, toplanan paralar sonucu sistem kar edecek bir duruma gelmiştir. Sadece bu hafta sınava giren 5 milyon öğrenciden toplanan parayı bir düşünün.

Her yıl çeşitli sınavlar nedeniyle para toplayan sistem, hem onbinlerce öğrenciyi elemekte hem de adaletsiz bir biçimde onların sırtından para kazanmaktadır.

Sınavların açık bir sömürü alanı sektörü haline gelmesinin bir diğer biçimi de dersaneler olmuştur. Dersaneler, adeta sınavları kazanmak için olmazsa olmaz bir olgu haline getirilmiştir.

Eğitim-Sen İstanbul 2 No'lu şubenin hazırladığı bir raporda bu konuda çarpıcı bilgiler yer almaktadır. Dersane sömürüsünü gözler önüne seren rapor şu bilgileri veriyor:

SBS için hazırlanan bir aileye bu hazırlığın maliyeti yıllık, bin 200 TL' dir. ÖSS için yıllık maliyeti ise 2 bin 400 TL'dir. Sınavlar nedeniyle dersaneler de eğitim sisteminin zorunlu bir parçası haline getirilmiştir.

1975-76 yılında sayıları 157 olan özel dersanelerin, 2008-2009 yılında 4 bin 200 olmuştur. Öğrenci sayısı ise 1 milyon 150 bindir. Ve ÖSS'ye giren öğrencilerin yüzde 92'si dersanelere gitmektedir.

Ankara Ticaret Odası'nın dersanelerle ilgili yaptığı bir araştırmasına göre ise, 2004-2005 öğretim yılında dersanelere düşen pay 3 katrilyon liradır.

Böylesine büyük bir pazardır sınav sistemi... Bu sistem emekçi çocuklarını, yoksulları iliklerine kadar sömürerek yoluna devam ediyor.

Bencilleştiren, Apolitikleştiren Mekanizma

Sistem yıllardır öğrencileri sınavdan, dersten, dersaneden başını kaldıramaz duruma sokmuştur. Gencecik beyinlerin içi gereksiz bilgilerle doldurulurken gençler ülkelerinin ve halkın sorunlarından koparılmışlardır.

Okuldan eve, evden dersaneye uzanan bu mekanizma gencecik insanları ezen, tüketen bir cenderedir. yıllarını almış, onları tüketmiştir.

Ev, okul ve dersane üçgenine sıkıştırılan gençlik başını kaldıramaz hale getirilmiştir.

Yaşam hep sınavlar üzerine kurulmuştur. Evlerde tüm aile yaşamını bu sınavlara göre programlamaktadır. Bu yaşam içinde sosyal, siyasal bir faaliyet yürütmeye zaman yoktur.

Sınav her şey, tek amaç olmuştur. Bu kısır döngü içine sokulan o öğrenci doğal ki, etrafında olup biten hiçbir şeye ilgi duyamaz hale getirilmiştir. Sistemin de istediği budur: İlgisiz, bencil, sorumsuz ve sadece ders çalışan apolitik öğrenciler...

35 yıldır bir çok kez değişikliğe uğratıldı sınav sistemi. 2010 yılında tekrar değiştirileceği de açıklanmış durumda. Sınav ve eğitim sistemi, tekellerin, oligarşik devletin ihtiyaçlarına göre sürekli değiştirilmektedir. "Yap boz tahtası'' diye adlandırılan tablo bunun sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Sorun sadece her sene sistemin değişmesi değildir. Sorun sadece öğrencilerin "istedikleri" mesleklere yönlendirilememesi de değildir. Halkın ihtiyaçlarına, ülkenin ihtiyaçlarına göre bir eğitim sistemi kurulmadığı için, halk için eğitim anlayışıyla bir yönlendirme de yapılamaz.

Eğitimi paralı hale getiren, acımasız ve adaletsiz bir sınav ve eleme sistemi ile gençlerin milyonlarcasını sokaklara gönderen, alternatifsiz bırakan bir sistem, kuşku yok ki, gençliğe istediği geleceği veremez. Parası olanın okuduğu ve artık özel okulların temel eğitim sistemini oluşturduğu günümüzde tek çözüm bu adaletsiz sistemin değişmesidir.

Tekeller için değil, halk için; ticari değil parasız; YÖK sistemiyle değil, demokratik temellerde işleyen, herkesi yeteneklerine, isteklerine göre değerlendiren, halkın ihtiyaçlarını eğitimin temeline koyan ve gençlerini de buna göre eğiten bir eğitim sistemi için mücadele etmeliyiz. Bu, halk için bilim, halk için eğitim mücadelesini güçlendirmekle olacaktır.

Sınav sistemi, düzenin gençliğe giydirmeye çalıştığı bir tür deli gömleğidir; bu gömlek, gençliği kişiliksizleştirmekte, apolitikleştirmekte, sorumsuzlaştırmaktadır. Bu gömlek, tekelci burjuvazinin gençliğe diktiği bir gömlektir. Gençliği kuşatan, elini kolunu bağlayan bu gömlek, yırtılıp atılmalıdır... Bencil, düzenin istediği gibi apolitik bir gençlik değil, ülkesinin ve halkının sorunlarını sahiplenen bir gençlik olmak, buradan başlayacaktır.

SBS (Seviye Belirleme Sınavı)...
ÖSY (Öğrenci Seçme Yerleştirme)...
UASS (Üniversiteler Arası Seçme Sınavı)...
OKS (Ortaöğretim Kurumları Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı)...
LGS (Liseye Giriş Sınavı)...
ÖSS (Öğrenci Seçme Sınavı)...
Durmadan sınava sokuluyor.. Durmadan "seçiliyor"... Ve ortaya, bilinci çarpıtılmış, düşünce tarzı bozulmuş, bencilleştirilmiş, bireycileştirilmiş, apolitikleştirilmiş gençler çıkıyor...

Yürüyüş Sayı: 208