Bir devrim, sorumsuz sloganlar haykırarak değil, gerçek bir devrimci çalışma gerçekleştirerek yapılır. Eğer herkes zafere ulaşılacak tek ve gerçek yolu anlasaydı, herkes coşkulu bir örgüt çalışmasını gerçekleştirebilseydi, kavgayı yönetebilmek amacıyla her an kitlelerin duygularını tanımaya çalışarak halk mücadeleleri üzerinde yorulmadan ısrarla durulsaydı, ayaklanma ve zafer günü, genel olarak düşünüldüğünden çok daha yakın olurdu.
sosyalizm devrim video felsefe kızıldere şiir din hayyam marks Marksizm komünizm Lenin lenizm troçki che fidel castro küba yaşam cennet cehennem einstein evrim foto fotoğraf resim soyut müzik mp3 ahmet kaya şarkılar türkü selda bağcan grup yorum pentegram bulutsuzluk özlemi mor ve ötesi yazılar makaleler deniz gezmiş mahir çayan ibrahim kaypakkaya türkiye abd ab Avrupa grup kızıl ırmak devlet, devlet terörü seyid rıza dersim katliamı thkp-c tikko mlkp esp höc spartaküs babek isyanı pir sultan Meksika Devrimi ve Zapatistalar Hugo Chavez ve Venezüella Mustafa Suphi köle feodal kapitalist 1 mayıs işçi bayramı 8 mart emekçi kadınlar günü Vietnam devrimi Kemalizm 77 katliamı küçük armutlu gazi mahallesi Sivas Maraş çorum Tarsus Bahçelievler katliamı Laz Marks Ahmet arif ataol behram oğlu aziz nesin Behçet aysan can yücel Enver gökçe Hasan Hüseyin Korkmazgil Nevzat Çelik Nihat Behram Pablo Neruda Ruhi Su Yılmaz Güney Enternasyonel lilith yürüyüş tavır işkence engin ceber burjuva medya haber yalanları kitap ebook elektronik kitap radyo anadolununsesi radyosu enginceber.org agarhesapver.org tecrit f tipi hapsane hapis tutsak
Bu hafta yaklaşık 5 milyon gencimizin yaşamını belirleyecek, onların "kaderi''ni
ve geleceğini tayin edecek 2 sınav var; SBS ve ÖSS... Seviye Belirleme
Sınavları'na 3 milyon öğrenci girerken, Öğrenci Seçme Sınavı'na 2 milyon öğrenci
katılacak. Ve 5 milyon öğrencinin geleceğini 195 dakikalık (toplam 3 saat 15
dakika) sınavlar belirleyecek. milyon öğrencinin, en az onlar kadar
kaygılı ailelerini ve yakınlarını da hesaba katarsak, ülkemiz nüfusunun
neredeyse üçte biri bu hafta bu sınavlarla yatıp kalkacak. Bir öğrenciyi
düşünün, yaşama dair hiç bir güvencesi yok. O nedenle tek seçeneği "hangi bölüm
olursa olsun'' ama sınavları mutlaka kazanmaktır! Yeteneklerine,
isteklerine veya halkının ihtiyaçlarına göre değil, 195 dakikalık bir sınav
sonucu tesadüflerle kazanılan bölümler, başka çaresi ve güvencesi olmayan
öğrenciler için bir can simidi olacaktır.
Diğer taraftan yıllarca
okuyup, hatta dersanelere gidip kazanamamak da var. Sonuç, düzenin "hedef"
olarak gösterdiği ekonomik, sosyal statülere ulaşamamak ve işsizlik, açlık,
aşağılanmaktır.
1974 yılında başlatılan öğrenci seçme ve yerleştirme
sınavları, tam 35 yıldır aralıksız ve sık sık değiştirilerek sürdürülüyor. Bütün
bu yıllar boyunca milyonlarca öğrenci sınavları kazanamadığı için "işsizler
ordusu''na dahil edildi. Örneğin 2004 yılında 1.902.250 öğrenci ÖSYM'ye
başvurdu. Yaklaşık 2 milyon öğrenciden sadece 192.632 kişi bir lisans programına
yerleştirildi. Geriye kalan 1 milyon 800 bin öğrenciye ise sokaklar adres
gösterildi.
35 yıldır sokağa atılan milyonlarca öğrenciye kim sahip
çıktı? Okuldan, okumaktan başka bir çaresi ve güvencesi olmayan bu gençler,
kaderleri ile başbaşa bırakıldı. Hiçbir iktidar bugüne kadar sınavları
kazanamayan bu gençlere yönelik ciddi programlar yapmadı. Bir alternatif
sunmadı. Hepsi, şu veya bu şekilde kendi başlarının çaresine bakmak zorunda
kaldılar.
Eşitsiz bir sistemde, eşit bir sınav olamayacağı gerçeği
gözardı edildiğinde, güya üniversite sınavları herkes için eşittir. Ama gerçek
şudur ki; sınavlar eşitsizliği, adaletsizliği daha da büyütmekten başka bir
sonuç vermez. Veremez. 12 Eylül'den önce Dev-Genç'in üniversite sınavlarıyla
ilgili çıkardığı bir afişte şöyle denilmişti: "Eşit olmayanlara eşitmiş gibi
davranma namussuzluğuna hayır!"
Evet, sınavlar, en özlü tanımıyla sistem
açısından böyle bir namussuzluktur.
Sınavlar Gençliği
İradesizleştirmektedir
Öğrencileri geliştirmeyi, onları ülkesinin ve
halkının hizmetinde çeşitli görevleri üstlenmeye hazırlamayı esas alanı halk
için eğitimde asıl unsur öğrencilerdir... Bu sistem, öğrencilerin yetenekleri,
istekleriyle halkın ihtiyaçlarını bir potada birleştirir.
Bugünkü seçme
sınavları üstüne oturtulan eğitim ise tam tersini yapmaktadır. Bir öğrencinin
yetenekleri, istekleri, halkın ihtiyaçları hiç önemli değildir.
Üniversite'ye devam etmek en başta ekonomik olarak o külfeti
karşılayacak kadar paraya sahip olmayı gerekli kılmaktadır. Zira eğitim paralı
hale getirilmiştir. Ama bundan da önemlisi, öylesine eşitsiz bir sınavlar
sistemi konmuştur ki, o sınavları kazanmak Çin seddini aşmak gibidir.
Herşeyin belirleyicisi 3 saat 15 dakikalık sınavlar olmuştur.
Kazanamaması durumunda hiçbir alternatifi yoktur adeta. Tek çaresi, eğer maddi
gücü varsa, yine okula gider gibi 2, 3, 4... yıl yeniden dersaneye gidecek ve
yeniden sınavlara girecektir. O ekonomik gücü yoksa, asgari ücretten iş
arayacaktır.
Kazanması durumunda ise tesadüfen girdiği bölümde okumak
durumundadır. Açık ki, sınavlar, gençliği iradesizleştiriyor. Gençlerin
düşüncelerine, eğilimlerine, iradeleriyle halkın ihtiyaçları arasında bir uyum
sağlayarak gençlerin bunlara göre çeşitli mesleklere yönelmesini sağlayan bir
sistem yoktur ortada.
Gençliğin iradesizleştirilmesi, yalnız sınav
sistemiyle sınırlı değildir; öğrenci, tüm öğrenim yaşamı boyunca, sınıf geçmek
için, mezun olmak için, düşüncelerinden tavizler vermek zorunda bırakılır.
İradesi çiğnenen, "adam yerine" konmayan bir gençlik silik, güçsüz kişilikler
olarak "yetiştirilir". Gençliğin geleceği rekabetçi, eşitsiz ve gençliği
iradesiz kılan bir sınav sistemi ve kişiliksizleştirmeyi öğrenim yıllarında da
sürdüren bir sistemle belirlenir.
Geçtiğimiz 35 yıl boyunca, hangi
iktidar geldiyse bu çarpık sisteme sahip çıkmış ve onu sürdürmüştür.
Sınavlar, Adaletsiz Bir Eleme Sistemidir Elenenler,
Yoksullardır
Sınav sistemi, 1974'ten beri eleme üzerine kurulmuştur.
Bu sistemi savunanlar, sistemin adaletsiz ve fırsatçı yanını gizlemek
için; "herkese aynı sorular soruluyor", "herkese aynı süre veriliyor''
gerekçelerini ileri sürmüşlerdir. Güya "fırsat eşitliği" vardır.
Bu yıl
üniversite sınavlarına girecek 2 milyonu aşkın kişinin aynı koşullarda olmadığı,
bu "yarışa'' eşit başlamadıkları ortadadır. Hakkari'de, Erzincan'da, Artvin'de,
Hatay'da bir lise de okuyanlar ile İstanbul'da bir kolej de eğitim görenler aynı
eğitimi almaktan uzaktırlar.
Galatasaray Lisesi'nde okuyan bir öğrenci
ile Dersim'in Hozat ilçesinde okuyan bir öğrenci arasında eğitim yönünden dağlar
kadar fark vardır. Sahip oldukları imkanlar karşılaştırılamaz bile. Şimdi bu
durumda olan 2 öğrenci nasıl olur da eşit olur?
Asıl olarak yoksul
halkın çocukları çeşitli nedenlerden dolayı bu sınavlarda başarısız olmakta ve
elenmektedirler. En başta yoksul olmaları bunun için temel bir nedendir. Zengin
ailelerin çocukları gibi özel liselerde, paralı kolejlerde okuyamazlar.
Yaşadıkları gecekondu evleri, çalışmalarına uygun değildir. Ekonomik sorunları
nedeniyle öğrenciler de bir işte çalışmak zorundadırlar.
Okudukları
liselerde kalabalık sınıflarda ve öğretmen eksikleriyle verilen yetersiz eğitim
nedeniyle "yarışa" daha baştan eşitsiz koşullarda sokulurlar. Bu koşullarda
girdikleri sınavda elenmek, kazanamamak doğal bir sonuçtur artık.
O
nedenle yoksul ailelerin çocukları ile zengin ailelerin çocuklarının şanslarının
eşit olduğunu, hepsi için "fırsat eşitliği" olduğunu iddia etmek bayağı bir
demagojidir. Daha en başından sınavda zengin çocukları öndedir. Sınav sistemi
böylesine acımasız ve eşitsiz bir eleme üzerine kurulmuş ve hep yoksul
öğrencileri elemiştir. Mesele sadece "zeki olmak'', "akıllı olmak'', "çok
çalışmak" ile ilgili değildir...
Son yıllarda kazanan öğrencilerin %
80'i Anadolu, fen ve özel liselerden mezun olanlardır. Buralarda okuyan
ayrıcalıklı öğrencilerin kazanma yüzdesi, sistemdeki adaletsizliği ve
namussuzluğu tartışmaya yer bırakmayacak şekilde ortaya koyuyor.
Sınavlar, Büyük Bir Ticari Sektör Yaratmıştır...
Sınav sisteminin görünmeyen yüzü bu alandaki sömürünün ulaştığı
boyuttur. Her yıl sınavlar için alınan harçlar, toplanan paralar sonucu sistem
kar edecek bir duruma gelmiştir. Sadece bu hafta sınava giren 5 milyon
öğrenciden toplanan parayı bir düşünün.
Her yıl çeşitli sınavlar
nedeniyle para toplayan sistem, hem onbinlerce öğrenciyi elemekte hem de
adaletsiz bir biçimde onların sırtından para kazanmaktadır.
Sınavların
açık bir sömürü alanı sektörü haline gelmesinin bir diğer biçimi de dersaneler
olmuştur. Dersaneler, adeta sınavları kazanmak için olmazsa olmaz bir olgu
haline getirilmiştir.
Eğitim-Sen İstanbul 2 No'lu şubenin hazırladığı
bir raporda bu konuda çarpıcı bilgiler yer almaktadır. Dersane sömürüsünü gözler
önüne seren rapor şu bilgileri veriyor:
SBS için hazırlanan bir aileye
bu hazırlığın maliyeti yıllık, bin 200 TL' dir. ÖSS için yıllık maliyeti ise 2
bin 400 TL'dir. Sınavlar nedeniyle dersaneler de eğitim sisteminin zorunlu bir
parçası haline getirilmiştir.
1975-76 yılında sayıları 157 olan özel
dersanelerin, 2008-2009 yılında 4 bin 200 olmuştur. Öğrenci sayısı ise 1 milyon
150 bindir. Ve ÖSS'ye giren öğrencilerin yüzde 92'si dersanelere gitmektedir.
Ankara Ticaret Odası'nın dersanelerle ilgili yaptığı bir araştırmasına
göre ise, 2004-2005 öğretim yılında dersanelere düşen pay 3 katrilyon liradır.
Böylesine büyük bir pazardır sınav sistemi... Bu sistem emekçi
çocuklarını, yoksulları iliklerine kadar sömürerek yoluna devam ediyor.
Bencilleştiren, Apolitikleştiren Mekanizma
Sistem
yıllardır öğrencileri sınavdan, dersten, dersaneden başını kaldıramaz duruma
sokmuştur. Gencecik beyinlerin içi gereksiz bilgilerle doldurulurken gençler
ülkelerinin ve halkın sorunlarından koparılmışlardır.
Okuldan eve, evden
dersaneye uzanan bu mekanizma gencecik insanları ezen, tüketen bir cenderedir.
yıllarını almış, onları tüketmiştir.
Ev, okul ve dersane üçgenine
sıkıştırılan gençlik başını kaldıramaz hale getirilmiştir.
Yaşam hep
sınavlar üzerine kurulmuştur. Evlerde tüm aile yaşamını bu sınavlara göre
programlamaktadır. Bu yaşam içinde sosyal, siyasal bir faaliyet yürütmeye zaman
yoktur.
Sınav her şey, tek amaç olmuştur. Bu kısır döngü içine sokulan o
öğrenci doğal ki, etrafında olup biten hiçbir şeye ilgi duyamaz hale
getirilmiştir. Sistemin de istediği budur: İlgisiz, bencil, sorumsuz ve sadece
ders çalışan apolitik öğrenciler...
35 yıldır bir çok kez değişikliğe
uğratıldı sınav sistemi. 2010 yılında tekrar değiştirileceği de açıklanmış
durumda. Sınav ve eğitim sistemi, tekellerin, oligarşik devletin ihtiyaçlarına
göre sürekli değiştirilmektedir. "Yap boz tahtası'' diye adlandırılan tablo
bunun sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.
Sorun sadece her sene sistemin
değişmesi değildir. Sorun sadece öğrencilerin "istedikleri" mesleklere
yönlendirilememesi de değildir. Halkın ihtiyaçlarına, ülkenin ihtiyaçlarına göre
bir eğitim sistemi kurulmadığı için, halk için eğitim anlayışıyla bir
yönlendirme de yapılamaz.
Eğitimi paralı hale getiren, acımasız ve
adaletsiz bir sınav ve eleme sistemi ile gençlerin milyonlarcasını sokaklara
gönderen, alternatifsiz bırakan bir sistem, kuşku yok ki, gençliğe istediği
geleceği veremez. Parası olanın okuduğu ve artık özel okulların temel eğitim
sistemini oluşturduğu günümüzde tek çözüm bu adaletsiz sistemin değişmesidir.
Tekeller için değil, halk için; ticari değil parasız; YÖK sistemiyle
değil, demokratik temellerde işleyen, herkesi yeteneklerine, isteklerine göre
değerlendiren, halkın ihtiyaçlarını eğitimin temeline koyan ve gençlerini de
buna göre eğiten bir eğitim sistemi için mücadele etmeliyiz. Bu, halk için
bilim, halk için eğitim mücadelesini güçlendirmekle olacaktır.
Sınav
sistemi, düzenin gençliğe giydirmeye çalıştığı bir tür deli gömleğidir; bu
gömlek, gençliği kişiliksizleştirmekte, apolitikleştirmekte,
sorumsuzlaştırmaktadır. Bu gömlek, tekelci burjuvazinin gençliğe diktiği bir
gömlektir. Gençliği kuşatan, elini kolunu bağlayan bu gömlek, yırtılıp
atılmalıdır... Bencil, düzenin istediği gibi apolitik bir gençlik değil,
ülkesinin ve halkının sorunlarını sahiplenen bir gençlik olmak, buradan
başlayacaktır.
SBS (Seviye Belirleme Sınavı)... ÖSY (Öğrenci Seçme
Yerleştirme)... UASS (Üniversiteler Arası Seçme Sınavı)... OKS
(Ortaöğretim Kurumları Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı)... LGS (Liseye
Giriş Sınavı)... ÖSS (Öğrenci Seçme Sınavı)... Durmadan sınava
sokuluyor.. Durmadan "seçiliyor"... Ve ortaya, bilinci çarpıtılmış, düşünce
tarzı bozulmuş, bencilleştirilmiş, bireycileştirilmiş, apolitikleştirilmiş
gençler çıkıyor...